Ana içeriğe atla

Somut İnanç

Derler ki adamın biri bıçak taşımanın sünnet olduğunu duyar. Aklı ermez, kendi kendine ne alaka der ama yine de yanına bir bıçak alır. Bir gün nasıl olursa ayağı kayar ve boynuna bir ip dolanır. Hemen bıçağını çıkarıp ipi keser. Hayatı kurtulur.

Bu hikaye gerçek değil. Bıçak taşımanın sünnet olduğu hakkında bir kaynağım da yok. Yani taşımak sünnet midir değil midir bilmiyorum ama İslam'ın emirlerine, Peygamberimiz'in (S) yaptıklarına uymak için somut şeyler görmemize gerek olmadığını biliyorum.

Eğer bir konu hakkında Allah'ın emri varsa, yani Kur'an'da geçiyorsa veya sahih olarak Peygamberimiz'den (S) rivayet edilmişse bunda herhangi bir hikmet aramamıza gerek yoktur. Elbette hikmetini araştırmak iyidir ama ille de hikmetini bulmalıyız diye bir şey yoktur. Yani eğer gerçekten bıçak taşımak sünnetse, bunun için böyle hadiseleri beklememeliyiz. Eğer Allah ve Peygamberi demişse zaten doğrudur.

Kalp Gözü misali dünyada her gelişen olayda acayip sonuçlar beklemek, yerine getireceğimiz her sünnetin veya farzın sonunda gözümüzü göğe dikip üzerimize maddi bir şeylerin yağacağı zamanı gözlemek, kendimizi kandırmaktan bir şey olmaz. Çünkü imtihan dünyasında, her şey belirli bir ölçüye göre devam etmektedir.

Eğer Kalp Gözü ve benzeri dizilerdeki gibi aslı astarı olmayan şeylere inanırsak göreceğiz ki dünyada aslında hiç de öyle olaylar olmamaktadır. Bırakın gelinine eziyet eden bir kaynanayı, milyonlarca Müslümana zulmeden ABD bile hala sağlam durmaktadır. Biz, bize vurulan tokada kendi izzetimizle karşılık vermezsek, Allah tarafından bir tokadın gelip o zalime vurulacağını sanıp beklersek, bazı Hristiyanların düştüğü hataya düşüp (Allah korusun) küfre dahi gidebiliriz. Allah'ı ve adaletini yanlış anladığımızın, daha doğrusu anlamadığımızın farkında olmadan, "Allah'ım sana güvendim ama (haşa) sen beni unuttun" gibi düşüncelerle çok büyük bir yanılgıya düşebiliriz. (Allah korusun)

Yapmamız gereken en doğru şey her duyduğumuza, gördüğümüze inanmamamız, çok okumamız ve gördüklerimize, bu okuduklarımız ışığında, akıl ve mantık süzgecinden geçirerek karar vermemizdir. Allah'ın da yardımıyla doğru kararlar verecek ve ruhumuzu Müslüman olarak teslim edebileceğiz İnşallah.

Yorumlar

  1. Bazen aklin anlamadigini,bilmedigini...
    Yürek bilir ve anlar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …