Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gözyaşların Mı Kurudu Küçük Kız

Resim
Ne oldu küçük kız? Ağlayamıyor musun artık? Kurudu mu gözyaşların? Açık söyle bana en çok neye ağlıyorsun? Yiten otuz beş hayata mı? Yoksa bunların sivil olmasına mı? Ha ben anladım sen içlerinde okul parasını denkleştirmeye çalışan öğrencilerin olmasına ağlıyorsun. Hayır mı? Peki neye ağlıyorsun küçük kız; insanlığın ölmesine mi?

Yapma küçük kız, insanlık bugün ölmedi ki? Çoktan öldü o be küçüğüm. On yedi askerin ölümünde komşular halay çekerken ölmüştü zaten. Otuz Pkk'li öldürüldü dendiğinde twitterda atılan iğrenç çığlıklarla yok edildi o. Van'da enkaz altında kaldı görmedin mi küçük kız? Ölen minik bedenlere dil uzatan televizyon aşüfteleri tarafından gömüldü insanlık.

Suriye'de her gün ölenler artık sinek gibi geliyorsa bize, kim bahsedebilir insanlık denen şeyden söylesene küçük kız? Gazze semalarını misket bombalarıyla süslerken İsrail, kim iddia edebilirdi dünyanın insan dünyası olduğunu? Irak'a özgürlük götüren Abd'nin özgürlükler ülkesi olduğu bu dünyada…

Ala Vere

Resim
Almak da güzel vermek de. Almak güzel, çünkü bir şey elde etmiş oluyorsunuz. Bir ücret ödemeden, bir dünya nimetinden faydalanmış oluyorsunuz. Vermek güzel, çünkü bir dostunuzu, bir yakınınızı faydalandırmış oluyorsunuz. Eğer orta yolu tutan bir insan olmayı düşünüyorsanız bu ikisini de yapmalısınız. Malınızı dostlarınızla paylaşmaktan, hediye etmekten çekinmemeli, size takdim edileni de almalısınız. Hayat paylaşınca güzelden ziyade ancak bu şekilde karşılıklı muhabbeti sağlarsınız.

Kimi insanlar vardır sadece alırlar.  Asla verme taraftarı değillerdir. Güzel bir eşyanızı isterler, paranızda gözleri vardır. Hatta işinize yaramayan, atmayı düşündüğünüz şeyleri bile alırlar sizden. Bunları, dibi olmayan bir kuyuya benzetiyorum. İstekleri ihtiyaçtan ziyade, dünyayı küçük dünyalarına sığdırma hevesine benziyor. Nereden bir şey kırpsam kardır derler ve hiçbir zaman size değer vermedikleri dahi olsa, bir eşyalarını vermeyi istemezler. Mecbur kalıp verseler de gözlerinden anlarsınız ki içle…

Sen De Bir Bilet Al

Resim
Piyango bileti satan bir seyyar satıcının önünden geçerken bir baba ve oğulun bilet aldıklarını gördüm. Baba parayı ödedi, çocuk heyecanla bileti aldı. Konuşmaya başladılar. Her ne kadar dinlemesem de muhtemelen hayal kurdular diğer milyonlarca şanssız gibi.

Her sene olan şeydir bu. Milyonlarca insan bilet alır, paraları toplanır, birkaç kişiye dağıtılır. Kumarı oynatan kazanır hesabı üzerinden bu alışverişten sadece devlet karlı çıkar. Milli adını verdikleri kumarlarıyla milletin cebindeki parayı, teşviklerle çekip alırken, aslında amaçları kendilerine kaynak yaratmaktır.

Dıştan bakılınca ikramiye alan da kazanmış gibi görünebilir ama öyle değil. Geçenlerde yolda gelirken radyoda dinledim, kazananların başına nelerin geldiğini. Mesela büyük ikramiyeyi kazananlardan biri anlatıyor: "Ben ikramiyeyi kazandım, sonra harcamaya başladım. Sırf eşime kalmasın diye parayı bitirmeye çalıştım. İki yüz memurun maaşını iki günde harcıyordum. Her tarafa bahşiş dağıtıyordum. Derken paralar tü…

Ağlama Küçük Kız

Resim
El sallama bana küçük kız, yüzüm yok sana karşı. Utanıyorum. Sen o soğukta, üşüyen ellerini bana doğru sallarken, ben sobanın başında, sıcacık evimde acını hissedemiyorum.

Gülümseme bana küçük kız, senin gözlerinden acıyı okuyamıyorum.
Sakın ağlama küçük kız, anneni, kardeşlerini yitirmeni anlayamıyorum.
Moralim bozuk deme bana, yedi nokta ikilerle sarsılmanın dehşetini kavrayamıyorum.
Üşüyorum deme küçük kız, kışın ortasında çadırda yaşamanın zorluğuyla titreyemiyorum.

Sen yıkılırken ben gülüyordum küçük kız. Arkadaşlarımlaydım. Eğleniyordum. Sonra deprem oldu dediler. Hemen seninle aynı yerde yaşayan arkadaşımı aradım. Halini sordum. O iyiyim deyince senin de orada olduğun aklıma bile gelmedi. Arkadaşım iyiyse varsın Van yıkılsın demedim ama senin için de hiç ağlamadım.

Şiddetle Sev

Resim
Bu aralar Felsefe sınavlarım yüzünden yoğun bir şekilde Felsefe Tarihi okuyorum. Eğer yazmazsam şiddet göreceğimi bildiğim bu yazıyı, değerli Gelibolu17'nin emri üzere, bir ilkçağ filozofunun görüşünden faydalanmak kaydıyla yazıyorum.

Empedokles adlı filozof, varlığın dört temel maddeden meydana geldiğini söylüyor. Bunlar; ateş, toprak, hava ve sudur. Bunların rastgele değil de iki amille bir araya gelip ayrıldıklarını söyleyen Empedokles, bu iki amili de Sevgi ve Nefret olarak belirliyor. Sevgi daima bu dört unsuru birleştirmeye, birbirine yakınlaştırmaya, nefret ise uzaklaştırmaya çalışıyor.

İşin doğruluğunu, bilimselliğini ve duygusallığını bir kenara bırakıp, bundan çıkarabileceğimiz derse bakalım.

Yaşadığımız hayatta istesek de istemesek de insanlarla ilişki içerisindeyiz. Bu ilişkiyi iyi veya kötü götürmek bizim elimizde. Yaptığımız veya yaptıracağımız işleri, iki yöntemi de kullanarak yapabiliriz.

Kim Kime Muhtaç (Sevgili Günlük 5)

Resim
Merhaba sevgili günlük. Nasıl mıyım? Şu an için iyiyim. Kafam biraz fazla karışık ama dert etme. Allah'ın izniyle her şey çözülür.

Sınavların çoğu geçti günlük bey. E yani iyi olan da var berbat olan da ama olacak o kadar. Geriye kalanlar var ama onlardan yana rahatım çok şükür. İnşallah güzel olacak sonuç. Anlayacağın günlük efendi, okuldan yana sorun yok.

Diğer çevreyi sorarsan onda da çok şükür sorun yok. Öyle takılıyoruz falan. Geçen Cumartesi, sanırım kara Cumartesi talihsizliğimi bozacak ve hatta tekrarlanması halinde en sevdiğim günü Cumartesi yapacak bir Cumartesi yaşadım. Dün de güzeldi çok şükür.

Gelelim sanal çevreye. Yani hayatımın büyük kısmını işgal eden yere: Orada sorunlar bitmek bilmiyor. Gerçi laptopun ekranını aşağı indirince hepsi kabloların içine hapsoluyor ama sorun şu ki ben o ekranı çok az kapatıyorum.

Koklaşalım Mı

Resim
İnsanlar konuşarak anlaşmak zorundadır. Bu bir gerekliliktir. Ne bakışlar, ne duygular, ne telepati, ne de telekinezi konuşmanın yerini tutamaz. Bir insanla bir sorununuz varsa, bunun kendi kendine çözülmesini bekleyemezsiniz. Ya konuşup çözersiniz ya da sorununuzla yaşamaya alışırsınız. Eğer konuşmaktan çekinirseniz yapabileceğiniz tek şey onu halı altına süpürmek olur.

Kimi insanlar konuşmaktan, tartışmaktan çekinirler veya çabuk karar verip buna yanaşmazlar. Gururdan mı kaynaklanıyor bilmiyorum, surat asıp, uzak durup öylece beklerler. Hata olarak tanımladığım bu davranış, sonuçta sadece çözümü geciktirir.

Konuşma her zaman olumlu sonuç verecek diye bir şey yok elbette ama şurası da gerçek ki bir çok şeyi açığa çıkaracak güce sahiptir konuşma. Gerçekler ortaya çıkınca da karışık şeyler birbirinden ayrılır, yapılması gerekenler belli olur, o zaman çözüm, ben buradayım der.

Çözüm bu kadar kolayken olayları sarmalamak, konuşmaktan korkmak niye?

Sonunu Düşünmeyen Ne Olur

Resim
Sanırım Avrupa ve Amerika'da fazla bir çalışma ve bu çalışma esnasında ailesini ihmal etme sorunu var. Bu probleme dikkat çekmek için hazırlanan kimi Hollywood filmleri izledim. Hikaye klasiktir: Terfi almaya çalışan bir çalışan... İhmal edilen bir eş ve çocuk... Patronların gözüne girme uğruna telef edilen bir hayat ve daha ötesi gurur, haysiyet hatta her değer...

Mutlu sonla biten mutsuz hayatların yansıması olan filmleri bir kenara bırakıp kendimize bakarsak yaptığımız bir çok yanlışın olduğunu görürüz. Malumdur ki hayatta başarılı olmak için kendimize hedefler belirlemeli ve o hedefler uğruna yaşamımızı biçimlendirmeliyiz. Fakat her ne kadar taviz vermemeye çalışsak da görmüşüzdür ki, kimi zaman hayatımıza giren bazı şeyler bizi, hiç düşünmediğimiz yerlere çekmiştir.

Demek istediğimizin daha genel olması için örneğimizi yine filmlerden verelim: O filmlerde, değerlerini hiçe sayan başroller, aslında hiç de öyle insanlar  değildirler. Onları o hale getiren kimi zaman maddi bir …

Sevgili Günlük 4

Resim
Merhaba günlük, ne zamandandır görüşmüyorduk, özledin mi beni? Aman özlediysen de söyleme. Özlemek kelimesi bu aralar bana biraz ağır çünkü.

Sınavdan dönüyorum günlük. Böyle biraz duygulandım da, konuşacak kimsem olmadığından sana dökeyim içimi dedim. Belki sen anlarsın diyorum beni.

Bu aralar hüzün üzerine kafa yoruyorum günlük efendi. Öyle düşünüyorum acaba hüzün nedir diye. Bazen açlık gibi bir şey diyorum. Bazen de göğsün belirsiz bir yerinde duyulan gizli bir acı... Kimi zaman suratımın asılmasına hüzün diyorum, kimi zaman da eve dönünce girdiğim ruh haline... Kimin zaman bir gidenin arkasından kalan izleri hüzün diye adlandırıyorum, kimi zaman da gelmek isteyeni kovmayı...

Havalar da baya yağmurlu maşallah. Sanırım iki gündür yağıyor. Bugün biraz ıslandım sabah. Belki soğuk bile almışımdır. Yine terlerim diye çok kalın giyinmedim inşallah kötü olmam. Ne de olsa daha önümde çok sınav var. İyi olmam lazım ki çalışabileyim. Moralim mi? Boş ver onu be günlük, onun düzgün olduğu zam…

Bir Elmanın Yarısı

Resim
Her zamanki gibi yine bir çift gelip oturdu. Bu durumlara çok alıştım. Konuşacaklar, içeceklerini içip gidecekler. Belki bir ilan-ı aşk, belki de daha fazlasını paylaşacaklar.

Bu seferkiler yeni anlaşılan. Birbirlerinden biraz utanıyorlar gibi. Dur bakalım ne olacak. Evet garsona siparişlerini verdiler şimdi. Bu ne acayip bakış! İkisi de öyle. Sanki birbirlerini ilk defa görmüşler. İyi de neden gözlerinin içi gülüyor. Şunlara bak, sanki gözlerden birbirlerine elektrik transferi yapacaklar. Öyle hiç göz kırpmadan karşıdakinin gözüne bakanı da ilk defa görüyorum. Eee, bir şey konuşmayacak mısınız? Sıkılıyorum burada ama!

Yok, erkeğin konuşmaya mecali yok. Sanırım hiç konuya bile giremeyecek. Bayanın onu cesaretlendirmesi lazım. Gözlerinin içi parlıyor, bu işi üstesinden gelecek gibi.

"Balık ekmek de çok güzeldi." Tam da düşündüğüm gibi. Bırak da hanım abla konuşsun be kardeşim. Balık ekmekten lafa girilir mi hiç? Cık cık cık. Ne yapacak tasdik edecek, başka bir şey mi var? &q…

Cehenneme Sığar mıyız

Resim
Meşhur bir deyiş vardır. Hz. Ebubekir'in "Cehennemde vücudum büyüsün tâ ehli imana yer kalmasın" dediği söylenmektedir. Bunu geçenlerde bir hocamız da söyledi. İlle de ukalalık yapacağım ya, hocama da dedim böyle bir şeyin olamayacağını fakat beni dinlemedi.

Gelen sözleri değerlendirirken insanın az da olsa aklından faydalanması gerekir. Tabi bunu yapmak tehlikelidir. "Aklı gözünde" diye hakarete uğrayabilirsiniz. Eğer bunu yaparken, yani değerlendirmelerde sadece aklınızı baz alırsanız size bu sözü söyleyenler haklı olurlar ama sağlam kaynaklarla olayı değerlendirirseniz o zaman size sözler söyleyenler sadece kendilerini küçültürler.

Hz. Ebubekir'in bu sözü söylemiş olma ihtimaline gelirsek: Bir insan bu sözü ancak kalbindeki rahmet duygusundan ötürü söyleyebilir. Yani gönlü o kadar çok insanların kurtuluşundan yanadır ki kendini feda etmeye hazırdır. Böyle üstten bakılırsa bir sorunun olmadığı sanılabilir. Fakat aslında durum hiç de öyle değildir. Çünkü …

Canım Cananım

Resim
Evleneli sekiz buçuk ay olmuştu. Bugüne kadar bir kez bile tartışmamışlardı. Görünüşe bakılırsa tartışacak gibi de görünmüyorlardı. Caner sert bir mizaca sahip değildi zaten. Canan da tabiri caizse insan kılığına girmiş bir melekti. Onu sinirlendirmek imkansız gibiydi.

Caner eşini çok seviyordu. Eşinin bu kadar iyi olması sevgisini hep arttırıyordu ama hep de eşinin sinirli, kızmış halini merak ediyordu. Acaba kızınca nasıl olacak, acaba bağırabilecek bir yapısı var mı diye merak edip duruyordu.

Canan'ın çok sevdiği bir vazosu vardı. Rahmetli annesi hediye etmişti. Gözünün önünden hiç ayırmaz, her gün temizlerdi. Temizlerken de sanki incinmesin diye özenle silerdi vazoyu. Caner bir gün Canan'a sordu:  "Beni mi çok seviyorsun yoksa o vazoyu mu?" diye. Canan, "ne alakası var, kendini vazoyla mı karşılaştırıyorsun?" dedi. Caner eşini kızdırmakta kararlıydı: "Fakat ben onu kıskanıyorum, kırmak geçiyor  içimden kimi zaman." Canan gülerek, "aklınd…

Söz Kitapta

Resim
İnsanların bugüne dek hep benden yarar gördüklerini biliyorum. En azından öyle düşünüyorum. Bir zarar verdiğimi düşünenler olsa da belki onlar, beni yanlış okuyarak gözlerini bozanlardır. 
İnsanlara hep dostluğumu verdim. Hiç karşılık beklemeden tüm bildiklerimi paylaştım. Bazen umut verdim, bazen hüzün belki ama hep bir şeyler hissettirdim. Hep içimdekini paylaştım, açık seçik, hiç çekinmeden. 
Benim dostane tavırlarıma karşılık, benim gördüğüm beni yıpratmak oldu. Beni yere attılar, hırpaladılar, yırttılar, kopardılar, gülünç duruma düşürdüler... Bir gram saygı görmedim yani.
Fakat olsun! İnsanoğluna gücenmedim yine de. Hep sevdim ve sevmeye devam edeceğim. 
Monte Kristo'da umut ve sabır dersi verdiğimi inkar edecek var mı? Sefiller'deki, Suç ve Ceza'daki heyecanı, macerayı ve çıkarılacak bin bir dersi unutacak mı insanoğlu?

Oku Oku Nereye Kadar

Resim
"Zaman sessiz testere gibidir. Dikkatli ol sen onu tutmazsan, o seni keser."

Sınava çalışırken, bir derginin tavsiyeler bölümünde şöyle bir şey görmüştüm: Diyordu ki, "sakın deme daha önümde dokuz ay var. Nasıl olsa çalışırım. Eğer zamanın nasıl geçtiğini görmek istiyorsan arkanı dön de bak, on yedi sene nasıl geçti? İşte o zaman anlarsın ki bir bakmışsın da dokuz ay bitmiş."

Zaman çok değerli evet. Özellikle de hiçbir şekilde kontrol edilemeyişi onu daha da değerli kılıyor. Üzgün de olsanız, sevinçli de olsanız, vizeler de yaklaşsa, çekin ödemesi de; düğün günü gelmek bilmese de zaman bildiği yolda, rutin olarak akıyor.

Tabi ki ben de herkesin yaptığı gibi nasihat etmeyeceğim. Zamanı değerli kullanmaktan bahsetmeyeceğim. Şu an bir blog yazısı okuyorsunuz, bu da demektir ki siz okuyan bir insansınız. Öyleyse zamanın değeriyle ilgili istemediğim kadar şey okumuşsunuz. Ardınıza bakıp geçen yıllara yanmayı da, önünüze bakıp belirsiz zamandan endişelenmeyi de çok iyi …

iHH'ya Selam Olsun

Resim
Bir blog yazarı bir yazı yazmış. İhh'dan terörü bitirmesini istemiş. Ona yorum olarak bir cevap yazdım ama açıklayabilmek adına buraya da bir şeyler karalamak geçti içimden.

Geçenlerde bir arkadaşım bize geldi. Kapıdan girer girmez sorduğu şu oldu: "Hani hocan nerede? Neden Van'da değil? Neden hala o koltukta oturuyor?" Hocam dediği Abdülaziz Bayındır. Sevgili arkadaşım onu Süpermen sanmış olmalı ki, neden Van'a gitmediğini soruyordu. Aslında tek cevap yeterliydi: Sen neden Van'da değilsin? Fakat ben açıklamayı tercih ettim.

Blog yazarımız da yazısında İhh'nın neden sadece terörü lanetlemekle kaldığını, neden Filistin'e gittiği gibi Çukurca'ya da gitmediğini, neden askere moral vermediğini, neden terörü bitirmediğin sorguluyor yazısında.

Aslında bu İhh için önemli bir şey. Çünkü artık o kadar büyük ki Türkiye'nin otuz yıldan fazladır çözemediği sorununu, onun çözmesi bekleniyor. Fakat durum bu kadar basit değil. Hem zaten yanlış anlaşılmış bi…

Yeşil Göz Kırmızı Tokat

Resim
Lise yıllarında bir bayan hocamız oldu. Yemyeşil gözleri vardı. Kalemle bile öylesi çizilemezdi. Boyu o kadar kısaydı ki mini etek giymesine rağmen, etekle çizmesi arasında diz kapakları görünüyordu sadece. Babasının oteli vardı ve o bunu hep başımıza kakıyordu. "Sizin babanızın bir yılda kazandığını benim babam bir gecede kazanıyor" dediğini hatırlıyorum.

 Ben gerici düşüncelerim gereği ona  ters davranmak istedim. Asla onu dinlemedim. O ders anlatırken gürültü çıkarmasam da gülerdim. Bu onun da ilgisini çekiyordu. Bu yüzden de sanırım benden nefret ediyordu.

Hatta bir gün beni müdüre şikayet etti. Disipline de verilecektim ama suçsuz(!) olduğum anlaşıldığından iki tokatla yırttım. Tokatların üstüne bir de gidip hocadan, sınıfın içinde özür dilememi istedi müdür. Gencim, sinirim tepemde fakat işin içinde disiplin cezası olunca özür dilemek zorunda kaldım. Sınıfa girdiğimde hoca ağlıyordu. Sanırım ağlattığım ilk bayandı; keşke son olsaydı. Özür diledim, yüksek sesle kabul e…

Kürdün Dostu Kim

Resim
Önceki gün akşam namazı için camiye gittim. Namazda saf tuttuk. Yanıma üniformalı biri geldi. Baktım bir polis. Hemen yanımda namaz kılıyor, omuzlarımız birbirine değiyor...

Dün deprem oldu. Eve geldim, televizyonu açtım. Baktım lacivert üniformalı polisler o yana bu yana koşturuyorlar. Toza bulanmış üniformaları, gerçekten birilerini kurtarmak için çaba sarfettiklerini gösteriyor. Türkler. Enkazın altındakilerin çoğu ise Kürt ama onlar, "gebersinler" diyen insan kılıklılara inat, onları kurtarmak için canla başla çalışıyorlar.

Beni bir düşünce aldı. Bir yanda bir Kürt halkı var. Aslında dindar olan, aslında kardeşliğe arzulu, aslında Türk kelimesinin kendisi için kötü bir anlam ifade etmediği. Diğer yanda bir Pkk var; Kürt halkını, Türk halkına düşman yapmak, içine kin sokmak için her yolu mübah gören.

..ve bir soru: Kürdün gerçek dostu kim?

Bir Yüze Hasret

Resim
Elindeki belgeleri bir o yana bir bu yana çeviriyordu. Belgelerde bir şeye baktığı sanılabilirdi. Aslında o yaklaşık bir sene önce gördüğü o yüzü arıyordu. Unutur gibi oluyordu bazen ama bazen yine aklına düşüyor, "acaba kimdi, kimdi" diye kendini yeyip bitiriyordu. İşte bugün yine içine o sıkıntılardan biri girmişti.

Başını kaldırdı, numaralara baktı, daha sıranın kendisine gelmesine çok vardı. Eliyle sakalını sıvazladı. Şöyle bir etrafına baktı. Yanında elli yaşlarında bir adam oturuyordu. Onun yanında kocaman göbekli biri... Sanki her an sıra ona gelecekmiş gibi koltuğun hemen ucunda oturan genç, anlaşılan burada yeniydi.

Koltuklar iki sıra şeklinde dizilmişti. Sağ omzunun üstünden arka sıraya baktı. Birkaç adam arasından sigaradan bıyıkları sararmış olan ilgisini çekti. Sigaranın o iğrenç kokusunu duyar gibi oldu. Öfkeyle başını sola doğru çevirdi o anda gördüğü kişi ona sigarayı da, bankayı da, sırayı da unutturmuştu. Hemen önüne döndü. Kalbi hızla çarpmaya başlamıştı.…

En Çok Kimi Seviyorum

Resim
Geçenlerde arkadaşımla kısırdan bahsettik. Aklıma ilk okuldayken gittiğimiz bir piknik geldi. Öğretmenimiz bizi yeşillik bir alana götürmüştü. Evden herkes bir şeyler getirmişti yiyecek olarak. Biz erkekler ayrı oturduk, kızlar ayrı oturdu. Baktım kızlar ellerinde bir iki tabak bir şey getirdiler. Bu ne dedik kısır dediler. Kısır mı? O da neydi? Bilmiyorduk, adı da bize ilginç geldiğinden yemedik.

Öğretmen olan herkese saygı duyarım, görevlerinin kutsal olduğuna inanırım. Özellikle de bana öğretmenlik yapanlara apayrı bir gözle bakarım ama bu değerli hocamı sevmemiştim.

O bayandı ve bayanları sevmiyordum. Erkeğin üstünlüğüne inanmıştım bir kere, bayanın haddine mi bana öğretmenlik yapmak. Bunun yanında o Türktü, biz Kürt. O Atatürk'ü fazlasıyla seviyordu biz nefret ediyorduk. Saçının açık olması, Müslüman olmasını değersiz kılıyordu gözümüzde.

Namazın Zararları

Resim
Ben küçükken bir yerde öğretmenin biri namaz kılmadığını söyledi. Niye diye sorunca orada olanlardan biri, öğretmen gevşeklik yaptığını aslında kılmak istediğini ama hep ertelediğini, üşendiğini anlattı. Adam o zaman başladı konuşmaya. Nereden bu kadar şey öğrendiyse abdeste, namaza onlarca somut fayda yükledi.

Abdest şöyle şöyle yapıyor. Kolda bazı damarlar var sadece abdest alınca açılıyorlar. Yüz bilmem nasıl oluyor. Namaz falan eklemler için iyi. İnsan vücudunda kireçlenme olmuyormuş vesaire vesaire anlattı durdu. Uzunca bir süre susmadı. Tabi o benim şimdi dediğim gibi anlatmıyordu. Model üzerinde canlı örnekler getirerek konuyu uzatıyordu.
Konuşması bitti. Küçüktüm ama söylemem gereken bir şeylerin olduğuna inandım mı durmam ve nihayet söyledim. "Değil fayda, isterseniz her namaz bize zarar versin yine kılmak zorundayız." dedim. Dedim demesine de o adamın uzun konuşmasından bıkanlar, benim gibi bir çocuğu dinleyecek değillerdi herhalde. Gerçi izin verseler sadece üç c…

Bilmiyorsan Zorlama Bence

Resim
Eğer bir alanla ilgili olduğunuz bilinirse, insanların sizin yanınızda hep o alanla ilgili konuştuğunu görürsünüz. Aslında en yapılmaması gereken şey budur ama yapması gerekenin tersini yapmayı sevmekten midir yoksa sadece ben de bir şey biliyorum deme hevesinden midir bu yanlış çok yapılır.

Mesela ilahiyat okuduğumu bilenler hemen dini konularda konuşmaya başlarlar. Kimilerini tanırım da, söyledikleri şeylerle en küçük bir ilgilerinin olmadığını da bilirim ama öyleymiş gibi görünmeye çalışırlar. Arada kullandıkları yanlış terimler, uyduruk şeyler ve kendi uydurdukları yüzünden baya komik duruma düşerler ama hala buna devam ederler.

Özellikle orta yaş ve üstü bu konuda çekilmez olabilir. Bir toplulukta oturduğunuzda başlarlar vaaz vermeye. Anlattıkları birçok şeyin İslam'la yakından uzaktan ilgisi yoktur. Uydurma hikayelerle, efsanelerle kendilerini kanıtlamaya çalışırlar. Kimisi daha da ileri giderek "ben alim değilim ama çok alimin sohbetinde bulundum, bir alim kadar biliy…

Okusaydım Kesin Doktor Olurdum

Resim
Okul açılmadan önce şehre gittim. Sınıf arkadaşımla buluştuk. Tatil boyunca görüşmediğimiz için hasret giderme adına biraz dolaşalım dedik. Arkadaşımın yanında okul okumamış bir arkadaşı da vardı. İlk okul terkti sanırım. Beraber dolaşırken arkadaşımın arkadaşı "okusaydım kesin doktor olurdum" dedi. Aklıma çocukluğum geldi.

Ben orta okula giderken (bizim zamanımızda ilköğretim yoktu) abim üniversite sınavına hazırlanıyordu. Zirve'den bir set almıştı. Üzerinde bir de kaset vermişlerdi. E o zaman bilgisayar, cd falan yoktu. Varsa yoksa ses kasetiydi. Teybe takar dinlerdik. İşte o kasette üniversiteyi kazanmanın ne kadar zor olduğu, biraz da abartılı bir şekilde anlatılıyordu. Bant tiyatrosu şeklinde yapılmıştı yanlış hatırlamıyorsam.

Ben o kaseti dinlediğimde bunlar da çok abartıyor diye düşünmüştüm. Üniversiteyi kazanmak ne ki diyordum. Zamanı gelince güle oynaya kazanırım diyordum.

Zamanı geldi. Hiç kasette anlatıldığı kadar çalışmadım, dershaneye falan gitmedim ama gül…

Yanlış Mahallenin Doğru Sokağı

Resim
Merhaba günlük, hiç vaktim yok sadece bugün başımdan geçenleri yazıp kaçacağım.

Bugün okula gidecektim. Gidecekken bir haftadır gelmeyen paketimi de gidip kargodan alayım dedim. Kargo şubesi bilmediğim bir yerdeydi. Zaten Diyarbakır'ın batı tarafını hiç bilmiyorum. Önceki gün Google Maps'tan baktım, kendime göre bazı işaretler belirledim ve nasıl olsa bulurum dedim.

Arabaya bindim. Şoföre Dr. Sıtkı Göral caddesi dedim "o da ne" dedi. Maps'tan bakınca da kocaman cadde olarak görünüyor. Neyse ki bir arkadaş önceki gün bana başka bir isim vermişti. Neyse araba bir yere kadar gitti. Ben de rastgele bir yerde indim. Hissettim diyeceğim de Yahşi Batı'daki Kızılderili şefinin durumuna düşeceğimden korkuyorum. İndim arabadan mapsten gördüğüm bir okulu gördüm karşıda. Tamam dedim doğru yerdeyim. Hemen kuzeye doğru yol aldım. Bu arada ne aradığımı da söyleyeyim 41. sokağı arıyorum.

O sokak senin bu sokak benim arıyorum. 32. sokaktan başladım 12. sokağa kadar gittim. Y…

Para mı Sevgi mi

Resim
Felsefe dersinde hocamız eş seçimiyle ilgili bir soru sordu. En önemli şey ne diyordu. Kimileri öyle, kimileri böyle dedi ben "para" dedim. Hoca her cevabı tahtaya yazıyordu. Daha sonra bazılarının "aaa, bak biri para demiş" deyip güldüklerini gördüm.

Hayatın gerçeklerinin farkına varmamış gençlerdi bunlar. Onlar daha duyguların gücüne inanıyorlardı. Sadece birkaç ay yürüten duyguların bir ömür boyu süreceğini düşünmek bir yana, daha, ciddi düşünmek için bile çok küçüklerdi. Çünkü ortada bir şey yokken kararlar vermek, ahkam kesmek çok kolaydı. Şöyle  bir şey anlatılır: İki fakir adam konuşurlar, biri birine sorar: "iki araban olsa birini bana verir misin? İki evin olsa?..., İki bilmem neyin olsa?..." diye uzatır da uzatır. O her sordukça diğeri "elbette" deyip durur. Sonunda "iki gömleğin olsa?" diye sorar. Diğer adam durur ve "hayır" der. "Neden" sorusuna da "çünkü iki gömleğim var." diye cevap verir.

İ…

Küçük Kızdan Amcasına

Resim
Kamil Abime özendim, zamanda yolculuk yaptım. Bir zaman önce kendisini korkuttuğum küçük kızın büyüğünü buldum ve derdini dinledim. Bakalım dedim beni dinlemiş mi yoksa bin nasihat bir musibet gelmeden değersizdir kaidesine mi uymuş? Başladı anlatmaya güzel kızımız:

Amca, gördüm onu, bana bakıyordu, gülüyordu. Gülüşünde baharları gördüm, çiçeklerin üstünde vızıldayan arıları gördüm. Tam kaptırıp gidiyordum ki hatırıma sen geldin. Bakışlarımı başka yöne çevirdim. Biraz sonra göz ucuyla bir baktım ki bakışlarımı çevirmem onu çok üzmüş, yüzündeki bahar fırtınalı bir güze dönmüş. Dedim belki de sen yanılıyorsundur amca, belki bu doğru kişidir. Belki beni gerçekten seviyordur. Öyle olmasa bakışlarımı çevirmeme bu kadar üzülür mü dedim. 
Seni unuttum amca. Amaaan dedim, dertlinin biriydi. O öyle birine rast geldi diye ben de mi böyle olacağım dedim. Aslında biliyor musun amca her şeyi unuttum. Artık benim için sadece o vardı. Onu düşünerek yattım, onun sesini kulaklarımda duyarak kalktım. H…

Neye Vuruldun?

Resim
Okulda bir arkadaşla karşılaştım. İki üç aydır görüşmemiştik ama onu görünce üç yıldır burada değil sandım. Çocuk resmen çökmüştü. Gözlerinde de bir hüzün vardı. Belli etmemeye çalışıyordu ama gülerken bile dudaklarını kenarı ağlıyordu. Da Vinci'nin tablosu gibi olmuştu çocuk.

Hal hatırdan sonra durumunu sordum "yok bir şey" dedi. Üstüne gittim falan, zorladım nihayet kabul etti. Tabi gençler biraz acayip oluyor. Başta direniyorlar, ipin ucunu yakaladın mı yün kazak gibi sonuna kadar çözülüyorlar.

Bizimki aşık olmuş. İşin ilginç yanı da aşık olduğu kişiyi hiç görmemiş. "Hadi oradan, öyle şey mi" olur diyecektim ama çocuğun hali bu soruma zaten cevaptı. "İyi de neye vuruldun?" dedim, "ben de bilmiyorum ama olduğunu varsaydığım birini çok sevdiğimi hissediyorum" dedi.

Dünyada ne gariplikler oluyor değil mi? Çocuk, arkadaşıma göndereyim derken yanlışlıkla işte bu tanımadığı kıza atmış mesajı. Sonra ne olmuşsa öyle bir iki mesajlaşmışlar falan …

Beklemek

Resim
Yıllar önce, geleceğinden emin olduğum tehlikeden korkarak kaçırdığım uykularda tanıdım seni. Aylarca oyalasan da biliyordum bir gün geleceğini. Kimi zaman sıkıcı bir derste zilin çalışıydın benim için. Kimi zaman da sabah namazına kalkamamak korkusuyla uykuma direnişim.

Her zaman hayatımda oldun. Hep sıkıntıydın. Kimi zaman bir arkadaştın, son anda işi çıkıp randevuyu erteleyen. Kimi zaman bir sıraydın, hastane, postane, banka koridorlarında. Kimi zaman bir şifaydın başımın çatlarcasına acısında.

Kimi zaman sıkıntıdan patlamak üzere olan ben için bir e-postaydın. Kimi zaman sıcak bir sohbetin bildiricisi olan bildirimdin. Kimi zaman karşı tarafta duyulan sıcak bir ses, kimi zaman çalan bir kapıydın.

Baze aniden akla gelen bir ilham oldun hayatımda. Bazen demlenme süresi biten çaydın. Bazen sonunu görmeye hasret kaldığım bir kitap; bazen bir türlü gelmeyen uykuydun.

Bir basket maçının bitiş sesi oldun kimi zaman. Bir filmin başlamasına kalan saniyelerdin. Bilgisayarın açılmasındaki s…

Türkleşiyoruz

Resim
Yine o bakkal arkadaşımın yanındaydım. Sekiz-on yaşlarında bir kız çocuğu içeri girdi. Nazik diye tabir ettiğimiz bir şekille "şey, az önce büyük annem buradan bilmem ne almış..." diye devam ederek bir şeyler söyledi. Konuşması garibime gitti. "Kız sen Türk müsün, Kürtçe bilmiyor musun?" diye sordum, bana Kürtçe cevap verdi. "O zaman büyük annem ne ya" diye şakayla karışık sitem ettim.

Bana garip geldi. Ninem bile demiyor, büyük annem diyordu. Bizde olmayan bir kullanım, nasıl oldu da bu kadar bizim içimize girdi. Allah bilir o kız Kürtçe bir cümle bile kuramıyordur.

Ne yazık ki asimile oluyoruz. Açıkça Türkleşiyoruz. Göz göre göre, aslımızı kaybediyoruz.

Bir yerde okumuştum. Toplumu kadınlar yönetir, kadınlar değiştirir diyordu. Bunu, bu vesileyle tekrar görmüş oldum. Küçüklükten beri özentilerle yaşayan kız çocukları, televizyonda gördükleri gibi konuşmaya çalışıyorlar. Büyüyüp anne olduklarında da çocuklarını böyle konuşturuyorlar. Her ne kadar isteye…

Büyüğü Varken

Resim
Bir arkadaşıma bir sıkıntımdan bahsettiğimde bana şöyle demişti: "Üzme kendini bu kadar, senin bu sıkıntılarını yaşamak için can atan çok sayıda insan bulunabilir." Biraz düşününce haklı olduğunu düşündüm. Zaten ona da söyledim, insanın tek sıkıntısı olduğunda, ne kadar da küçük olsa dert olur insana. Gerçek sorunları olunca artık bu küçük sıkıntılar önemsizleşir, hatta görünmez olur.

Bu konuşma ve düşüncelerden sonra gördüğüm bir manzara beni baya etkiledi. Tren istasyonunda bilet sırasındayken, küçüklükten tanıdığım birini gördüm. Büyümüştü, delikanlı olmuştu ama hastalığı onu bırakmamıştı.

Felçli olan bu genç dik duramıyor. Yürürken sallanıyor, hareketlerini kontrol edemiyor, kafasının sallanmasını engellemek içinse sürekli gergin duruyor. Rahat konuşamıyor bu talihsiz adam; ağır kelimelerle hitap ediyor.

Biletlerimizi alıp birbirimize iyi yolculuklar diledikten sonra onun hakkında düşünceler aldı beni. O tecrübeli arkadaşımın dedikleri beni sevk etmişti bu düşüncelere. …

Medeniyet Elbisede Değil

Resim
Gassani hükümdarının Medine'ye Müslüman olmak için geldiğini söyledim. O mescitten veya başka bir yerden çıkıyor, çalımla hareket ediyor ve kendini Gassan'da sanıyordu. (Medine'nin başka bir yer olduğunu; bunların şartlarının, durumlarını ve bu tür şeylerden anlamadıklarını bilmiyordu.)

Bu tür merasimlere değer vermeyen normal bir Müslümanın ayağı, beyefendinin kaftanına takılıyor. O da dönüp bu Müslüman adamın kulağına vuruyor. Bu adam şikayet için Ömer'in yanına gidiyor.

Şimdi bu zamanda Ömer ve bütün sahabiler, Arapların en büyük ileri medeniyetine sahip olan Gassanilerin hükümdarı Medine'ye bizzat kendi ayağıyla gelip teslim olduğu için ona iyi davranırlar. Medine, bu büyük zaferi, Arapların en büyük ileri sermayedarlarının gelip fakir Medinelilere, Evs ve Hazreçlilere teslim olmaları nedeniyle en azından görünürde büyük bir zafer olduğu için kutlamıştır.

Ömer, Müslüman adamın şikayetine cevap olarak şöyle der: "Yarın mescidin önüne gel onu çağırayım, eğe…

Sevmeyeni Sevmek

Resim
"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Vefasız

Resim
Derler ki gözleri görmeyen bir kız varmış. Gencin biri ona aşık olmuş. Genç bir ara kıza "gözlerin açılırsa yine benimle evlenir misin" diye sormuş. Kız da "tabi ki" demiş. "Senden başka kimim var ki" Gel zaman git zaman, kıza uygun göz bulunmuş, ameliyat olmuş ve gözleri açılmış. Erkek yanına gelmiş "ne diyorsun, artık evlenebilir miyiz" demiş. Kız bakmış ki erkek arkadaşının gözlerinin yerinde çukurluklar var. Verdiği sözleri de, hayallerini de, gencin kendini ona adamasını da, en önemlisi de ne olduğunu bilmediği ama gencin uğruna gözlerini feda ettiği sevgisini unutmuş ve "senin gözlerin yok ki, ben seninle nasıl evleneyim" deyip gitmiş. Zavallı genç arkasından sadece "Gözlerime iyi bak" diyebilmiş.

Belki abartı, belki komple yalan ama hangimiz yaşamadık vefasızlık örneklerini? Hangimiz değer verdiklerimizin bizi değersiz görmelerine şahit olmadık? Hangimiz uğruna çabaladıklarımızdan ihanetler görmedik? Hangimiz "öl…

Sohbetine Doyum Olanlar

Resim
Bir ara bilgisayarımı gasp eden bir yakınımdan bahsetmiştim. Bir hafta kadar bizde kalmış, benim bilgisayarıma, yani hayatımın bir parçasına yaklaşmama izin vermemişti. Akrabalık ve misafirlik hatırına buna ses çıkarmamıştım ama yanlış yapmıştım. Bunu daha sonra anladım.

Normal şartlarda birinin bilgisayarıma dokunması bile hoşuma gitmez. Bilgisayarım bence mahremimdir ve sadece bana ait olmalıdır. Bu düşünceme rağmen bir hafta boyunca bilgisayarımı kendisine bıraktığım akrabam, bu cömertliğimden çok memnun olmuş olacak ki bu durumu yinelemek istedi. Sütten ağzı yanan ben, ikinci kez bu hataya düşmeyecektim elbette.

Ortada bir bilgisayar ve onun başında oturan bir misafir olmayınca, doğal olarak sürekli televizyona bakan, ondan da sıkılınca konuşan bir misafir oldu. Hayatı boyunca bırakın eline almak, bir kitabın yanından bile geçmemiş bir misafirin söyledikleri, az da olsa kitap okumuş biri için çekilmez olabiliyormuş demek ki. Bunu ancak görünce anlayabiliyor insan. Yıllar önce gül…

Bakış Açısı

Resim
Bir dizide şöyle bir sahne seyretmiştim. Bir matematik öğretmeni tahtaya bir soru yazdı. Bunu çözün dedi. Öğrenciler bu imkansız dediler. Fakat hoca ısrarla "bakış açınızı değiştirirseniz çözersiniz" diyerek onları çözmeye zorladı.

Matematikle aram olmadığı için soruyla ve cevapla ilgilenmiyorum. Zaten o zaman da ne soruyu ne de çözümü anlamıştım. Fakat bakış açısı konusunda, sözel kafasıyla bir şeyler düşünebileceğime inanıyorum.

Öyle sanıyorum ki insan baktığı şeyi görmekten çok onu yorumlar. Bir sanatkarın sanat eserine bakışıyla bir avamın bakışı arasında fark oluşunun nedeni budur. Avam o eserde en fazla bir güzellik bulur, belki onu bile göremez. Fakat sanatçı baktığı an ondan bir mesaj bile çıkarabilir.

İnsanın olaylara, kişilere, bilimlere, dinlere vb. bakışı da sanırım bilgisine göre değişir. Kur'an okumamış, Arapça bilmeyen, beş vakit namazını camide kılan bir yaşlı insanın İslam'a bakışıyla, bir Sosyoloji öğrencisinin bakışı asla bir olamaz. Birincisi bil…

Sevgili Günlük 3

Resim
Ne haber sevgili günlük? Sen de benim gibi yaşamaktan sıkıldın mı? Tabi sen de haklısın. Sıkılsan ne yapabilirsin ki? Sanki kaderin kendi elinde. Tamam günlük efendi tamam. Dinlemeye değil anlatmaya geldik. Bir derdin varsa yorum olarak yazarsın.

Durumlar pek iyi sayılmaz. Mesela şu an dudağımdan musluk gibi kan akıyor. Peçete kıpkırmızı oldu. Ama Allah var kanımın rengi çok güzel. Beyaz peçete üzerine kırmızı çok yakışıyor.

Gelecekle sorunlarım var günlük. Bir türlü beni dinlemiyor. Gelme dediğim zaman çok hızlı geliyor. Bana düşünme fırsatı bile vermiyor. Çabuk gel dediğim zaman da sanki tersine akıyormuş gibi benden uzaklaşıyor. Ona dedim, seninle uğraşamam dedim. Benim Rabbim var, ona dayanırım o beni senden korur dedim. Fakat kimi zaman kendimi gene geleceğin cazibesine kaptırıyorum. Ya şöyle olursa, ya böyle olmazsa gibi düşünceler beni deli ediyor.

İlk Şoförlüğüm

Resim
Mobilya atölyesinde çalıştığım zamanlar araba sürmeye merak sarmıştım. Sık sık arabayla bir yerlere bir şeyler götürüyorduk. Ustamızla aramız iyiydi ve isteyene, müsait yerlerde kullandırıyordu arabayı. Bazı çalışanlar çok fazla sürmek istiyorlardı fakat ustamız sadece boş yerlerde direksiyonu onlara bırakıyordu.

Zamanla benim de merakım oldu ama hiç sürmek istemedim. Ta ki bir tatil gününe kadar: Bir düğün vardı. Düğün salonu ilçenin üç kilometre dışındaydı. Ustam bir otomobil emanet almış, birkaç arkadaşla beraber beni de evden almaya gelmişlerdi. Kapıya çıkınca ben de samimiyete güvenerek "usta, in de ben kullanayım dedim" Kesin itiraz eder diyordum ama hiç konuşmadan inip arka koltuğa geçti. Ben de daha önce hiç şoför koltuğuna oturmamış olmama rağmen şaka yaptım demedim.

Araba zaten çalışır durumdaydı. Yapmam gereken sadece ilk başlarda herkesin yaptığı gibi arabayı tekletmekti. Fakat hiç de öyle olmadı. Arabayı sorunsuz sürdüm. Tabi tek bir yönde ilerliyordum. Elbet s…

Alan Adım Eksik (Mim)

Resim
Blogger'in eksikleri diye bir mim açılmış. Anında Yorum beni mimlemişti. Ben de sanmıştım ki birkaç blog yazarını eleştireceğim. Nasıl yapacağım diye kara kara düşünürken bugün baktım ki Mamontenka da aynı mimde beni mimlemiş. Tabi bir de kendisi yazmış. Yazısını okuyunca aslında konunu basit olduğunu anladım.

Hiç uzatmayayım ben Blogger'i seviyorum. WP kullanırken en büyük sorunum yazılarımın kaybolmasıydı. Blogger'e geçtikten sonra hiç yazı kaybetmedim. Sağ olsun hep kaydediyor. Bu benim için çok iyi. Bir de google hesabıyla kullanılıyor olması önemli bir avantaj.
Eksiklerine gelince benim için en önemli sorun alan adım. Kendime ait alan adım var ama bir türlü yönlendiremiyorum. Ne yaptıysam olmadı. Google gibi bir devin bunu daha basit bir yolla yapması gerekirdi. 
Tabi bir de herkesin şikayet ettiği şablon sorunu var. Şablonlar kötü ve çok az. Blogger buna acilen çare bulmalı. Daha hafif, sade ve görsel birkaç temaya ihtiyacımız var. 
Her şeye rağmen Blogger'e dev…

Isır Beni

Resim
Geçenlerde akşam namazını kılarken bir sivrisineğin etrafımda dolaştığını gördüm. İlk başta rahatsız olsam da sonra olsa olsa bizim aşık sivridir deyip rahatladım. Gider bir yerlere konar, namazdan sonra bir güzel sohbet ederiz diye düşündüm. Fakat o aşağılara doğru yöneldi. Az sonra ayak bileğimde hafif bir sızı hissettim.

Namazdan sonra bir baktım ayak bileğim kaşınıyor. Bir dokundum baktım şişmiş. Meğer gelen bizim sivri değil dişi bir sivrisinekmiş. Bir dişi olarak görevini çok iyi yapmış.

Biraz düşündüm ve şu soruyu sordum kendime: Bütün dişiler mi can yakar?

Çay Sevenler Varmış

Resim
Dün çayla ilgili bir yazı yazmıştım. Bazı arkadaşlar benim çayı çok sevdiğime kanaat getirmişler. Fakat öyle değil. Yani çevreme göre kıyaslarsam ben sıradan bir içiciyim.

Mesela benim bir abim var, durmadan çay içebilir. Hatta uykusu bile kaçmaz. İddia ediyorum, şofbene dem atın. Böyle bir kilo kadar. Sonra o dediğim abime içirin. İçirin dediysem zorla değil. Her içtiği bardaktan sonra hiçbir şey söylemeden bardağını tekrar doldurun. Şöyle elli-altmış olunca bir sorun kaç bardak içtin diye. Alacağınız cevap en fazla beş-altıdır.

Benim sırf yeter demek adetten olduğu için yeter diyen arkadaşlarım var. Tamam ben demlik bitene kadar içiyorum ama benim demliğim bana göre. Üç veya dört fincan ki bu İstanbul bardaklarıyla sekiz-on bardak eder.

Çay mı Şerbet mi

Resim
Geçenlerde bir arkadaşla konuşuyorduk. Konu nereden geldiyse çaya geldi. Ben şekersiz içtiğimi söyleyince arkadaş, "ben şekerli ve açık içerim" dedi. Ben de ona içtiğinin çay olmadığını söyledim. "Nasıl yani" deyince şekerli çay ve şekersiz çay aynı şey değiller dedim.

Açıklayayım: Ben birkaç yıl önce şekerle belaya girdim. Yok öyle hastalık falan değil çok şükür, sadece ayarlamasından nefret ediyordum. Küp şekerlerin büyüklükleri aynı değildi. Çayım bazen çok tatlıydı, bazen de hiç tatsız. Ayar sadece evde işe yarıyordu. Ben kalktım şekeri bıraktım. Kimileri on dört gün diyor da ben ne kadar sürdüğünü hatırlamıyorum, çayın şekersizken içilen o tatsızlığı yerini çok güzel bir tada bıraktı. Çayın kendi tadını alıyordum artık.

Sonra durum farklı oldu tabi. Çay artık beni doyurmaz olmuştu. Fazla içiyordum ama doyamıyordum. Genelde demlik bitene kadar... Bu arada alışkanlıktan mı yoksa zaten çayın şeker ihtiyacı hissettirmesinden mi çayla birlikte tatlı bir şeyler de y…

Ben Güzele Güzel Derim

Resim
Aykırı olmak güzel şey. Kimi zaman bazı laflara, herkesin beğendiği kimi zatlara karşı çıkarak bunu ortaya koymayı seviyorum. Bugün de "Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca" sözüne takılmak istedim.

Bu söz bence geçerli değildir. Çünkü bir güzelin güzel olması için sizin olmasına gerek yok. Sizin ona güzel demeniz için de bu zorunluluk değil. Zaten siz deseniz de demeseniz de eğer o şey güzelse değişen, sadece sizin sözünüzün doğruluğu veya yanlışlığı olur. Kaldı ki sizin olmayana güzel demiyorsanız ilk zaman bunu nasıl elde ettiniz? Yani sizin değilken güzel değildi, ona hiç bakmamanız gerekirdi öyle değil mi?

Benim olan güzeldir derseniz bunun tutulacak bir yanı olabilir. Her ne kadar o şey diğer insanlar için sıradan da olsa eğer onunla sizin aranızda manevi bir bağ varsa sizin için güzel olabilir. O şeye baktığınız zaman kafanızdaki gözlerle değil de kalp gözünüzle baktığınız için içindeki güzellikleri görebiliyorsanız da tadından yenilmez olur.

Ekmeğin Resmini Yapamadım (Mim)

Resim
Biliyor musun abi, benim hiç bisikletim olmadı. Aslında benim hiç bisiklete binme hayalim de olmadı çünkü benim hiç bisikleti sürecek bir yolum olmadı.

Biliyor musun abi benim hiç sabahları çat diye kızarmış ekmekleri dışarı atacak bir ekmek kızartma makinem olmadı çünkü benim hiç taze ekmeğim olmadı. Aslında paylaşılan kırıntılar dışında benim hiç ekmeğim de olmadı.

Biliyor musun abi benim hiç "tabağını bitir" diyen bir annem olmadı. Aslında benim hiç tabağım olmadı. Yemek yemek için kullandığımız kaplar hiç dolmadı. İçindekileri boşaltmak, midelerimizi hiç doyurmadı.

İnsanlar İkiye Ayrılır

Hani hep derler ya Allah'tan ne dilerseniz size onu verir diye. Ben de birkaç yıl önce Allah'tan dünyalık diledim. Bir dünya işine girdim, çalıştım, gecemi gündüzüme kattım ve hep Allah'tan daha fazlasını istedim. İlk başlarda pek bir şey olmadı ama ben ısrarla isteyince ve kimi zaman da acaba niye duam kabul olmuyor diye düşününce Rabbim duamı kabul etti.

Dünya işine öyle bir dalmıştım ki ondan başka hiçbir şey düşünemez olmuştum. Okumayı falan pek önemsemiyordum. Zengin olmak gibi düşünceler zihnimde turlar atıyordu.

Girdiğim açık öğretim sınavlarının Arapça'sından başarısız olunca arkadaşlar biraz Arapça öğrenmeden geçemeyeceğimi söylediler. Bana bir hocaya gidip ders almamı tavsiye ettiler. Gidip hocayı buldum ve ondan ders almak istediğimi söyledim. Peki gel dedi. Gitmemi istediği zamanda, hergün bir iki saat kadar ders almaya gidiyordum.

Hocam benim yaşlarımda çok iyi bir insandı. Benimle birlikte birçok kişiye ders veriyordu. Ders almaya gittiğimde, benden on ya…

Arkayı Beşleyelim

Dün şehir içi, orta boy halk otobüslerinden boş olanı görünce hemen atladım. Arka tarafta oturmak garanti olduğu için hemen gözümü en arkaya diktim. Otobüslerin son koltukları beşli olur. Sağ taraf cam kenarında bir kız, yanında bir erkekle oturuyorlardı. Ben de sol taraf ikinci koltuğa oturdum çünkü cam kenarındaki koltuğa güneş vuruyordu.

Bir süre oturunca otobüse güle şakalaşa bir kız ve bir erkek daha bindi. İlk önce gelip hemen önümdeki koltuğu oturdular. Biraz sonra akıllarına ne geldiyse erkek olanı cam tarafına geçmek için izin istedi benden. Erkek cam tarafına geçti, bayan da yanıma oturdu. Arkayı beşlemiştik. Ben adama kalk bayan cam tarafına geçsin demeyi düşündüm ama gerek kalmadan onlar bunu yaptılar, yapmaz olaydılar.

Zaten çılgın oldukları her hallerinden belli olan gençler, otobüsün hareket etmesinden sonra daha da çıldırdılar. Sürekli gülüyorlar, şakalaşıyorlar, bağırıyorlar, hatta kimi zaman birbirlerine vuruyorlardı. Ben elimdeki notlarla iki manyak çiftin arasında…

Hayatımın Şiiri

Geçenlerde Trt1'de Sezai Karakoç belgeseli vardı. Hayatı anlatılırken meşhur şiiri Mona Roza da okundu. Kenan Işık şiiri okuyunca ben de yıllar öncesine döndüm.

Oldum olası şiir sevmem. Nedenini bilmiyorum ama beni etkilemez. Belki de ben küçükken, Türkçe Öğretmeni abimin, sürekli, sesli sesli bana şiir okumasındandır.

Şiir okuduğum, dinlediğim olmuştur. Hatta abim bir ara sen eskiden yazmaya çalışırdın dedi. Her ne kadar hatırlamasam da demek ki yapmışım. Fakat itiraf edeyim bunların hiçbirini isteyerek yapmadım. Ya özenti olsun diye dinlemişimdir ya da başka bir şekil. İsteyerek okumadığımı ve dinlemediğimi, bir şey yapmaya karar verdiğimde bunun kesinlikle şiir olmadığını tecrübe ederek öğrendim. O kadar övülen Dursun Ali Erzincanlı ve Mazlum Işık'ı bile dinlemek istemem.

Bütün bunlardan farklı olarak beni etkileyen, dinlemek ve okumak istediğim ve kesinlikle dinlemekten ve okumaktan sıkılmayacağım bir şiir var ki o da hemşehrim Sezai Karakoç'un, Mona Roza adlı şiiridi…

Üzülmeye Zamanı Olmayanlar

Parmakları o kadar hızlı hareket ediyordu ki, bir parmak, bir saniye içinde iki ayrı tuşa ikişer kez basabiliyordu. Gözünü ekrandan hiç ayırmıyordu. Bazen dudağını ısırıyor. Kimi zaman sağa kimi zaman sola eğiliyordu. Heyecanı artmaya başladı, parmaklarının kontrolünü kaybetmişti. Ayağa kalkarmış gibi bacaklarına yükleniyor ama sonra oturuyordu.

Derken hata yaptı. Bir anda kendini kaybetti ki zaten hiç kendinde değildi. Elindeki kumanda kolunu (joystick) duvara fırlattı. Paramparça olan alete bakarken hala küfürler savuruyordu.

Birazdan sinirleri yatıştı. Şimdi daha sağlıklı düşünebiliyordu daha doğrusu artık düşünebiliyordu. Aslında basit bir oyundu ve kesinlikle sinirlenmesine gerek yoktu. Bir anlık siniri kumanda koluna mal olmuştu. İki haftadır aldığından beri hemen hemen hiç elinden düşürmediği, hayatını değiştiren bu sihirli şey artık yoktu.

Başını ellerinin arasına aldı. Sırtını duvara dayadı. Sevdiği tarafından terk edilen bir sevdalıyı andırıyordu. Kafasını kaldırıp kumanda …

Aşk Bitti

Genç bir yeğenim var. Geçenlerde konuşurken laf arasında aşk da geçti. Konu açılınca hemen "aşk bitti" dedi. Sanırım gençlik hevesi olarak birini sevmiş. Bildiğimiz hikayeler yaşamış ve şimdi de aşkın bittiğini söylüyor. Ben itiraz ettim, "hiç aşk biter mi" dedim. Cevabı manidardı, "zaten aşk diye bir şey yoktur." Tabi ben ona, herkese dediğim gibi "hadi be oradan, sen aşkı nereden bileceksin" demeyi ihmal etmedim.

Acınacak durumdayız. Aşk gibi harika bir şeyi bu kadar basite indirgemişiz. Heveslerimizi, egolarımızı tatmin etmenin adını aşk koymuşuz. Basit bir arkadaşlığa aşk demiş, "aşksız geçen günlerimi günden saymıyorum" naraları atmışız. Canımız azıcık yanınca da suçsuz mahkumumuz olan aşka küfürler yağdırmış, hatta onu küfürlerin en büyüğü olan yoklukla itham etmişiz.

Biz de haklıyız aslında. Görmediğimiz, tatmadığımız bir şeyin varlığını nasıl hissedebiliriz. Tipi hoşumuza giden bir insanı beğenmemizi bize aşk diye anlatmışlar …

Arkadaşım Olur musun

Çok hızlı ilerliyordu. Bir yere yetişmek için hiç durmadan gidiyordu ama hep aynı yerde dönüp durduğundan haberi yoktu. Dokuzdan sonra yokuş yukarı tırmanan bir araba görüntüsü veriyordu. On ikiden aşağı indi mi de freni olmayan bir bisikletin, bir tepeden inişini sergiliyordu.

Nihayet gözünü saatten alabildi. Sıcağın onu rahatsız ettiğini hissetti. İki eliyle tişörtünün altından tutup birkaç kez salladı. Çok geçici bir çare olmasına rağmen en çok kullanılan serinleme hareketiydi. Müzik artık onu rahatsız etmeye başlamıştı. Sabahtan beridir dinliyordu ama kapatmak da istemiyordu. Oda sessiz olunca daha da bir yalnız hissediyordu kendini.

Kendini bildi bileli yalnızdı. Genelde bundan şikayet etmezdi. Pek de sıkılmazdı ama bugün durum farklıydı. Günlerce süren iştahsızlık ve uykusuzluktan sonra önceki gün hem çok yemiş hem de fazla uyumuştu. Sabahtan beri içerideydi. Biraz ders çalışmış, biraz da internette dolaşmıştı.

Akşam yemeği olarak kendine yumurta kaynatmıştı. Çok severdi haşlan…

Çok Eşli Padişah

Hazır çok eşlilik gündemdeyken ben de konuyla direkt ilgili olmasa da bir masal anlatayım.

Derler ki Padişah'ın biri tebdili kıyafet dolaşırken tarlasını süren bir adam dikkatini çekmiş. Bu adam bir yandan çift sürerken diğer eliyle bir mendil sallıyormuş. Padişah çok merak etmiş, yanına gidip sormuş: "Be adam deli misin, bu elindeki mendili niye sallıyorsun?" Adam Padişah'a bakıp gülmüş. "Beyim, karımdan o kadar memnunum ki sürekli bu mendili sallamak istiyorum." Demiş. Padişah adamın deli olduğuna tam kanaat getirmiş. Çünkü Padişah'a göre karıdan memnun olmak imkansızmış. Meğer zaten Padişah'ın çıkıp dolaşma sebebi buymuş. Düşünmüş, adama misafir olup gözleriyle görmek istemiş. "Nasıl, oluyor? Yani karın ne yapıyor da o kadar memnunsun" diye sormuş. Adam anlatmış: "Eve yaklaşınca suyum ve terliklerim hazır olur, ben abdest alana kadar seccademi serer, namaz kılıp döndüğümde yemeğim hazırdır, yemek biter bitmez çay, çaydan hemen son…

Sevgi Böyle mi Ölçülüyor

Birazdan hayatınızın en sıkıca yazısını okuyacaksınız; çünkü kendimden bahsedeceğim. Daha önce de dediğim gibi insanlar kendilerinden bahsetmeyi sever ama dinleyenler bunu sevmez. Şu yazı itibariyle dinleyici ya da daha doğru söyleyişle okuyucuları hiç umursamayacağım. Çünkü İhyaca sağ olsun beni mimleyerek bana bu fırsatı verdi. Artık okuyup okumama size kalmış.

Mim konusu şu: “Bir gün biri çıktı karşınıza farz edin. Ve “Hadi bana en çok sevdiğin kişiyi/şeyi ne kadar sevdiğini söyle” dedi ve ekledi “Çok’u cevap olarak kabul etmiyorum.”

Ben İhyaca'ya söyledim, benim "en"im yoktur dedim. Hiç karar veremem, buna rağmen yazayım mı dedim, yaz dedi. İşte yazıyorum. Gelin beni tanıyın, ne işinize yarayacaksa artık :)

Öncelikle şunu belirteyim ki ne hakkında konuşursak konuşalım çok fazla kategori olmalı. Mesela en sevdiğin kişi dendiğinde bir isim söylesem, biri gelip sen bunu Peygamberinden daha çok mu seviyorsun diye sorabilir. Fakat sevdiğim bir insanla Peygamberi (Allah&#…

Beni Aya Işınlayın

Volkan Abi beni mimlemiş. Konu ışınlama. Kendisi çok güzel bir yazı yazmış ama Abimiz ben ne soruyorum siz ne diyorsunuz diye eleştirmiş. Buna rağmen ben Volkan Abinin yaklaşımını beğendim.

Jumper diye bir film var. Baş roldeki genç dünyada istediği yere bir anda geçebiliyor. Işınlama ile ilgisi ne derseniz ben ışınlamanın da böyle bir şey olduğunu düşünüyorum. Aslında açıp biraz bakabilirdim ama Kamil Abi ben oradan buradan bilgi istemiyorum demişti diye duygularımı yazayım dedim. Sonuçta yazdığım bilimsel bir makale değil öylesine bir blog yazısı.

Yıllar önce şöyle bir şey duymuştum: Işınlama olmayacak bir şey değildir. Nesneler atomlarına bölünerek hızlı bir şekilde başka bir yere nakledilirse ışınlanmış olur demişlerdi. Atomlara bölmek de olabilecek bir şeydir ama o atomları bulup birleştirmek için kimsenin hali hazırda bir fikri yok demişlerdi.

Buna rağmen ben, ışınlamanın çok olağan bir şey olduğuna inanıyorum. (Konu hakkında fikrim yok Kamil Abi gülme lütfen) Çünkü Kur'an-…

Konuş Konuş Nereye Kadar

Facebook'ta bir arkadaşla (gerçi o, senin arkadaşın değilim diyor ama olsun) konuşurken laf içinde telefonla saatlerce konuşanlar da geçti.

Bakıyorum kimi zaman, bacının biri almış telefonu, uzun koridorda volta ata ata konuşuyor. Ara sıra da gülüyor. Takip etmediğim için vakit belirtemem ama sanırım uzun süre konuşuyorlar.

Kimi zaman akşam eve giderken bakıyorum, köşeden bir mırıltı geliyor. Bakıyorum gencin biri, telefon kulağında konuşuyor. Bu seferki erkek olduğu için rahatlıkla inceleyebiliyorum. Kesinlikle şu anda benim olduğum dünyada değil. Artık telefon ağı üzerinde nasıl bir yol açılıyorsa o yoldan başka mekana geçmiş. Gözleri tam olarak boşluğa bakıyor ve tam bir huzurla, havadan sudan konuşuyor.

Bizim sınıfta biri var, telefonu hemen hemen hep elinde. Açıyor mesaj yazıyor gelen mesajı okuyor. Böyle yuvarlanıp gidiyor. Bazen sohbet ediyoruz, bakıyorum (adı bende saklı olsun) bende saklının sesi kesiliyor. Bir de bakıyorum elindeki telefona bakıp gülüyor. O an tam olara…

Zamanda Mim Arıyoruz

O gizli kapıyı bulduklarından beri içi içine sığmıyordu. Ne pahasına olursa olsun içeri girip bakmalıydı. Arkadaşları tehlikeli bir şey olabilir diye sabahı beklemeyi uygun görmüşlerdi ama o dayanamıyordu.

Zaman gece yarısını çoktan geçmişti. Yatağına uzanalı çok zaman geçmiş olmalıydı ya da o öyle sanıyordu. Kendini bildi bileli çok meraklıydı. Kapalı kapılar ardında olsun, yüreklerde saklı olanlar olsun, gizli her şeyi bilmek istiyordu. Bu yüzden olacak çok kitap okuyordu. Sanki tüm bilinen şeyleri kafasına sığdırmaya çalışıyordu.

Yataktan kalktı. Varsın geç olsun. Varsın ucunda ölüm olsun diye düşündü. Gidip o kapıyı açacaktı. Parmaklarının ucuna basarak odasından çıktı. El yordamıyla el fenerini buldu. Evin arka tarafında bulunan eski yapıya doğru yol aldı. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki gecenin sessizliğinde davul sesi gibi geliyordu ona.

Şimdi kapının önündeydi. Derin bir iki nefes aldı. Kapının tokmağını avuçladığında son bir kez düşünmesi gerekip gerekmediğini düşündü. &qu…

Ana Yüreği

Anneler Günü ile ilgili yazdığım bir yazıda yılın bir gününün annelere ayrılmaması gerektiğinden bahsetmiştim. Yılın her günü hatta günün her anı annelerin olmalı demiştim. Madem dedim uygulamak da en başta bana düşer. Uygulama derken ara sıra "Anneler" ile ilgili yazı yazmaktan bahsediyorum.

Anneler gününden bir iki gün sonra halk otobüsünde eve geliyordum. Elimde kitabımla en arkada oturmuştum. Bir durakta bir kadınla oğlu bindiler. Orta kapıdan binmişlerdi. Otobüste yer olmadığı için orada ayakta beklediler. Çocuk sekiz on yaşlarındaydı, anne de otuz beş falan.

Çocuk kapının hemen yanındaki şeye (boru mu diyeyim ne diyeyim bilemedim) tutunmuştu. Annesi ısrarla kapının karşı tarafındaki çubuğu tutmasını istiyordu. Çocuk her nedense annesini dinlemiyordu. Gerçi tehlikeli bir şey yoktu ama ana yüreği bu, çocuğunun kapıya bu kadar yakın durmasına dayanamıyordu.

İkide bir annenin sesiyle başımı kitaptan kaldırıyordum. Çocuğu bu tarafa alıyor ama her seferinde çocuk kapı taraf…

Aşk İmkansız Olmalı

Serin bahar havasında yukarıdan vuran güneş çok iyi bir etki yapıyordu. Bu yüzden kitabını bırakıp dışarı çıktı. Bir arkadaşı, yalnız başına bahçede dolaşıyordu. Ona doğru yürüdü. Okul şehir dışında olduğundan ders aralarını okulda geçirmek zorundaydılar. Bazen kitap okuyorlar, sıkılınca da çıkıp bahçede dolaşıyorlardı.

Arkadaşıyla konuşmaya başlayınca gergin olduğunu fark etti. Sık sık banklara doğru bakıyor ve sanki bir şeyler yapmak istiyormuş da birileri ellerini ve ayaklarını sıkıca tutmuş gibi bir hali vardı.

Bankın birinde kızın biri yalnız başına, mahzun bir şekilde oturuyordu. Arkadaşının sıkıntısı bu muydu yoksa? Bu kızla ilgili bir durum muydu? Sorsa söyler miydi? Sordu ve o da söyledi. Hayret hiç çekinmemişti. Kızdan hoşlandığını ve gidip ona bunu söylemek istediğini ama cesaret edemediğini rahatlıkla anlatmıştı.

Biraz sonra arkadaşını yalnız bırakıp yine içeri girdi. Birkaç saat sonra arkadaşı gelip ona durumu anlattı. Gerçekten gitmiş kızla konuşmuştu. Kız, telefon numar…

Linux Çok Daha Kolay

Birkaç yıl önce bir bilgisayar satış-tamir dükkanında çalışmıştım. En çok yaptığım şey yeni sattığımız veya tamire gelmiş bilgisayarlara iki harfli bir işletim sistemi kurmak, sürücüleri yüklemek ve en son da bir ev kullanıcısı için lazım olabilecek otuz kadar programı yüklemekti. (Müzik, ofis, resim araçları vb.)

Bu işi o kadar çok yapıyordum ki artık adımları ezberlemiştim. Hatta işletim sisteminin o saçma harflerden oluşan, yirmi beş haneli lisans kodunu bile ezbere biliyordum. Hoşuma giden bir iş değildi. Tam bir işkence idi. Uzunca bir süre eski on beş inç ekranın başında, ayakta bekliyor. Boş gözlerle ekrana bakıyor ve sürekli "next" diyordum.

Dokuz ay kadar çalıştım. İşi bıraktıktan sonra aynı işlemleri arkadaşların bilgisayarlarına yapıyordum. Bu uzunca bir süre devam etti. Yaşadığım bu küçük yerde birazcık tanınan bir bilgisayar kullanıcısı olmuştum. İnsanlar birçok şeyi bana sorarlardı. Kimi zaman telefonla arar "bilgisayarımdan ses çıkmıyor" ve benzeri …