Kayıtlar

Haziran, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sordum Sarı Çiçeğe

Resim
Bugün yine canım fotoğraf çekmek istedi. Sarı çiçeğin iki resmini çektim.  Profesyonel değilim ama bence doğal olduğu için güzel. Bu arada her zamanki gibi resimler gayet büyük. 

Sordum sarı çiçeğe beni nasıl buluyorsun diye yüzüme bile bakmadı. Şu tavırlara da bakın hele...

Haram Domatesler

Resim
Sıcak bir Cumaydı. Öğleye az bir zaman kala dükkanı kapatıp camiye gittik. Caminin hemen altında, cami kapısına çıkan merdivenin önünde, ağabeyimin dükkanı vardı. Dükkanın önünde sebze-meyve kasaları diziliydi.

Ben orada öyle beklerken ezan okundu. Artık camiye çıkacaktım ki biri gelip domateslerin fiyatını sordu. Zaten fiyatını bilmiyordum ama adama "ezan okundu, bu saatten sonra satış yapamayız" dedim. Müşteri ne dediğimi anlamamış gibi "nee" diye sordu. Aslında duymuştu ama inanamıyordu, bana teyit ettirmek istiyordu. Ben de "Cuma günü, öğle ezanı okunduktan sonra alış veriş yapılmaz, haramdır" dedim. Adam sağ elini yukarı kaldırıp "yahu sen ne diyorsun, git işine şuradan" deyip gitti. Bunları söylerken de sesini epey bir yükseltti.

Zengin ol öyle gel

Resim
Bugün bir haber gördüm. 7.1 milyar lirası olan bir Türk hakkındaydı. Devlet böyle zenginlere çağrıda bulunmuş, "getir parayı, seni affedeyim" demiş.

Bu haberi görünce içimden "bir de zengin olmak vardı" diye kötü kötü şeyler geçirdim. Zengin olmak aslında güzel değil ama böyle  yönlerinin de hor görmemek lazım. Devlet bile "parayı getir seni affedeyim" diyorsa, demek ki zenginler için dünyadaki engeller o kadar da sorun değil.

Saçmalıyor muyum, hayır. İsterseniz çevrenizden de bunun farkına varabilirsiniz. Eğer dikkat ederseniz insanların birbirlerine yakınlıklarını da büyük ölçüde paranın belirlediğini görebilirsiniz. Parası olan bir kimsenin etrafındaki insanlarla, olmayan birinin etrafındakileri getirin gözünüzün önüne. Hiç dikkat etmediyseniz buna, o zaman gördüğünüz bir cenaze namazını hatırlayın. Gelen kişilerin ne tür araçlarla geldiğini, yüzlerindeki üzüntü işaretlerini.

Linux'ta Vcd Kopyalamak

Resim
Linux'ta vcd kopyalamak artık çok kolay. Yapmanız gereken sadece birkaç paket kurmak.

İlk önce şu paketleri kuruyoruz:  (Ubuntu'da denedim tüm paketler depoda var)

cdrdao cdrecord vcdimager 
Ardından K3b'yi kuruyoruz. K3b harika bir cd yazma programıdır. Ayrıca track cdlerinizi bu programla mp3 yapabilirsiniz.

K3b programını açıyoruz. Vcd'yi takınca sol sütunda Vcd belirecek. Ona tıklayınca sağda vcdimizin içeriğini göreceğiz. İşte burada yapmamız gereken Start Ripping butonuna basmak. (K3b'nin dili Türkçe olursa bu butonun adı farklı olabilir) Bizden kaydetmek istediğimiz yeri soracak. Seçtikten sonra da kaydetme işlemi birkaç dakika içinde bitiyor. Kayıtlar mpg biçiminde yapılıyor. 



Selvi Boylum, Eşek Gözlüm

Resim
Erkeğin de kadının da uzun boylusu makbuldür. Yalnız öyle her uzun boylu olana selvi boylum demek de doğru olmaz.

Mesela az önce sokakta gördüğüm bir genç bana selvi boylum yerine eşek boylumu hatırlattı. Çünkü boy ile çocuk arasında acayip bir tezat vardı. Sanki eskiden sakızmış da, bir şımarık kız onu uzatmış da uzatmış. Yok öyle demeyin. Tamam ben uzun boylu değilim ama hiç uzun boyluları kıskandığımı hatırlamıyorum. Hem ben, boy ile zekanın ters orantılı olduğuna inananlardanım.

Hayatımı Değiştiren Linux: Ubuntu

Resim
Ubuntu 9.04 beta kurmuştum bilgisayarıma. Ekran kartını kurduktan sonra ekran tam çözünürlükte ve parlak olunca, bana olduğundan birkaç kat daha güzel görünmüştü. Her ne kadar o zaman bu kavramları bilmesem de Gnome Kde3'ten çok daha güzeldi. O kadar çekici gelmişti ki bana kapatmak istemiyordum Ubuntu'yu.

Güzel olan sadece Gnome değildi elbette. Synaptic de Pisi'den iyiydi. Tamam belki daha kullanışlı değil ama içindeki kalabalık dahi insanı cezbetmeye yeterliydi.

ABD dışında ülke var mı?

Resim
Birleşmiş Milletler tüm ülke temsilcileri arasında bir araştırma yapmış. Katılan kişilere şu soruyu sormuş:

Tanrı aşkına, dünyanın ABD dışındaki ülkelerinde görülen gıda kıtlığı konusundaki kişisel görüşünüzü özgür bir biçimde açıklayınız lütfen.

Ülke temsilcilerinin cevapları değerlendirildikten sonra şu sonuç çıkmış:


Çin'de Tanrı aşkının ne olduğu bilinmiyor. Rusya'da özgür biçimde açıklamanın ne olduğu bilinmiyor.Afrika'da gıdanın ne olduğu bilinmiyor.Batı Avrupa'da kıtlığın ne olduğu bilinmiyor. Ortadoğu'da kişisel görüşün ne olduğu bilinmiyor. Güney Amerika'da lütfenin ne olduğu bilinmiyor.ABD'de de ABD dışı ülkelerin ne olduğu bilinmiyor.

Tilkinin Döndüğü Yer: Ubuntu

Resim
Kde dedim, Arch dedim, Pacman dedim, Mandriva dedim sonunda yine Ubuntu'ya kaldım.

Dün aniden gelen bir ilhamla istikametimi Debian'a çevirdim. Debian iyidir, hoştur, anadır, hızlıdır, kararlıdır dedim ama o da olmadı.

Malum ben gencim. Yaşlı abilerim gibi kararlı sürümünü kullanamam. Kullansam kullansam testing kullanırım dedim. Fortran Abi'nin verdiği linkten testing kde cdsini indirdim. Bölümleme kısmında hata aldım. 5-10 kere denedim ama başaramadım. Sonra yine Fortran Abi'nin tavsiyesiyle testing 1. cdyi indirdim. Gerçi Fortran Abi bana dvd ile dene demişti ama vaktim olmadığı için onu denedim. Ne yazık ki yine aynı hatayı aldım. Seçtiğim bölüm üzerinde ext3 veya ext4 oluşturalımıyor diye hata verdi.

Dalga Geçmeden Önce...

Resim
Geçenlerde bir resim gördüm. Resimde bir insanın yemek yiyişiyle dalga geçiliyordu. Aslında adam gayet normal yiyordu yemeğini. Elinde bir tavuk butu vardı ve iki eliyle tutmuş gayet normal, en azından insanlar için normal bir şekilde yiyor görünüyordu. Bu yiyişi bazı terbiyesiz insanlar almış, çatal bıçakla yemek yiyen bir başkasıyla karşılaştırmış ve elle yiyenle dalga geçiyorlardı.

Düşünmemek elde değil. Hepimizin anne-babası böyle yedi bu yemeği. Bu insanlar acaba büyüklerinden utanmadı mı?

Firefox'u 3.6.4'e Güncelledim

Resim
Mandriva 2010.1 RC2 kullanıyorum. Baktım ki Firefox'un yeni sürümü çıkmış deneyeyim dedim. Firefox'un sitesinden Linux için olan son sürümü indirdim. tar.bz2 uzantılı dosyanın içinde kurulum için bir şey yok anladığım kadarıyla. İnternette de aradım "kurmanıza gerek yok, tıklayın çalışıyor" diye yazıyordu.

Tabi ben bununla yetinmedim. Belki yanlış bir şeydir ya da daha kolay bir yolu vardır ama ben şu şekilde yaptım:

/usr/lib içindeki firefox-3.6.3 dizinini sildim ve yerine yeni indirdiğim arşivden çıkan dizini kopyaladım. Adını da firefox-3.6.3 olarak değiştirmek zorunda kaldım. İndirdiğim dizinde fazladan şeyler de var. Yalnız şu an güzel çalışıyor Firefox. Temalarım ve yer imlerim de kaybolmadı. Bir sorun olur diye sildiğim dizinin bir kopyasını da sakladım.

Bu işlemin öncesinde birçok şey denedim ama işe yaramadıkları için buraya yazmaya gerek yok.

Mp3 Çalara Güğümle Bas

Resim
Geçenlerde geziye gittiğimizde arkadaşlarımızdan biri yanında yeni bir icat olan bir mp3 çalar getirdi. Bu kullanışlı aletin özellikler şöyle:


İlk çıkan cep telefonlarından birazcık daha büyük. İki güzel ses çıkaran hoparlörü var.Nokia'nın telefonların en çok bulunan pilleriyle çalışıyor.Usb bellek ve flash disk takılabiliyor. 

Bu kullanışlı aletle yurdum insanının zekası birleşince bakın ortaya ne çıktı.

Okumayı Sürdürenler Başarılı Olur

Resim
Genelde ilköğretim çağında okumayı seven çocukların, ergenlik çağıyla birlikte ilgilerinin dağıldığı, günümüzün teknolojik araçlarına ilgi duydukları, bu nedenle de okumayı bıraktıkları gözleniyor. Elbette nedenler bu kadar da değildir. Yaşam koşulları, özellikle de orta öğretim çağından sonraki üniversite sınavı, çocuğun yolunu kesen, çocuğa okumayı unutturan etkenlerdir. Aslında okumayı sürdüren çocukların sınavlarda daha başarılı oldukları bir gerçektir. 


Bence de okumayı sürdüren bireylerin hayatta daha başarılı oldukları bir gerçektir. Daha ne diyeyim? Bu sözlere ne ekleyeyim?

Sudan bahanelerle okumayı erteleyenlere duyurulur!

En İyi Terzi

Resim
Bir sokakta dört terzi varmış. Bunlardan birinin vitrininde Dünyanın En İyi Terzisi yazıyormuş. Yanındaki dükkanın vitrininde Ülkenin En İyi Terzisi, üçüncü dükkanın vitrininden ise Şehrin En İyi Terzisi yazılıymış.

Dördüncüsü sokağın sonundaki küçük bir dükkanmış. Sahibi de haddini bilen, alçak gönüllü bir terziymiş. Düşünmüş taşınmış; hem alçak gönüllülüğü ifade edecek hem de düşünüldüğünde rakiplerinden üstün olduğunu ortaya koyacak bir levha yazıp iliştirmiş vitrinine.

Levhaya Sokağın En İyi Terzisi diye yazmış.

Tasarı yayınları, DGS deneme sınavı 5, soru 48

Sarışınlara Satış Yapmıyoruz

Resim
Kadının biri bir beyaz eşya dükkanına girip "şuradaki küçük beyaz televizyon ne kadar?" diye sormuş. Dükkan sahibi yaptığı işten başını kaldırmadan "hanımefendi biz sarışınlara satış yapmıyoruz."

Kadın şaşırmış ama sesini çıkarmamış. Gitmiş sonraki güne bir peruk takıp gelmiş. Yine aynı adama aynı şeyi sormuş ve yine adam aynı cevabı vermiş: "sarışınlara satış yapmıyoruz"

Kadın bu işe sinirlenmiş ve bir kuaföre giderek esmer olmak istediğini söylemiş. Üç gün sonra tam bir esmer olarak beyaz eşya dükkanına girmiş. Dükkan sahibine oradaki küçük beyaz televizyonu almak istediğini söylemiş ama dükkan sahibi yine o şok edici cevabı vermiş: "hanımefendi biz sarışınlara satış yapmıyoruz"

Kadının elleri iki yana açılmış. Arkasını dönüp gitmekte olan adamın arkasından "ama siz benim sarışın olduğumu nasıl anladınız?" demiş. Adam olduğu yerde yarım dönerek "hanımefendi, günlerdir almaya çalıştığınız şey mikrodalga fırın"

Facebookta pay…

Rahman'ın Kulları

Resim
.
Kurtubi şöyle demiştir:

Allah, Rahman'ın kullarını on bir özellikle nitelemiştir. Bunlar.

Tevazu (alçakgönüllülük,
Hilm (yumuşak huyluluk),
Teheccüd (gece namazı),
Korku (cehennem azabından duyulan korku),
İsraf ve cimriliği terk etmek,
Şirkten uzak olmak,
Zina ve katlden beri olmak,
Tevbe (günahlardan pişmanlık duyup affı için yalvarmak),
Yalandan korunmak,
Nasihatlari kabul etmek,
Allah'a yalvarmak (dua etmek).

Safvetüt tefasirden

Yaşamak veya Çalışmak

Resim
İnsanların çoğu hayatı yaşamıyor, sanki seyrediyor. İş bulup çalışmak, ev, araba edinmek ,çocuk yetiştirmek, onları daha iyi eğitmek derken hayat akıp geçiyor. Hep yarına, emekliliklerine yatırım yapıp duruyorlar. Duygularını bastırıyor, sahip olma dürtüsüyle değerlerini yitiriyorlar. Sevdiklerine, dostlarına giderek daha az zaman ayırıyorlar. Onlara dokunmak, "Bak hayat akıp gidiyor ve sen daha hiçbir şey yaşamadın." demek, onları hayata karşı kışkırtmak istiyorum. İşte yazmak benim için insanlara "Hayata katılın, siz de yaşayın, onu elinizden kaçırmayın." demenin bir yoludur. 


Bir paragraf insanın hayatını değiştirebilir mi...

Hayata gözlerimizi açtığımızda, dünyayı şu anda gördüğümüz gibi görmeseydik. Anlamaya başladığımızda, büyüklerimizin geçinmek için her şeylerinden fedakarlık ettiğini anlamasaydık. Büyüdüğümüzde ailelerimiz bize "çalış, para kazan, hayatını kurtar" yerine, "insan ol, sevgiyi keşfet, ne için yaratıldığını unutma" desel…

Okumak Anlamaktır

Resim
Genelde ilköğretim çağında okumayı seven çocukların, ergenlik çağıyla birlikte ilgilerinin dağıldığı, günümüzün teknolojik araçlarına ilgi duydukları, bu nedenle de okumayı bıraktıkları gözlemleniyor.


Elbette nedenler bu kadar da değildir. Yaşam koşulları, özellikle de orta öğretim çağından sonraki üniversite sınavı çocuğun yolunu kesen, çocuğa okumayı unutturan etkenlerdir. Aslında okumayı sürdüren çocukların sınavlarda daha başarılı oldukları da bir gerçektir. 


Yine Dgs denemesinden bir paragraf. Yine kim bilir hangi yazardan alıntılanmış bir gerçek. Bir acı gerçek.

Ne diyeyim, ne konuşayım bu paragraf üstüne. Okumak anlamaktır demişler, gerçekten de öyledir. Okumanın sınav için ne kadar gerekli olduğunu anlamayanlar, eğer yeteri kadar okumuş olsalardı belki anlarlardı.

Okumalıyız, adam olmak için, sevmek için, insan olmak için, kazanmak için, faydalı olmak için, yükselmek için. En önemlisi de anlamak için.

Özgürlüğü tavuktan öğrenmek

Resim
Bizim tavuklarımız var. Büyüyorlar kesiyoruz, bir iki tanesi civciv çıkarıyor bu sefer onları besliyoruz. Onlar büyüyünce onları da kesiyoruz.

Bu şekilde geçirdiğimiz bir iki dönemde bir şey dikkatimi çekti. Büyümeye başlayan tavuklardan bir iki tanesi kesinlikle, ama kesinlikle tel örgüler arkasında duramıyor. Ne yaparsak yapalım her seferinde en az biri muhakkak dışarı çıkmanın bir yolunu buluyor.

Geçen dönem bir tanesi ağaçta gecelemeye alışmıştı. Onu bağladık olmadı, tel örgünün, tavukların çıkabileceği her yerini kontrol ettik, çıkacakları bir yer bırakmadık, yine olmadı. Bu hayvan bir yolunu buldu çıktı. Ağaçta bir kuş gibi geceledi.

George Bush Evimize Geldi

Resim
George Bush, iki devlet başkanı ve birkaç seçkin gazeteci evimize geldiler. Evimizin salonunda oturdular. Biraz konuştular. Onlar konuşurken korumalar bahçede bekliyorlardı.

Bush'un Kürtçe konuştuğunu görünce şaşırdım. Türkçe ve Kürtçe bildiğini de öğrenmiş oldum. Kendisi söyledi Kürtçe'yi daha iyi konuşuyormuş.

Konuşmasını dinleyenlerden biri sözünü kesince hemen bir koruma içeri girdi ve Bush'a konuşandan rahatsız olup olmadığını sordu. Kulağında kulaklık vardı. Hani Hollywood filmlerinde olur ya işte ondan.

İçim Rahat Değil

Resim
Köyün birinde, işini bilen, zeki bir ağa varmış. Bazı köylerde suya ulaşmak zor olduğu için, geniş bir çukur kazarlar, içine yağmurla dolan suyu kullanırlarmış.

Bir sudan abdest alınması için suyun kulleteyn miktarında olması yeterlidir. Köyün suyu da kulleteynden daha çokmuş ve köylüler abdest için o suyu kullanıyorlarmış. Suyun rengi zamanla bulanıklaşmış.

Köylere eskiden resmi imamlar değil de fahri imamlar gelirmiş.

Yine bir seferinde bir imam gelmiş. Ağa almış imamı götürmüş bu suyun kenarına. İmam Efendi demiş, "bu su nasıldır?"  İmam, "Ağam su abdest almak için uygundur" demiş. Ağa "Ama benim içim rahat değil", İmam "siz öyle diyorsanız öyledir ağam"

Ağa İmamı derhal kovmuş. Eğer bir imam benden korktuğu için şeriatın kesin hükümlerinden vazgeçiyorsa, bana lazım değil diye düşünmüş.

Bu şekilde bir iki imam daha gelmiş, gelenler de bu imam gibi ağanın isteğine göre cevap vermişler. Ağa da hepsini kovmuş.

En son bir imam daha gelmiş, ağa al…

Hayatımı Değiştiren Linux: Pardus

Resim
Pardus indirip kuracaktım ama bir sorun vardı. Defalarca yazdırmama rağmen bir türlü kurulum %67'yi geçememişti. (Hala rakamı tam hatırlamam, Linux'tan ne kadar etkilendiğimin önemli bir kanıtıdır) İrc kanalından yardım istedim bazıları yavaş yaz dedi. Dvdye yazdım yine olmadı. En son bir arkadaş bana Md5 diye bir şeyin varlığından bahsetti. Kontrol ettiğimizde isa Flashget'e rağmen iso dosyasının yanlış indiğini fark ettik. 

Yeniden indirip, kurup, Pardus'a ve Gnu/Linux dünyasına adımımı attım. Bilirsiniz ilk başlarda çok zordur. Gözleriniz olmasına rağmen körsünüzdür; elleriniz sağlam olmasına rağmen felçli gibi hareket edersiniz.





Biz Kardeş Miyiz?

Resim
Nedir bu kavga telaş
Hele gel biraz yanaş
Olmuyor ki sevgisiz.

Adem ile Havva'dan
Ta ki Kalu Bela'dan
Biz kardeş değil miyiz?

Diyor Uğur Işılak. Ben de sorayım biz kardeş miyiz? İşin aslına bakarsanız kardeş olmak da kavgaya engel değil. Ana-baba bir kardeşlerin birbirlerini öldürdüklerini de gördük.

Nasıl ki sadece ben Linux severim diyerek Linux sever olunmuyorsa, aynen öyle biz kardeşiz demekle, ya da ana ve babanın bir olmasıyla da insanlar kardeş olmuyor.

Kardeş olmak her şeyden önce sevgi gerektirir.

Kaşığı Kap da Gel

Resim
Pikniğe giderken bir arkadaş, babasının başından geçen bir olayı anlattı. Ben de onu fıkra tarzında eklemek istedim:

İki kişi yolculuk ediyorlarmış. Eskiden her köye yol ve araç olmadığı için yürüyerek gidiyorlarmış. Bir köyün yakınında yaşlı bir adamın, nehir kenarında, ekmek ve ayran yediğini görmüşler. Adam onları da buyur etmiş. Onlar da oturup yaşlı adamla beraber yemeye başlamışlar.

Yaşlı adam ayranın azaldığını görünce, misafirlerinden genç olana "yeğeen su ekle" demiş. Yeğen biraz su eklemiş, biraz sonra yine "yeğeen ekle" demiş. Yeğen yine eklemiş, bir daha, bir daha derken yeğen bakmış ayran artık rengi hafiften beyaz bir su oluyor. İçinden, "Yaşlı adama bir şaka yapayım da öyle gidelim" diyerek almış ayran tasını nehre boşaltmış, elindeki kaşığı nehre daldırarak "dayı kaşığı kap da gel" demiş.

Piknikte Fotoğraf Çektim

Resim
Dün pikniğe gitti. Gayet güzeldi, epey de bir stres attık. Yalnız şu an her yerim tutulmuş durumda. Hareket edince ağrıyorum. Neyse biraz da fotoğraf çektim. Belki işe yararlar diye ama bilmiyorum, sanki güzel olmadılar.





Gittiğimiz yere Çemé Reş diyorlar. Yanında Reşan diye bir köy var herhalde oradan geliyor adı. Reş siyah demek ama galiba onunla bir alakası yok.

Google Erişim Ipleri

Resim
Bugünlerde Google'ın bazı hizmetlerini açmakta zorlanıyorum. Dns değiştirmeme rağmen Youtube açılmıyor mesela. E uyarı da vermiyor. Bekliyor, bekliyor, ulaşılamıyor diyor.

Dediler ki bazı ip adresleri var onları hosts dosyasının içine atacaksın, her şey tıkır tıkır çalışacak dediler. Ben de yaptım çalıştı. Sağ olsun Friendfeed'de bir arkadaş bu ipleri paylaştı. 
Bu ip numaraları dünden beri üçüncü kez bana lazım oldukları için onları güvenli bir yere saklamam gerektiğine kanaat getirdim. Buraya kopyalayayım ki bir daha lazım olduğunda aramayayım. Hem başka ihtiyacı olan olursa da gelip burada bulabilir.

Başbakan Ampule Kamera Koymuş

Resim
Geçen yıl mıydı önceki miydi tam hatırlamıyorum. Milli Eğitim Bakanlığı bizim buralarda tasarruf ampulü kampanyası düzenlemişti. Bir sarı ampul getirene bir tasarruf ampulü veriyorlardı.

Tasarruf iyidir hem bizim için hem de ülke ekonomisi için önemlidir. Tasarruftan anlamayan bazıları bu kampanyayı öyle bir çarpıttılar ki eski kavimlerin batıl inançları bile bunun yanında mantıklı kalır.

Bu ampullerin amacının, Kürt halkını gözetlemek olduğunu iddia etti bazı sözüm ona Kürt ırkçıları. Başbakan Erdoğan bu ampullere kamera koymuş, ve herkesin evini gözetlemek için de bozuk ampullerin karşılığında bize dağıtmıştı.

Exper'in Hediye Reklamı

Resim
Geçenlerde dilin korunması hakkında bir şeyler karalamıştım. Bir arkadaş da gelmiş, görmüş ve altına "benim gibi düşünenler artıyor" şeklinde de bir yorum yazmıştı. Kendi yazdığı, ilgili bir yazıya da link vermişti. Gidip baktım o da diğer birçok kişi gibi gidişattan endişe duyuyor. Bir de daha açıklamadığı bir projesi varmış.

Biz böyle bununla ilgilenirken televizyonda yayınlanan bir reklam ilgimi çekti. Diziler Türkçe'yi bozma yarışında en ön saflarda mücadele ediyorlar. Reklamlar da bu mücadeleye katılırsa çok kısa zamanda Türkçe yabancı dil olarak okullarda öğretilmeye başlayacak herhalde.

Tatlı Cuma Telaşı

Resim
Cuma günlerini seviyorum. Bildiğim kadarıyla herkes seviyor.

Benim gibi insanlar bayram olduğu için seviyor; bazıları da son iş günü olduğu için... Kimileri de hem bayram hem de son iş günü olduğu için seviyorlar.

Cuma günleri güzeldir ama hızlı geçer benim için. Sabah geç kalkarsam camiye geç kalabilirim de. Kolay değil, tırnaklar kesilecek, banyo yapılacak, sakal düzeltilecek, elbiseler ütülenecek... Tüm bu işleri yapana kadar saat 12'yi geçiyor. Arada çalışma da var tabi.

Blogger'den Tasarım Sürprizi

Resim
Bu sabah blogumun kumanda panelini açtım ki bir de ne göreyim "Yeni tasarımları deneyin" diye bir yazı... Olsa olsa eski önceki temalara benzer başka temalar eklenmiştir diye öyle pek de heyecanlanmadım ama açıp da bakınca gözlerim faltaşı gibi açıldı.

Çok güzel yeni tasarımlar eklenmişti ve denemek de farklı bir şekle büründürülmüştü. Kde'yi sevmemin nedenlerinde biri olan saydamlığı bazı temalarda görünce aklım başımdan gitti. Ne diyeceğimi bilemedim. Wordpress temaları daha güzel diye düşünürken bu temalar resmen beni ters köşeye yatırdı.

Siyah zemin üstüne beyaz yazı şeklindeki tasarımları sevmem ama şimdi seçtiğim temanın hem saydam olması hem de arkadaki su damlaları bana o kadar güzel göründü ki başkasını seçemedim. Gerçi daha tam karar vermiş değilim. Sanırım bir süre bunu kullanacağım.

Bakalım önümüzdeki günler bize ne gibi güzellikler getirecek.

Yabancı Kelime Hastalığı

Resim
Otomobili park ederken üniversitenin bahçesindeki görevli "Stikırınız var mı?" diye soruyor. Hem de yazıldığı gibi değil, "stikır" söyleşiyiyle soruyor. Ne demek o dersek o zaman cahilliğimize sayıp "araç tanıtım kartı" diye açıklamaya yapıyor. Üç kelimeden oluşsa ve söyleyişi uzun olsa bile "araç tanıtım kartı" bize daha yakın geliyor. Şu yabancı kelime kullanma hastalığından ne zaman kurtulacağız?

Yukarıdaki paragrafı bir Dgs denemesinden aldım. Bu yönde içimi dökmem gereken şeyler olduğundan paylaşmak istedim.

Biz, konumumuz gereği iki dil biliriz. Ailede ayrı konuşuruz, okula gidince de ikinci dili öğreniriz. Bu bizim için önemli bir sorun olagelmiştir. Aile'de konuştuğumuz dili koruyacak bir kurum olmadığı için gittikçe bozulurken; okulda öğrendiğimiz dili de daima konuşmadığımız için biz bozuk öğrendik.

Firefox'suz Olmuyor

Resim
Kar Bilişim diye bir hosting firması vardı. Çalıştığım firmayla küçük bir sorun yaşadığım için onlardan host aldım. Ben onları nasıl bulduğumu hatırlamıyorum ama onların beni arayıp işi beş dakikada bitirdiklerini hatırlıyorum.

Bu firmanın bürosu bizim buradaydı. Bunlarla, daha önceki firmadan çok daha fazla sorun yaşadığım için bazen bürolarına gitmek zorunda kalıyordum.

Bir Zalim, Başka Bir Zalimin Eliyle...

Resim
Hz. İsa'ya yaptıkları ihanet ve zulmü, daha sonra ilk Hristiyanların üzerinde de devam ettiren şımarık ve azgın Kudüs Yahudileri, en sonundan zulüm yeteneğinde kimsenin kendisiyle yarışa cesaret edemeyeceği bir kayaya başlarını çarparlar: Roma İmparatorluğu!!!

Kudüsteki Romalı yöneticilere başkaldırmaları, Neron'un Roma İmparatoru omasına kadar cidd bir karşılık alamasa da Neron tarihsel ünüyle kendisini gösterir. Kudüs üzerine saldığı ordu, halkın tamamına yakınını kılıçtan geçirdikten sonra, şehrin ünlü mabedini de yerle bir eder. Tarih yetmiş yılını göstermektedir. Ve o günkü yıkımdan bugün geriye kalan sadece bir Ağlama duvarıdır.

Blogger'den WP'ye; WP'den Blogger'e

Resim
Blog'un tam olarak ne olduğunu bilmediğim bir zamanda kendime bu blogu açmıştım. (Şimdi de bilmiyorum ama çaktırmayın) Ara sıra bir şeyler yazarım demiştim ama vakit yoktu yazamıyordum.

Zaman geçti, vaktim oldu, yazmaya karar verdim. Aslında İnternet başında geçireceğim boş vaktim oldu diyelim. Bu vakti bir şeylere harcamam gerekiyordu ama ne yapacağımı bilemiyordum. En sonunda bloguma bir şeyler yazmaya karar verdim. Beceremesem de yazmak güzel şey. Sonuçta bir kaygın yok, öööyle yazıyorsun. İnsanı rahatlatıyor. Psikolog gibi mübarek :)

İşte bu bloga yazacaktım ama baktım ki Wordpress diye bir şey var ve görünümü ve araçları falan daha güzel. Dur dedim ona yazayım. Blogu buradan oraya aktardım. Birkaç gün yazdım. Bir sorun oldu aramızda, yazı yazıyorum yayımla diyorum blogumla olan bağlantım kesiliyor. Öyle oldu mu da belli bir süre hiç giremiyorum. Firefox böyle bir site yok diyor. Kitap değil ki bu, içten geliyor, parmaklar yazıyor. Bağlantı kesildi deyince kaybolan yazıyı ben …

Bir karar ver ey hava

Resim
Kendin için bir şeyler yapmaya çalıştın zaman hep karşına engeller çıkar. Sanki etrafındaki her şey sana engel olmaya çalışıyormuş da hep beraber planlı bir çalışmayla sana karşı gizli bir operasyon yürütüyorlarmış gibi hissedersin.

Bana da öyle oldu. Tamam; televizyon, ailem, friendfeed, shiftdelete, Linux dağıtımlarını deneme merakı gibi şeylerin engellemesini anlıyorum da bu havanın benimle ne derdi var, onu anlamıyorum.

Bu sene bir türlü hava sıcaklığını nasıl ayarlayacağına karar vermedi gitti. Sabah sıcak, akşam soğuk... Birgün sıcak birgün soğuk... Nereden soğuk kaptığımı da fark etmiyorum, bir bakıyorum kitap okurken veya soru çözerken kafam zonkluyor. Anlayamıyorum, anlamak için zorladığımda ise kendimi çok yorgun hissediyorum.

Böyle olunca da okuyamıyorum. Hadi birgün, ikigün olsa bir şey olmaz, o da tatil olsun der geçerim ama bu sene o kadar çok oldu ki düzen diye bir şey kalmadı çalışmalarımda. Ben yarın DGS'de ne yapacağım? Düzenli okuduğum kitabın ikinci cildinde ta…

Şeytanın Çalışma Yöntemi

Resim
Taviz vermek hakkında düşününce aklıma Türk Dil Kurumunun sözlüğüne bakmak geldi. TDK'ya tavizi sorduğumda bana ödün dedi. Ödünü de daha çok savaşla bağdaştırarak "Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme, ödünleme" olarak gösterdi bana. Ben ödünü şeytanın çalışma yöntemi olarak tevil etmeyi düşünmüşken bu anlam benim daha çok işime yaradı.

Biz her ne kadar farkında olmasak da bir savaş durumundayız hayatımızın her anında. Cennetten atılmamıza neden olan Şeytan, dünya yüzeyinde de çok ciddi bir çalışmayla, insani duygularımızla, kıyasıya çarpışıyor. Bu çalışmasında en önemli silahlarından biri kuşkusuz ödün...

İnsana direkt olarak yaptıramadığı, hatta teklif bile edemediği şeyleri, insanın verdiği ödünlerden yararlanarak insana yaptırabiliyor. İşinde çok tecrübeli. Yüzyılların tecrübesiyle, biz acemilere saldırıyor ve hayatımızın hiçbir alanında başarılı olamamamız bize, belirlediğimiz hedeflerden ödünler verdiriy…

Bismil Tavası

Resim
Bizim buraların çok meşhur bir tavası varmış. Bismil tavası çok lezzetliymiş. Çocukluğumdan beri yerim ama meşhur olduğunu bilmiyordum. Ben Bismil'in sadece faizcileriyle meşhur olduğunu sanıyordum demek ki Türkiye'ye kazandırdığımız bir lezzetimiz de varmış.

Tava dediğimiz şeye gelince: 5-6 kişilik yemek için, bir yetişkinin kollarını ileri doğru açıp, iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek oluşturduğu yuvarlak çapında bir tava tercih edilir. Tavanın genişliği olumludur ama, ne kadar geniş olursa yemek o kadar kuru olur. Tava mümkünse aliminyum tercih edilir.

Malzemeler de; yazın çok rahat bulunan, domates, biber, ve ettir. Normal şartlarda kuzu eti olmalıdır ama son yıllarda kuzu eti çok pahalı olduğu için tavuk etiyle yapıp, 100 gram kadar kuyruk yağı katarak lezzeti sağlamaya çalışıyoruz. Aslında çok fark ediyor ama hani derler ya insan mecburiyetten tavuk eti bile yer, bu durum bu sözün tam tezahürü olsa gerek.

Hazırlanışı gayet basittir. Lezzetli olması için çok çeş…

Kim Ödeyecek?

Resim
Üç arkadaş bir lokantaya gitmişler. Oturmuşlar bir güzel yemişler içmişler. Sıra hesabı ödemeye gelmiş. İçlerinden biri eline cebine atmış, diğeri hemen atılmış, "yok vallahi olmaz sen ödeyemezsin" demiş. Vallahi deyince yemin içmiş olduğu için ödemekten vazgeçmek zorunda kalmış. İkinci arkadaş birincisini engellediği için, hesap ödeme işi ona kalmış ama birinci arkadaş onun yaptığının aynısını yaparak ödemesine engel olmuş.

İkisi beraber üçüncü arkadaşa bakmışlar, acaba elini cebine atacak mı diye, Üçüncü arkadaş:
"Ne bakıyorsunuz vallahi ben de ödemeyeceğim" demiş.

Cami mi çok; namaz kılan mı yok?

Resim
Dün bir feed gördüm, "neden bu kadar çok cami var" diye. Yapılan yorumlardan bazıları da bu feed'i destekler nitelikteydi. Bu kadar cami yapılacağına, okullar, yetimhaneler falan açılsın diyenler vardı.

Aslında Camilere verilen paralarla okul vb. yapılar için ayrılan paralar arasında herhangi bir bağlantı yok ama asıl tehlike para konusunda değil, insanlara camilerin fazla olduğunu hissettiren sorunda.

Bu tehlikeyi iki farklı boyuttan açıklayabiliriz:

Birincisi insanlar kendi değerlerine o kadar yabancılaştı ki artık camiler, yerlerinde kıpırdamadan duran abideler, onlara rahatsızlık verebiliyor. Düşünebiliyor musunuz, bu kadar yapı varken, hem de çok çirkin yapılar varken, boş yere duran binalar varken, kendine müslüman diyen biri, bir müslüman ülkesinde, müslümanların en önemli yapısı, olmazsa olmazı olan camiler için neden bu kadar çoklar diyebiliyor.

İkincisi de, ki bu çok büyük bir tehlikedir: Demek ki o kadar az insan namaz kılıyor ki, camilerin bomboş olması bazı …

Dünya Çevre Günü

Resim
Çevreyi koruyalım dendi mi aklıma hep çöp gelir. Sanırım cahilliğimden kaynaklanıyor daha önce hiç çevre günü hakkında bir şey okumamıştım, bir program izlememiştim. İzlemişsem de hatırlamıyorum.
Çöp dedim ya, çevreye çöp atmamak için çabaladığımı dahi biliyorum. Hani diyorum ya aklıma hep çöp atmak geliyor çevre ile ilgili bir şey duyunca, doğal olarak da bugün yine aklıma hikayelerim geldi. Ama anlatmayacağım, çünkü hemen hemen hepimizin başından geçmiştir öyle olaylar.

İşte bugün çevre koruma hakkında biraz aydınlandım. Bazı web sitelerine baktım, program seyrediyorum şu an. Diyorlar ki; Çamaşır suyu ile orayı burayı temizlemeyin. Çamaşır suyu çok zararlıymış, suda çözülmüyormuş.

Bisiklet kullanın diyorlar. Niye, araba kullanınca her kilometrede bilmem ne kadar zehirli bir gaz karıştırıyormuşuz havaya. Beton binalar olmasın, ağaç dikelim gibi güzel şeyler anlatıyorlar.

Hatta Tema bilmem kaç yıldır Türkiye Çöl Olmasın diye bir kampanya yürütüyormuş.

Gürültü kirliği olmasın, arabaları…

Bırak Dağınık Kalsın

Resim
Kafasında sadece üç tel saç olan bir adam berbere gitmiş. "Saçımı tara" demiş berbere.  Berber sağa taramış kalan üç kıldan biri dökülmüş, diğer tarafa taramış kılın biri daha düşmüş. Adam bakmış saç kalmayacak can havliyle "ne yapıyorsun arkadaşım bırak bırak, bırak dağınık kalsın" demiş.

Düşünüyorum da kellik o kadar da kötü bir şey değil. Kafasında saçı olmayanlar için diyorum bu fıkradan dolayı bir üzüntü duymanıza gerek yok. Ne demişler Çalışan demir pas; çalışan kafa saç tutmaz.

İncirlerimiz Tutmaya Başladı

Resim
Bu sene kendi incirlerimizi yiyebileceğiz İnşallah.



Resim çok büyük, hoşunuza gittiyse indirmek bedava :)

Zenwalk Kurdum

Resim
Linux'u seviyorum, niye mi; çünkü çok güzel.

Yaklaşık iki aydır Mandriva'nın yeni sürümünün çıkmasını bekliyorum. Normal şartlarda 3 Haziranda çıkmalıydı ama bazı hataların düzeltilmesi için ertelendi. Bugün yarın çıkacak deniyor.

Önceleri Arch kullanıyordum. Gayet güzel ve hızlı bir dağıtım. Güncellemerle tüm yenilikleri anında kullanabiliyorsunuz. Ben en çok bu yönünü seviyorum Arch Linux'un. Arch'la iyi gidiyorduk ama sanırım o beni sevmedi. Dizüstü bilgisayarımla sorunları olmuş olacak ki ara sıra kapanıyordu. Sonra donmaya başladı. Sanırım kernel'in bir  aygıtımla ilgili bir rahatsızlığı vardı.

Ben de nasıl olsa Mandriva kuracağım diye Debian'ı bu arada denerim dedim. Ama maalesef onu sevemedim. Debian kararlı ve bu kadar kararlılık benim gibi genç bir insan için fazla. Debian'ı kullanamayacağımı anlayınca elimde hazır olan PclinuxOs kurdum, o da olmadı çünkü bence iyi bir dağıtım değil. Mandriva çakması diyebileceğim kadar beni rahatsız etti. Geçenler…

Konsoldan DNS değiştirmek

Resim
Dns değiştirmek artık bir gereklilik. Ülkemizde internet kullanmak engellenmeye doğru gidiyor. Hergün engellenen yeni sitelerle karşı karşıyayız. Şimdi de Google'ın IP'lerinin engellenmesi gündemde.

Biz Linux kullanıcıları Dns değiştirme işini farklı yollardan yapabiliyoruz. İster arayüzden ister resolv.conf dosyasını düzenleyerek bunu sağlamak bizim için mümkün.

Arayüzden değiştirmek çok kolay bir yöntem. Herkesin bunu bildiğini düşünüyorum. Zaten Friendfeed'den bir arkadaşın deyimiyle "artık hepimiz kendi çapımızda bir mühendis olduk".

Resolv.conf dosyasını düzenlemeye gelince: Resolv.conf dosyasını düzenlemek aslında çok basit, nameserver'in karşısına dns adresini yazıyoruz oluyor bitiyor. :)

nameserver 208.67.222.222
nameserver 208.67.220.220

Eğer buraya nasıl ulaşacağınızı bilmiyorsanız yapmanız gereken bir konsol açıp root olduktan sonra nano /etc/resolv.conf komutunu vermekten başka bir şey değil. Açılan dosyayı kaydetmek için ctrl+x komutunu veriyoruz.…

Hayatımı Değiştiren Linux: Tanışma

Resim
Ben küçükken abimin bir arkadaşı "insan ya sayısalcı doğar ya da sözelci" demişti. Ben de bu görüşe katılıyorum. Çünkü hemen hemen hiçbir etki olmadan çocuklar Türkçe ve Matematik dersleri arasında tercih yapabiliyorlar.

İşte ben de sanırm bilişimi seven biri olarak doğmuşum. Küçük yaşları hatırlamıyorum ama şu şekilde ispatlayabilirim bu sevgimi: Bilirsiniz, yeni bir bilgisayar alınca belli bir süre insan klavyeyle zorlanma süreci yaşar. Alışana kadar harf harf ve başı hep önünde yazar. İşte ben bunu sadece bir kez yaşadım. Bir internet kahvesine gittim ve yazamamak zoruma gitmiş olacak ki bir kağıda klavyenin aynısını çizdim ve oturup çalışmaya başladım. Evet kağıda tuşlara tıklayarak on parmağımla yazmayı öğreniyordum. Hem de bir iki saat değil günlerce... Neyse ki daha sonra peron'un çıkışında 1 liraya (o zaman bir milyondu) satılan bozuk klavyelerden bir tane alıp

Telefonun İcadı: Erken Kalkan Çok Yol Alır

Resim
Alexander Graham Bell tarihe telefonu icad eden insan olarak geçmiştir. Herkes böyle bilir. Doğrudur da...

Fakat herkesin bilmediği küçük bir ayrıntı vardır: 1876 Şubatında Elisha Gray adında bir mucit de Bell ile aynı gün Amerikan Patent dairesine kendi icadı olan bir telefonla başvurmuştur. Ve Bell bu mucitten birkaç saat önce başvurduğu için İcad Beratı'nı almış, tarihe telefonun mucidi olarak geçmeyi başarmıştır.

Said Alpsoy'un Tarih Kaderi İspat Ederse adlı eserinden.

Hayatını yaşa

Resim
Kimi zaman biz kendimize fısıldarız, kimi zaman da bizi sevmeyen bir yakınımız söyler bu sözü bize. Yaşa der, dolu dolu, hızlı hızlı. Biz de yaşarız, daha doğrusu yaşamaya çalışırız. Çalışırız çalışmasına da beceremeyiz çünkü burası dolu dolu yaşanacak bir dünya değil, hep dolarak yaşancak bir dünya. Öğrenmek hayatın anlamı aslında...

Bugün dikey geçiş sınav denemelerinden birini çözdüm. Gerçekten zordu. Kafayı zonklatacak kadar yoğunlaşma isteyen sorular. Denemenin sonunda da bizim eğlenmek için forumlarda birbirimize sorduğumuz zeka sorularına benzeyen 8-10 sorular.  En çok da beni onlar yordu.

Yorulduğumdan olacak yine içimdeki o düşman fısıldadı bana; "bu çile çekilir mi" diye. Gerçekten çekilecek gibi görünmüyor diyesim geldi ama öyle değil aslında.

Değerli bir hocam ilmin başı acı ama sonu çok tatlıdır derdi. Geriye dönüp bakınca ne kadar da haklı olduğunu anlıyorum. Bugüne kadar yaptığım şeyleri ölçtüğümde, elimde kalanların sadece içimdeki düşmanın bana "çekilme…