Ana içeriğe atla

Zor da olsa...

Bazı sabahlar trene yetişebilmek için evden çok erken çıkarım. Kalabalık bir ilçede yaşamama rağmen yaklaşık on beş dakikalık yolda sadece birkaç kişiyle karşılaşırım.

O daha tam aydınlanmamış havada, yarı uykulu gözlerle yürürken kendime şöyle derim: "Böyle okuma mı olur? Bu ne biçim çile?" Daha sonra o yolda gördüğüm birkaç kişiden birini görürüm. Kimisi iş yerini açmaya, kimisi çöpleri temizlemeye gider. İşte o zaman okumanın ne kadar önemli olduğunu anlarım.

Niyetim okuyup bir iş sahibi olmak değil. Zaten kendimi onunla avutmuyorum. Fakat şunu da biliyorum ki her şartta birkaç yıl sonra düzenli olarak çalışmak zorunda kalacağım. O zaman okumamış bir işçi veya iş sahibi olabilirim. Ya da okumuş, hayatı biraz da olsa, sabah işe gidip akşam eve dönenlerden daha iyi anlayan biri olabilirim.

Belki konu dağılmış olacak ama şunu da belirtmeliyim ki ben iş sahibi olmak için okumanın doğru olduğuna inanmıyorum. Eğitim ve öğretim kurumlarını bir geçim kapısı olarak görmeye karşıyım. Kabul ediyorum eğitmen iyi şartlarda yaşamalı ama kesinlikle iyi şartlarda yaşayabilmek için okumamalı.

Kişi okuyacaksa ya bilmek ya da öğretmek için okumalı. Okuyan insanlar için para her zaman için ikinci planda olmalı.

Yorumlar

  1. çok güzel anlatmışsın ama malesef Eğitim iyi bir maaş rahat bir hayat içinmiş gibi çoktan beyinlere sokuldu..

    Hoş okuyunca mı rahat hayat yaşıyorsun yoksa daha çok yalan söyleyip daha çok insanı ezince mi orası da ayrı bir konu..

    İlimi Çin de bile olsa almalıyız ama neden olduğu çok önemli..

    Allah zihin açıklığı versin bildiklerini uygulamayı nasip etsin...

    Ve tabiki rahat bir hayat nasip estin sana ve okul yolundaki tüm kareşlerimize..

    YanıtlaSil
  2. Allah razı olsun. Ne yazık ki yalanlarla bir yere kadar daha rahat yaşanıyor ama yatsıya kadar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …