Ana içeriğe atla

Pakistan'da insanlık sınıfta kaldı

SEL FELAKETİNDE İNSANLIK SINIFTA MÜSLÜMANLIK LAFTA KALDI!

Pakistan, tarihinin en büyük sel felaketini yaşıyor. Ramazan ayında yaşanan bu felaket Pakistan’a göre 20 milyon, Birleşmiş Milletlere göre 14 milyon, değişik haber ajanslarına göre 15 ile 20 milyon insanı etkileyen sellerde ölenlerin sayısı 2 bine yaklaşmak üzeredir. 20 milyon dönüme varan büyük bir ekili arazi ise sular altında. Kelimenin tam anlamıyla Pakistan’da insanlık dramı yaşanıyor.

Birkaç bölgede rastlanan kolera vakıası ise, felaketin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Fakat bütün dünya bu drama, bu felakete gözlerini kapatmış, görmek istemiyorlar adeta. Çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek, hasta ve aciz insanların ekranlara düşen çaresiz halleri yürekleri dağlarken, dünyanın birçok ülkesi bu durumu hakkedilmiş bir ceza olarak görmektedir.

Başta Svat bölgesi olmak üzere, Taliban’a yardım ettiği iddia edilen bölgeler bu sellerden etkilenmiş ve çaresizlikleriyle baş başa bırakılmış haldedir.

Bu amansız sel felaketine karşı Pakistan’da mevcut olan kurum ve kuruluşlar baş edememekte, hatta ordu dahi yetersiz ve çaresizliğini dile getirmektedir.

Felaketin olduğu günden itibaren ki, bir hafta oluyor halen yardımın ulaşmadığı bölgeler vardır. Bu hükümetin ciddi anlamda yetersizliği ve aciziyetini göstermektedir.

Ya insanlık bu drama nasıl bir cevap veriyor?

Dünya bu trajediye, bu tarifsiz felakete seyirci kalmaktadır.

Peki neden?

Neden doğa felaketi olan bu sel sularında ölüm-kalım mücadelesi veren mazlum Pakistan halkına karşı dünya ceza verircesine sessiz kalıyor.

Bu bir insanlık onurudur. İnsanlar çaresiz ve perişan haldeler. Yardım çığlıkları, kurtarın feryatları yürekleri dağlıyor. Ama insanlık suskun ve pişkin.

Çıkan haberlere göre Birleşmiş Milletler 460 milyon dolarlık yardım toplama kampanyası başlatmış fakat ilgisizlik ve dışlanmışlıktan olacak ki, sadece bu rakamın 10 milyonu toplanabilmiş.

Bunun farklı nedenleri tartışılıyor olabilir. Pakistan’ın son 30 yılda iç ve dış politikada yürüttüğü başarısızlık, Afganistan sorunuyla ilintili gelişmeler, Taliban’ı destekleyen tutumları, batıda meydana gelen bir takım bombalama olaylarına adının karışması gibi durumlar olaya farklı bir boyut kazandırıyor değerlendirmesi iğrenç ve art niyetlidir.

Batı ve Avrupa’nın bir doğal felakete bu nedenleri bahane ederek, ilgisiz, duyarsız ve kayıtsız kalması düşündürücü ve kaygı verici bir durumdur.

Daha çok ilginç olan tarafı ise, ABD insansız uçakları felaket bölgesine bomba yağdırarak onlarca insanın ölümüne sebebiyet vermesi ve dünyanın buna tepkisiz olması ikinci bir felakettir Pakistan için.

Bu insanlık dışı durumlar hayretle izlenmekte ve dünya insanlığı çaresizce/sessizce seyretmektedir.

Öyle oluyor ki, artık insanlık kavramı yavaş yavaş önemini yitiriyor.

Yardımlar artık insani değil, dini olacak gibi görünüyor. Yoksa batı dünyasının insani yardım hususundaki duyarsızlığı hiçbir zaman bu kadar sağır ve sığ olmamıştır.

Eğer Pakistan’da sözünü ettiğiniz veya ihtimal verdiğiniz durumlar olsa bile, bu sel felaketinde ölümle burun buruna olan çocukları, yaşlı ve hastaları sorumlu tutmanız(insani yardımdan mahrum bırakmanız) insanlık adına utanç vericidir.

Batı dünyasında durum bu iken, İslam ülkelerinde de aynı sessizlik hakim. Halbuki 2004 yılındaki tsunami ile geçen yılki Haiti depreminin toplamından daha büyük bir felaketle karşı karşıyayız. Bu iki felakette (tsunami ve Haiti depreminde) dünya seferber olmuş, insanlık adına herkes yardıma koşuyordu. Doğal afet ve felaketlerde, insanlığın sorumluluğu ve görevi; din ve inancı, milliyet ve mensubiyeti ne olursa olsun, insan olan herkese aynı hassasiyette yardım etmektir.


Ama maalesef Pakistan felaketinde insanlık sınıfta kalmış, vicdanlar büyük bir yara almıştır.

Bu aziz mübarek ramazan ayında soframızda çeşit çeşit yemeklerin yer aldığı iftar saatlerinde, bir yudum temiz suya, kuru bir ekmek parçasına muhtaç kardeşlerimizin feryadına kulak vermeli, yardım elini uzatmalıyız.

Bu sadece kardeşlik değil, insanlık adına bir sınavdır.

İnşaAllah insanlık bu beyin tutulmasından, vicdan kanserinden, duygu duyarsızlığından en kısa zamanda kurtulur. Gerekli olan ilgi ve yardımı mahrum, mazlum Pakistan halkına yapar.

Müslümanlarda üzerine düşen görev ve sorumlulukları bilir. Belki de orucun en büyük öğretisi ve hikmeti, yardıma muhtaç insana el uzatmaktır, yardım etmektir. Açlığı yaşayarak, aç olanın halini anlamaktır.

Öyleyse, Pakistan’daki ölümle mücadele eden, sefalet içinde ölümcül hastalık(lar) riskiyle karşı karşıya kalan insanlara en kısa zamanda örgütsel ve toplumsal olarak yardım elini uzatmalıyız.

Rabbim bizleri ve bütün insanlığı böylesi afet ve felaketlerden uzak kılsın.

Hurseda.net

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …