Zengin ol öyle gel

Bugün bir haber gördüm. 7.1 milyar lirası olan bir Türk hakkındaydı. Devlet böyle zenginlere çağrıda bulunmuş, "getir parayı, seni affedeyim" demiş.

Bu haberi görünce içimden "bir de zengin olmak vardı" diye kötü kötü şeyler geçirdim. Zengin olmak aslında güzel değil ama böyle  yönlerinin de hor görmemek lazım. Devlet bile "parayı getir seni affedeyim" diyorsa, demek ki zenginler için dünyadaki engeller o kadar da sorun değil.

Saçmalıyor muyum, hayır. İsterseniz çevrenizden de bunun farkına varabilirsiniz. Eğer dikkat ederseniz insanların birbirlerine yakınlıklarını da büyük ölçüde paranın belirlediğini görebilirsiniz. Parası olan bir kimsenin etrafındaki insanlarla, olmayan birinin etrafındakileri getirin gözünüzün önüne. Hiç dikkat etmediyseniz buna, o zaman gördüğünüz bir cenaze namazını hatırlayın. Gelen kişilerin ne tür araçlarla geldiğini, yüzlerindeki üzüntü işaretlerini.

Çok üzücü bir durum ama ne yazık ki gerçek. Aslında çok da garip bir durum değil. Bize verilen eğitim(!) dostluklarımızı nasıl belirleyeceğimiz göstermedi bize. Hiç kimse bize çok zengin olan Abdurrahman bin Avf'ın hiç malı olmayan Bilal'den daha üstün görülmediğini anlatmadı.

Ne insanlar gördüm üstünde elbisesi yok; ne elbiseler gördüm içinde insan yok gibi sözleri işittiğimizde de "ne güze söylemiş" deyip geçtik. Kardeşlik, sevgi denince kimse bizim gibi konuşamadı ama araya beş kuruş girince, bu konuşmalarımız bizi kardeşimizin boğazına sarılmaktan alıkoymadı.

Ne kadar konuşursam konuşayım bu kural değişmeyecek. İnsanlar parayla mutlu olmayacaklarını bilecekler, hiçbir zaman yeter demeyeceklerini bilecekler ama yine de hep peşinde koşacaklar. Ne yazık ki bu durum Lidyalıların parayı bulduğundan beri böyle.

Yorumlar

  1. Çok güzel yazmışsınız. Zihninize sağlık.

    Yalnız bir tarihçi olarak ukalalık etmemi bağışlarsanız :), Lidyalılardan önce de insanlar ticaret yapıyorlardı, mal biriktiriyorlardı. Para yoksa bile altın ve gümüş kütleleri vardı. En önemlisi "mal" ve bunun yanı sıra "iktidar" ve "itibar" vardı...

    En yakın ve en aşağı (dünyâ'nın Arapçadaki anlamı budur) olan yaşamayı, "hayat-ı dünyayı" istiyor insanlar. O yüzden büyük hatalar, aptallıklar yapıyorlar. Halbuki cenaze anında ölü herhâlde kendine yana yakıla şunu söylüyordur: "Mal sahibi, mülk sahibi/Hani bunun SON sahibi!"

    YanıtlaSil
  2. Estğ. bildiklerini anlatmak ukalalık değildir ve evet haklısınız. Önceden de mal ve hırsı vardı ama para sanki daha bir sıcak :)

    YanıtlaSil
  3. Eline sağlık, ama olumsuz düşünmeyelim kardeşim. Allah'ın izniyle herşey oluyor. Rahmetli amcam bi memurdu. TEK'de şef. Herkesin işine koşar, vekilinden amelesine herkesi tanır sohbet ederdi. bir canazesi oldu görme sadece bizim servisler 100 kişiye yakını taşıdı en az 30 binek 5-6 minnübüs vardı. hepsi tıklım tıklım.en az olarka bu rakamları düşünürsek sanırım bri cenaze için yeterli. ve bir memur maaşı için;)

    YanıtlaSil
  4. Allah amcana ve cümlemizin ölülerine rahmet etsin.

    YanıtlaSil
  5. "Bize verilen eğitim(!) dostluklarımızı nasıl belirleyeceğimiz göstermedi bize. Hiç kimse bize çok zengin olan Abdurrahman bin Avf'ın hiç malı olmayan Bilal'den daha üstün görülmediğini anlatmadı.
    " Çok haklısın.. Bize ilk olarak ve sürekli dayatılarak öğretilen, en iyi iş nasıl elde edilir, nasıl mal mülk sahibi olunur ve benzerlerinden önce nasıl bir insan olunması konusunda, arkadaş seçimi konusunda, sevgi, saygı, hoşgörü konusunda bilgilendirme yapmak nedense çoğu kişi tarafından hep 2.planda tutulur ve çoğu kimse tarafından da pek önemsenmez. Halbuki ilk öğretilmesi gerekenler arasındadır nasıl bir insan olmamız, çevremize karşı nasıl bir tutumda olmamız ve en önemlisi niçin varız ve ne için çalışmalıyız konusunda temelde iyi bir eğitim alsa idiki verdiğin örneğin geçerliliğ günümüze de taşınmış olurdu. Yüreğinize sağlık..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeşil Göz Kırmızı Tokat

Grub Kurtarma

Üzüntü Giderme Aracı

GM Discovery Eduroam Bağlantısı

Çay mı Şerbet mi

Bakış Açısı

Öğretme(n)