Ana içeriğe atla

Zor Ramazan'ın Tadı

Üstad Bediüzzaman, acıların bitişi tatlıdır demiş. Yani insana acı veren bir şeyin ortadan kalması nedeniyle verdiği parti değil; sadece o acının bitmesi insana haz verir. Başı ağrıyan birinin ağrısının geçmesi anındaki lezzet, kolay kolay tarif edilemeyecek kadar güzeldir.

Çok güzel söylemiş Üstad. Aslında bunu söylemek için büyük bir alim olmak gerekmiyor ama bunu düşünebilmek için büyük bir yüreğe sahip olmak lazım. Alim değiliz, kocaman bir yüreğimiz de yok ama gelin biz de biraz düşünelim.

Dün Vodafone'un hazırlamış olduğu imsakiyeyi gördüm. Vodafone'un yabancı bir firma oluşu beni bazı düşüncelere itti. İslamda ne kadar güzel şeylerin olduğunu, İslamla şereflenmemiş insanların bu güzelliklerden mahrum kaldıklarını düşünüyordum ki, bir düşünce atlaması yaşadım: Ramazan'ın aslında ne kadar zor olduğu geldi gözlerimin önüne. Susuzluktan hareket etmekte zorlandığım anları hatırladım.

Jumper gibi düşünceler arasında dolaşırken Üstad Bediüzzaman'ın, yazının başında belirttiğim sözlerini hatırladım. Aç kalmak, kavurucu sıcaklarda susuzluğa dayanmak çok büyük bir zorluktu ama bunun bir de bitişi vardı. İmamın akşam ezanını okuduğu o an...

O anda öyle bir sevinç vardır ki size gün boyu çektiğiniz tüm zorluğu, içtiğiniz ilk yudumda unutturur. O kadar güzeldir ki o anda yemek ve içmek; insanın sadece bu zevk için bile olsa oruç tutası gelir. Çocukların, ailelerinin tüm ısrarlarına rağmen oruç tutmaya kalkışmalarının da başka bir izahı olamaz bence.

Fazla uzatmadan... Tüm Müslüman kardeşlerime hayırlı Ramazanlar dilerim.

Yorumlar

  1. Allah razı olsun...Tüm günahlarmızdan arındığımız ay olsun hepimiz için inş.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.