Ana içeriğe atla

İkilem

Hayat boyunca insanın canını en çok sıkan şeylerden biridir ikilem. Birçok yerde karşınıza çıkar. Birçok kere sizin saatler, yerine göre günlerce düşünmenize neden olur. Hayattan koparsınız, artık seçeceğiniz o iki şeyin ortasında gidip gelen bir pinball topundan farkınız yoktur.

Hemen hemen her yerde karşınıza çıkabilir. Size sunulan dört renkli elbiseden ikisini eler, ikisi arasında seçim yapmak için zihninizi çözülmesi en zor mantık sorusunu çözüyormuşçasına yorarsınız.

Siyah mı; beyaz mı?

Girdiğiniz sınavlarda çıkan bazı sorularda beş şıktan üçünü eler, iki şık arasında, volta atan mahkumlar misali gider gelirsiniz.

A mı; C mi?

Ben de şimdi böyle bir durumdayım. Üç yüzü aşan Linux dağıtımından vazgeçip iki dağıtımdan birini seçmeye çalışıyorum.

Mandriva mı; Opensuse mi?

Aslında karar vermek o kadar zor olmayabilir zira ikisi arasında belirgin farklar var. Gel gör ki benim karar verme mercilerim bu konuda hemfikir değiller. Aklım bir şey diyor; gönlüm başka şey.

Gönlüm Mandriva'dan yana... Kurduğum ilk günden beri seviyorum. Sorunsuzluğu beni cezbediyor. Başka dağıtımlarda olmayan özellikleri var. Hele Türkiye ekibi yok mu...

Aklım Opensuse diyor. Mandriva'nın geç çıkması, Opensuse'nin bana daha çok destekçisi olduğu izlenimi vermesi, rpm paketlerini ararken karşıma hep Opensuse'nin çıkması, Opensuse hakkında duyduğum olumlu şeyler hep beni ona doğru çekiyor.

Belki de boşuna uğraşıyorum. Gönülle aklın kapıştığı konularda aklın kazanamayacağını biliyorum. Her ne kadar akıl maçı önde götürse de gönül arkadan gelip maçı ondan almasını biliyor. Gönül azaların kendine esir olduklarını biliyor. Gerektiğinde aklı kandırıp istediğini yaptırıyor. Laf dinlemeyen aklı aldığına da hepimiz şahidiz.

Bütün bunlara rağmen ikilem devam ediyor. Zaman beni bundan kurtarana kadar da devam edecek gibi görünüyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …