Ana içeriğe atla

Hayatımı Değiştiren Linux: Ubuntu

Ubuntu 9.04 beta kurmuştum bilgisayarıma. Ekran kartını kurduktan sonra ekran tam çözünürlükte ve parlak olunca, bana olduğundan birkaç kat daha güzel görünmüştü. Her ne kadar o zaman bu kavramları bilmesem de Gnome Kde3'ten çok daha güzeldi. O kadar çekici gelmişti ki bana kapatmak istemiyordum Ubuntu'yu.

Güzel olan sadece Gnome değildi elbette. Synaptic de Pisi'den iyiydi. Tamam belki daha kullanışlı değil ama içindeki kalabalık dahi insanı cezbetmeye yeterliydi.


Bir diğer önemli sebep de /.configure, make, make install üçlüsünün bana Ubuntu üzerinde hiç lazım olmayışıydı. Pardus'un paketlerinin az olması, depoda olmayan bir paketi kurmak için kullanıcıyı bu üçlüye yönlendiriyordu. Ben de tüm denemelerimden, biri hariç, başarısız olmuştum. İşte Ubuntu'nun depolarının dolu olması, depoda olmayan paketlerinde deb uzantılı olanlarının etrafta bulunması, çok büyük kolaylık sağlıyordu.

Kararımı vermiştim. Artık Windows açmayacaktım. Haklıydım tabi Ubuntu nerede; Windows Xp nerede. İkisini de kullanabilen biri açısından arada dağlar kadar fark vardır. Görsellik, kişiselleştirme,  güvenlik, hız vs. tüm etkenleri bir araya getirdiğinizde, belki benim gibi yıllardır kullandığınız Xp, babanızın bir numaralı düşmanı bile olabilirdi.

Aradığım şeyi bulmuştum. Güçlü bilgisayarımda Ubuntu çok hızlıydı. Windows Xp bir köşede kalmıştı, artık hiç açmıyordum. İşlerimi Ubuntu üzerinde halletmeye çalışıyordum. Firefox ve Opera kullanıyor, banshee'de müzik dinliyor, Pidgin'le de çevrimiçi kalıyordum. Her şey çok güzeldi. Olan bir iki sorun da Ubuntu'nun beta sürümünü kullanmamdandı. Tam sürüme geçince hiçbir sorun kalmadı.

Bu sürümü yaklaşık 7 ay kullandım. Bu arada diğer dağıtımları deneme şansı buluyordum. Sanal bilgisayar üzerinde tam belli olmadığı için, diskimde ikinci boş bir bölüm bırakmış ve denemelerimi orada yapıyordu. Tabi ki artık bilgisayarımda ext dışında bir dosya sistemi yokta. Windows'a veda etmiştim. Ne kurarsam kurayım kesin Ubuntu'ya göre bir eksiğini buluyordum. Kurduğum diğer dağıtımı iki üç gün deniyor ve ardından yine Ubuntu'ya dönüyordum.

Bu durum böyle devam etti. Artık iyiden iyiye Ubuntu kadar iyi bir dağıtım olmadığına inanmıştım. Tecrübelerime dayanarak bunu diyordum. Dört beş dağıtım denemiştim ama yanından bile geçememişlerdi. (Diğer dağıtımların birçoğuyla Ubuntu arasında pek fark yok aslında ama ben o zaman bunu fark edemeyecek kadar fanatikleşmiştim galiba) Bazen ömrümün sonuna kadar Ubuntu kullanacağımı düşünüyordum. Hatta yanılmıyorsam Ubuntu forum'da  böyle bir konu bile açmıştım.

Bu dağıtımları denerken beni en çok etkileyen Mandriva olmuştu. Çok kararlı ve kullanımı kolaydı. Üstelik Ubuntu'dan daha Türkçe'ydi. Hele Türkiye forumundaki insanlar çok başkaydı. Bir avuçtular ama işlerini çok iyi yapıyorlardı. Tabi o zaman Mandriva'yi Gnome ile kullandığım için tam verim alamamıştım ve o da bana Ubuntu kadar güzel gelmemişti. Kde4'ün o zaman bol hatalı olması da bana itici geliyordu.

Yine bu denemelerden bir tanesi Arch Linux denememdi. Acaba ömür boyu Ubuntu korkuma son verecek dağıtım bu muydu? Galiba öyle olacaktı ama aynı zamanda ömür boyu bir dağıtımın kullanılmayacağını da bana yine Arch öğretecekti.

Hayatımı Değiştiren Linux: Pardus
Hayatımı Değiştiren Linux: Tanışma

Yorumlar

  1. ben de windowsun her türlüsünden kurtulmaya çalışan ama teknik bilgisi müsait olmadığından ona mahkum olan bir pc kullanıcısıym. Elim kolum bağlı:)
    openoffice yüklemiştim ama onu da verimli kullanamadım.

    gıcığım Gates'e ve microsoft'a

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.