Ana içeriğe atla

Ben Çocukken

On yaşlarındayken, yetişkinlerden oluşan bir topluluk içinde "ben çocukken" diye söze başladığımı, bu söz üzerine herkesin güldüğünü ve benim gülme nedenlerini anlamadığımı hatırlıyorum.

Aradan yıllar geçti. O zamandan beri ben çocukken dediğimi hatırlamıyorum. Çünkü çocuk olduğum bir zamanım oldu mu bilmiyorum. Sanki hep büyükmüşüm gibi geliyor bana.

Ben daha çok küçükken beni çok seven abim beni yanından ayırmazdı. Beni gittiği yerlere götürürdü. O ve arkadaşları, ukala konuşmalar yapmama gülerlerdi. Ben öyle konuşurken, konuşmalarım onlara tatlı gelir diye gülerlerdi ama ben bunu anlamazdım. Ben de onlar gibiyim ve normal konuşuyordum sanırdım.


İlginç olabilir ama küçük olduğumu bilmiyordum. Kendimi büyük sanıyordum. Tabi bu benim suçum değildi. Çocukluk yaşamama izin vermeyen abim bu iyiliği(!) bana yapmıştı. Aslında o mecliste, ben çocukken derken çok ciddiydim. O zaman çocuk olduğumu da yıllar sonra anladım.

O zaman için bu bana güzel görünüyor olabilirdi. Kendimi insanlardan üstün görmeme neden oluyordu ki bu çok kötü bir şeydir. Fakat her zaman için bu bana kötü geldi. Kibrin illeti bir yana çocukluk yaşamamış biri olarak büyüdüm. Bu önemli bir eksik.

Çocuklarını çok seven insanlar, iyilik yapayım derken birçok defa çocuklarına kötülük yaparlar. Tıpkı abimin yaptığı gibi... Bir gün abimle tartışırken, beni sevdiğini ve beni hiç yanından ayırmadığını, sanki bana iyilik yapmış gibi anlattı.

Eğitimi bilmiyorum, kimseye buradan tavsiyeler veremem. En iyisi bu konuda kitaplar okumak ve duygularımızla değil, uzman tavsiyeleriyle çocuklarımızı yetiştirmek.

Çünkü ne yazık ki görünen tablo hiç güzel değil.

Yorumlar

  1. Bir de sevgi zannedilen aşırı korumacılık var. Bizim ailede de bu mevcuttu. Çocuğun kendi başına bir şeyler yapmasına izin verilmesi gerekir. Gözetim altında ama kendisi yapmalı.

    YanıtlaSil
  2. Bu çok önemli bir sorun, çocuklar güvensiz ve kendi ayakları üzerinde durma özelliğinden yoksun büyüyor.

    YanıtlaSil
  3. çocuklar gerektiği kadar özgür bırakılmalı, kontrollü şekilde bazı şeyleri yapması sağlanmalıdır ki neyi yapıp neyi yapamayacağını, başarabileceklerini görsün..günümüzde özgür bırakmak çoğu zaman başıboş bırakılmaya dönüştürüldüğü için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.

    YanıtlaSil
  4. Ebeveynler çocuk yetistirmede, heleki çocuk psikolojisi hakkinda bilgi edinmeleliler... Bir çocuga neler denir neler denmez bilinmeli, zekasina ve yasine göre davranmali.

    YanıtlaSil
  5. Yusuf kardeşim, güzel sorgulamalar yapıyorsun bazen yazılarında. İnsanları gerçekten düşünmeye ve araştırmaya sevk ediyorsun. Bu da onlardan biri olmuş. Tebrikler...

    YanıtlaSil
  6. Olsun be Yusuf sen genede arada bir "ben çocukken" de. De ki içindeki çocuk arada özgür kalsın..
    sevgilerle...

    YanıtlaSil
  7. Allah her dönemi hakkıyla yaşamayı nasip etsin cümlemize. Geri dönmüyor çünkü giden zamanlar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …