Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Para Ayı Ramazan

Resim
On bir ayın sultanı, rahmet ve inananların en sevdiği ay olan Ramazan ayı tekrar geldi. Eşiğindeyiz hayırlısıyla. Bugün sahur ve yarın oruçla iliklerimize kadar bu zorluğu, bu zorlukla gelen güzelliği hissedeceğiz inşallah.

Allah'ın Müslümanlara verdiği değerli bir hediye olması nedeniyle kimse bu ay hakkında olumsuz düşünmek istemez. Bu ay ile ilgili kim ne yaparsa yapsın herkes hayra yormaya çalışır. Yalnız tüm iyi yorumlara rağmen ben herkesin söylediği gibi değil, biraz da arka plana attığımız bir konuda konuşmak istiyorum.

"Sen kim oluyorsun da herkesin kafasında Rahmet Ayı olarak özdeşleşmiş bu aya böyle bir başlıkla hakaret ediyorsun" diyebilirsiniz. Zaten ben de size, Rahmet Ayı kılıfının arkasında, para ayını kutladığımızı anlatmak için bu yazıyı yazıyorum.

Linux'ta Broadcom b43 Sürücü Yükleme

Resim
Eğer siz de benim gibi BCM43xx (b43) adlı bir kablosuz bağlantı kartı kullanıyorsanız bazı dağıtımlarda sürücüyü elle yüklemeniz gerekebilir. Kimi dağıtımlarda yüklü olarak gelen bu kart Ubuntu'da ek sürücülerden de yüklenebiliyor. Ama Arch'ta yüklemek için bir iki işlem yapmak lazım.

Öncelikle

b43-fwcutter
paketini yüklemelisiniz. Ardından aşağıdaki komutla sürücüyü indiriceksiniz. Bu komutu terminale yapıştırıp enter'a basıyoruz; o kendiliğinden iniyor. Unutmamamız gereken bu ve bundan sonraki iki komutu normal kullanıcı olarak veriyoruz.

Sana Adanmışım

Hiç farkına varmamışım bu zamana kadar, meğer hep senin için yaşamışım.  Senin için yemiş, senin için içmiş, musluktan su yerine seni akıtmışım. 
Dişimdeki ağrıda sana acımışım.  Başımdaki sızıda sana bayılmışım.  Doktordan ilaç diye seni almışım, serum diye damarlarıma seni akıtmışım.  Bir şurupta seni içmiş, bir tablette seni yutmuşum. 
Bahçemde gül diye seni koklamışım.  Çiçek diye seni sulamışım.  Ağaç diye sana tırmanmış, yaprak diye seni sallamışım.  Dut olmuşsun yemişim, incir olmuşsun kışa saklamışım. 
Geceleri seninle uyumuş, sabahları seninle uyanmışım.  Hastayken adını sayıklamış, kabuslarda seni çağırmışım.  Namaza seninle uyanmış, abdesti su yerine seninle almışım. 
Kitaplarda seni okumuşum.  Gözlerimi senle yormuşum.  Satırlardan adını haykıracak koca koca kelimeler oluşturmuşum.  Siyah yazıya, seni çağrıştıracak renkler kondurmuşum.  
Nefes yerine seni almışım.  Hayal yerine sana dalmışım.  Senin özleminle yanmış, seni aşkınla kararmışım. 
Seni çok sevmişim, her şeyden…

Omzuma Bir El Kondu

Resim
İnsan her zaman için omuzunda bir ele ihtiyaç duyar. Çocukken baba bu ihtiyacı karşılar. İnsanın her derdine koşar. Büyüyünce de kimi arkadaşlar bunu yapar. Kimisi tatlı diliyle, kimisi bilgisiyle, kimisi sevecenliğiyle insana umut olur. Kimileri de vardır ki sadece varlıkları insana mutluluk verir.

Saat sabahın üçüydü. Yorgunluğumla, dertlerimle, yalnızlığımla, sıcak havayla ve kafamdaki bin bir düşünceyle savaşıyordum. Can sıkıntısı bunların üstüne, bir demirci gibi balyozlarını indiriyordu. Sonra bir ses duydum "clink" diye. Bir e-posta gelmişti. Birinin blogda yazdığım son yazıya bir yorum bıraktığını bildiriyordu ve bu kişi Kamil Abiydi.

Daha o uyarıyı görür görmez vücudumda bir elektriklenme oldu. Hemen blogu açtım. Yorumlar kısmına geldim. Evet oydu. Bu, uzunca bir zamandır bizi yazılarından, güzel yazılarından mahrum bırakan biricik ustam Kamil Abiydi.

Sevmemek Elde Mi

Resim
Bugün Facebook'ta bir arkadaşın Linux hakkında bir şeyler yazdığını gördüm. Bir başka arkadaşla Linux-Windows karşılaştırması sayılacak bir iki konuşma yapıyorlardı. Ukalayım ya hani, ben de hemen atladım konuya. Gençler dedim. Linux sadece bir işletim sistemi değildir, bir felsefedir, bir yaşama biçimidir dedim.  Arkadaşım sordu: Nasıl yani, bu konuyu açabilir misin diye. Çok yorgun olduğum için buraya yazmak üzere erteledim.

Gnu/Linux'u yeni kullanmaya başladığım zamanı hatırladım. Hatta ondan önce deneyip başarısız oluşumu ve Linux'a hakaret ettiğimi de hatırladım. Linux'un tadını yeni yeni almaya başlayınca Windows'a saldırıya geçtiğim zamanları da hatırladım. Bazı tecrübeli arkadaşların bunun yanlış olduğunu bana öğretmesini de hatırlayıp onları da andım.

Edebiyat yapmaya çalışmayı bırakırsam bu genel bir hastalıktır ki bunu daha önce yazmıştım. Windows'tan  Gnu/Linux'a geçip Windows'un hatalarını, eksiklerini anlatan, ona laf atan çok kişi var. So…

Cahilin Nizamı

Resim
Geçen Cuma baktım camide bir sürü çocuk var. Çok hoşuma gitti bu manzara. İmam hutbe okurken çocuklar kendi aralarında şakalaşıyorlardı. Kimisi caminin o tarafına, bu tarafına gidip gidip geliyordu. Baktım ki bu iki kişinin hoşuna gitmiyor. Hatta içlerinden biri onları uyardı.

Namaza  durduk. Namaz kılarken aynı zamanda sohbet eden çocuklar, imam fatihayı bitirip amin deyince yüksek sesle amiiin diye bağırdılar. Bu benim namaz üzerinde gülümsememe neden oldu ama namazdan sonra kötü bir şeyler olacağını da anladım.

Biz selam verir vermez o dediğim iki kişi yerlerinden kalkıp çocukların yanına gittiler. Biri onları uyarıyordu böyle yapmayın diye. Ötekiyse çok sinirliydi. Kalkın gidin diyordu. Kimi kimin evinden kovduğunun farkında olmadan resmen çocuklara kalkın çıkın diyordu. Çocuklar kalkmak istemeyince de onları dövmeye niyet etti, elini tokat vuracakmış gibi kaldırıp kaldırıp indiriyordu. O sırada ön saflardan biri, camiye niçin geldiğini bilen biri çocukları yanına çağırdı ve onlar…

Seni Tehdit Ettim

Resim
Bu sabah seni tehdit ettim biliyor musun? Uykum yoktu. Yorgun değildim. Vücudum uykuya açtı ama sen uyumama izin vermiyordun. Kafamın içinden çıkman gerekiyordu ama buna bir yol bulamıyordum.

Seni tehdit ettim biliyor musun? Ya çık git aklımdan ya da uykusuzluktan ölene kadar kitap okuyacağım dedim. Fakat senin bundan haberin yoktu. Mışıl mışıl uyuyordun. Kim bilir rüyanda hangi şehrin parkında gondola biniyordun.

Seni tehdit ettim biliyor musun? Fakat bu senin umurunda değildi. Çünkü yerin sağlamdı. Tuttuğun makamdan seni sökebilmem için makamı da söküp atmam gerektiğini biliyordun. Sen bana gülüyordun; beni aklından çıkaramazsın, uğraşma yoksa aklını da yanımda götürürüm diyordun.

Malum Kişi

Resim
Ortalardaki bir masada, koridora yüzü dönük olarak oturmuştu. Böylece giden geleni görebiliyordu. Önünde bir kitap vardı. Üzerinde "Kendini Bilmek" yazan bu kitabı bir arkadaşından almıştı. Zorluklarla, rüyalarla ve kimi zaman kabuslarla geçen yaz tatili bitmişti. Okul başlayalı iki hafta olmuştu. Bu iki hafta içinde, bu okula üçüncü gelişiydi.

Biraz sonra bir arkadaşı gelip yanına oturdu. Biraz sohbetten sonra arkadaşı "hayrola, oradaki arkadaş neden hep sana bakıyor" diye sordu. "Bilmem, fark etmedim" dedi umursamaz bir tavırla. Arkadaşı "hatta az önce sanki bu tarafa gelmek için kalktı ama son anda vazgeçti, bence git bir sor" diye ekledi. Fakat bu onun pek de umurunda değildi. Hiç o tarafa bile bakmadan "bir derdi varsa gelir söyler, aha buradayım" dedi kaba bir üslupla. Arkadaşı "pek sen bilirsin, bir çay içer misin" deyip, cevabı beklemeden kantine çay almaya yürüdü. O an, bir çift ayak onun oturduğu masaya doğru yürüdü…

Ben Talihsiz Bir Papucum

Resim
Ne zamandandır bu vitrinde durduğumu bilmiyorum. Birçok arkadaşım satıldı; bense hala burada beni beğenecek birini bekliyorum. Fiyatım mı pahalı yoksa çirkin miyim bilmiyorum çünkü kendimi görmüyorum. Bugüne kadar beni soran da olmadığından kendim hakkında hiçbir fikrim yok.

Bu da ne, bu adamla kızı bana mı bakıyorlar? Küçük kız beni mi işaret ediyor. Şimdi anlarız hele bir içeri girsinler. İşte geliyorlar. Çalışanlardan biri beni aldı. Galiba talihim döndü, sonunda ben de satılacağım. Gerçi sonumun ne olacağını bilmiyorum ama her ne olursa olsun sanırım burada beklemekten güzel olacak.

Beni almayı düşünenler orta yaşlı bir adamla, onun beş-altı yaşlarındaki kızı. Beni kıza verdiler. Kız beni alıp okşamaya başladı. Bir bebekmişim gibi beni göğsüne bastırdı. Ben tam "bu işte bir terslik yok mu" diye düşünürken baba söze girdi "kızım ne yapıyorsun, denesene" dedi. Kızın buna hiç niyeti yoktu. "Denemesem olmaz mı, alalım gidelim işte, ben bunu beğendim" dedi…

Meçhul Kişi 4

Resim
Odasında dört dönüyordu. Saçlarını karıştırıyor, hatta bazen çekiyordu. Hiç adeti olmadığı halde tırnaklarını yiyordu. Bazen aniden duruyor, sonra daha hızlı bir şekilde küçücük odada dönüp duruyordu.

Aniden durdu. "Bir namaz kılarsam aklım başıma gelebilir" dedi. Bir çırpıda abdest alıp geldi. Önce iki rekat sünnet kılacaktı. Selam vermeyi unutup üçüncü rekata kalkınca namazını bozdu. En iyi sadece farzı kılmak dedi. Namaza başladı, farzları sünnetlere göre ağır kılardı. İlk rekatı kılıp başını secdeden kaldırınca öylece kaldı. Hangi rekatta olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu. Yine namazını bozdu. Daha erkendi, namazı biraz sonra kılabilirdi. Olmadı ikindiyle beraber kılardı. Olduğu yerde sırt üstü uzandı. Kollarını yana doğru açıp hareketsiz bir şekilde tavanı seyre koyuldu.

O günü öyle zorlukla, düşüncelerle geçirmişti. Tanımadığı birine deliymiş gibi görünmek çok ağrına gidiyordu ama önemli olan bu değildi. Ya sokaktaki kadınlar görmüşlerse deyip deyip üzüntüsünü ar…

Gösteriş ve Örneklik

Resim
Gösteriş, başkalarını aldatmak, şaşırtmak, korkutmak veya kendini beğendirmek için birinin yaptığı yapay davranış olarak geçiyor Türk Dil Kurumunun sözlüğünde. Bunu yapan insanlar genelde basit ruhlu, cahil insanlardır. Aslında insanların geneli, bunların ne olduklarını bilir ama kimse onlara fark ettirmez. Onlar da kendi cahillikleriyle kendilerini kandırarak bir konum elde ettiklerini sanırlar.

Bir toplulukta oturduğunuzda böyle insanları hemen fark edebilirsiniz. Kendilerini gösterebilmek için her şeyi yaparlar. Eğer topluluklarda öyle hareketleri yoksa da sıradan konuşmalarından gösteriş meraklısı olup olmadıklarını anlayabilirsiniz. Gereksiz açıklamaları kimi zaman yanlıştır ama onlar size bir şey öğrettiklerini sanırlar. Yanlış olmasa da rahatsız edicidir ama onlar boş yere uzatmaktan usanmazlar.

Gösteriş, üzerinde konuşulması gereken çok önemli bir hastalıktır ama benim söylemek istediğim aslında örnekliktir. Gösterişle karıştırılmaya fazlasıyla müsait olan bu davranış cahil in…

Kitap Hayattır (Mim)

Resim
Blog yazmak çok kolay iştir. Eğer size sürekli güzel yazdığınızı söyleyip, sizi baskı altına alan birileri yoksa daha da güzel olur. Rahat rahat, içinizden geldiği gibi yazarsınız. Bir zaman sonra yalnızlığınıza arkadaş bile olabilir. Hele hele birkaç güzel blog arkadaşınız da oldu mu, daldan kestim kereste.

Mimler blog yazanların tuzu biberi olsa da aslında korkusudur. Hemen hemen her zaman aklına geleni, bir baskı, istek falan olmadan yazan blog yazanlar, mimle muhatap olunca mim sorusunun sınırları içinde bir bağla bağlanırlar. Artık yazmak zorundadırlar. Kimisi bu soruya içinden geldiği gibi cevap verip geçer; kimisi farklı yazmak için kendini yer bitirir. (Eviniz yanarsa mimi için iki gün düşünenleri gördüm)

Şahsen bir mim sorusuna, sadece cevap vermek için yazacaksam, mimi yazmamayı tercih ederim. Sonuçta kim ne yapsın benim yangında ilk neyi kurtaracağıma. Bana göre amaç, mimi nasıl eğip büküp okuyucuya lam diye yedireceğimdir.

Mim soruları genelde hayattan tek bir şey oldukla…

Yılanlarla Yaşıyoruz

Resim
Şehir içi otobüsünde yolculuk ederken bir gencin iki çocukla konuştuğunu gördüm. Yanımda orta yaşlı bir adam oturuyordu, o da arkasını dönüp onlarla konuştu. Ben de bir iki arkamı döndüm ama motorun gürültüsünden onları duyamadım.

Bir iki dakika sonra adam bana "ailemiz bizi dilenmeye gönderiyor diyorlar" dedi. Ben anlamamış gibi bakınca çocukların böyle söylediğini anlattı. Ben cık cık yapmaya başlayınca da konuşmasına devam etti: "Biz çocuklarımızı mahalle bakkalına gönderirken bile elli kere dikkatli olun diyoruz. Bunlar ne biçim insan, kim bilir evleri hangi kenar mahallede, bu küçük çocukları buraya dilenmeye göndermişler" dedi.

Ben de arada, onu tasdik edici bir-iki laf söyleyince iyice açıldı. "Kürtçe biliyor musun" diye sordu bana, bildiğimi söyleyince başladı anlatmaya. Başlığı da "Dünya çok bozuldu"ydu.

Sosyalist-Müslüman

Resim
Bazen bizim buradaki gençlerle konuşunca bazılarının Sosyalizm'i övdüğünü görüyorum. Hatta bazıları, özellikle Pkk sempatizanı olan bazı gençler, "ben Sosyalist-Müslümanım" diyorlar. Bir kişi aynı anda hem Müslüman hem de Sosyalist olabilir mi? Bunu ben de onlara soruyorum.

Diyorum ki; "sen Müslüman değil misin", "Elhamdulillah Müslümanım" cevabını alıyorum. "Peki neden Sosyalistsiniz" diyorum, "Sosyalizm İslam'dan uzak bir şey değil ki, güzel bir şey" diyorlar. "Nedir Sosyalizm" diyorum. "Eşitlik, adalet vs." diye cevaplıyorlar. "Peki bunlar İslam'da yok mu; hatta bunlar İslam'ın ana ilkelerinden değil mi" diye soruyorum. "Elbette var" diyorlar. "Öyleyse neden illa da Sosyalizm" diyorum; kısır döngülerinde, dönüşlerine devam ediyorlar.

Eğer daha önce bu konularda düşünmediyseniz ya da tartışmadıysanız, bunlar size anlamsız gelebilir. Çünkü ilk başlarda bana da öyle geli…

Meçhul Kişi 3

Resim
Güneş yükselmişti. Kuşluk vaktiydi ama o hala gözleri tavanda öylece bekliyordu. Yatmaktan mı sıkıldı yoksa öylesine mi bilinmez kalkmak istedi. Önce ne yaptığının farkında olmadan odada biraz dolaştı. Ara sıra parmaklarını ovuyor, bazen başını kaşıyor, bazen de saçıyla oynuyordu. Tüm bu hareketlerin ortak yanıysa bilinçsizce yapılmalarıydı.

Rüyanın etkisinden bir türlü kurtulamıyordu. Aklı hep meçhul kişisindeydi. Kimdi, neden hep rüyalarına giriyordu? Neden rüyaları bu kadar gerçekçiydi? Bu sorular içini kemiriyordu. Birilerine de açamazdı çünkü alt tarafı rüya yanıtını alacağından emindi.

Biraz sakinleşince odadan çıktı. Abdest aldı, çay yaptı, kahvaltılıklarını da alıp yemeye başladı. Böyle durumlarda genelde canı çekmezdi ama yemek zorundaydı. İstemeden çiğniyor, çay zoruyla yutuyordu. Zeytin de olmasa çoğu zaman ikindiye kadar aç kalacağını bildiğinden zeytini yarattığı için Allah'a şükretmeyi hiç ihmal etmezdi.

Meçhul Kişi 2

Resim
Yatağındaydı. Sırt üstü uzanıyordu. Az önce rüyasında düşmüştü ama gerçekten düşmüş gibi hissediyordu. Bir ayağını sıcaktan üzerine örtmediği battaniyesinin üzerine attı. Ellerini birleştirip başının altına koydu. Şimdi tavanı seyrederek düşünmek için çok vakti vardı.

Gerçekten korkak mıydı? Rüyada gördüğü kişi ona neden öyle demişti. Ne olmuştu da onu korkaklıkla itham etmişti? "Hadi canım, benim nerem korkak" diyerek geçiştirmek istedi ama içinden bir başka ses buna izin vermedi. "Kendinle hesaplaşmazsan daha çok başın ağrır, belki korkak değilsin ama bunu kendine kabul ettirmen lazım" dedi. İç sesi haklıydı. Sorunlarının üstüne gitmesi, onları bilinç altına atmasından daha iyi olabilirdi.

Kadın İnsan Değil mi?

Resim
Benim bir bakkal arkadaşım var, çok az da olsa bazen ona takılırım. Geçenlerde yine gittim. Biraz işi olduğunu, eğer beş on dakika beklersem hemen geleceğini söyledi. Ben de bekledim.

O gittikten sonra sekiz on yaşlarında bir kız çocuğu gelip kabartma tozu istedi. Raftan bir kabartma tozu alıp verdim ama bu değil dedi. Önceki günlerde bir daha almış, büyükçe bir kutuymuş. Raflara göz gezdirdim bulamadım. Tamam o zaman bekle, bakkal arkadaş gelsin varsa alırsın dedim. O da bekledi.

Nedendir bilinmez o beklerken beni bir düşünce aldı. Kadınları sevmediğimden olsa gerek, ona bakıp içimden "şimdi sen de büyüyeceksin, kim bilir kaç insana ne eziyetler çektireceksin" diye geçirdim.

Sevmeyi de Beceremiyoruz

Resim
Kimi zaman Facebook'ta bazı arkadaşların, Allah sevgisinden başka sevgilerin içimize girmemesi yönünde paylaşımlar yaptığını görüyorum. Kimisi de "Yarabbi bize ilahi aşkı ver" diyor. Gerçi ikisi farklı konular ama ben ikisine de itiraz ediyorum.

Allah'tan başka bir şey sevmememiz gerekir diyenlere iki yönlü cevap verilebilir. Birincisi zaten her şey Allah'ındır. Allah'ın eserlerini sevmek de bu mantığa göre yanlış olmasa gerek. Sonuçta Allah hakkında hiçbir şey bilmediğimiz için "Ben Allah'ı seviyorum" derken aslında neyi sevdiğimizi de bilmemiş olacağız.

İkincisi de Allah'ın yarattığı düzende sevgi çok önemli bir yapı taşıdır. İstesek de çıkaramayız ama sevgiyi hayatımızdan çıkarınca aslında yaşamak için bir amacımızın kalmadığını göreceğiz. Tamam İ'layi Kelimetullah için yaşanır, bu bir amaçtır ama bunu neyle, kiminle yapacağız. Düşünsenize sevgi yok. Yani bırakın eşi dostu, kendimizi bile sevmediğimiz bir dünyada, yapayalnız ne yapaca…

Beni Yanlış Anlama

Resim
Sosyal ağlarda insanlarla diyalog kurmak çok zor işlerdendir. Her tür insanın olduğu böyle ortamlarda insanlarla iyi geçineceksiniz ama aynı zamanda yalaka, sapık vb. görünmeyeceksiniz karşı taraftan.

Kimi insanların yazdıkları hoşunuza gidecek, iyi biri olduğunu hissedeceksiniz. Onu bir nevi ayrı takip edeceksiniz. Her yazdığına yorum yazacaksınız fakat o sizi sapık zannedecek.

Kimi insanlar sizi listelerine ekleyecek, gelip sizinle hoş sohbetler kuracak, aranızda bir samimiyet oluşacak. Bir gün bir şakanızdan alınacak, sizi kötü şeylerle itham edecek.

Kimisi sizinle çok samimi olacak. Öyle ki artık kanka olacaksınız. Ortalıkta değil de özel mesajlarla konuşacaksınız. Sonra bir gün, sohbetin en güzel yerinde, sırf "için fesat" dediğiniz için sizinle bir gün boyunca konuşmayacak.

Mavi Duman Çıkaran Beyaz Çubuk

Resim
Hani mavi bir duman çıkaran beyaz bir çubuk vardır bilir misiniz? Can düşmanlarımızdan biridir. Çoğumuzun cebinden çıkmayan, bizi öldürmekle kalmayıp her yönden çökerten sinsi ama bir o kadar da tatlı görünümlü bir düşmandır.

Bazılarımız ondan uzak durur. Kimimiz ondan nefret eder ama bu kurtuluş değildir. Eğer bir mağarada tek başına yaşayan bir münzevi değilsek muhakkak gelip bizi bulacaktır bu beyaz çubuk.. Muhakkak o zehirinden bize da tattıracaktır.

Bu mavi duman şeytanla işbirliği yapmışçasına, kendisinden uzak duranlara daha çok saldırır. Hani olur ya bazen beyaz çubuk tüttüren medeni insan yanınızdan geçer, çubuktan çıkan mavi duman, fizik kurallarına meydan okurcasına bir yılan gibi, inceliğini kaybetmeden gelip burnunuza girer. Hani o an beyaz çubuk kendine de, kendini tüttürene de, kendini icad edene de derinden bir beddua okutur ya. İşte o an ne kadar büyük yanlışlarda olduğunu insanlara anlatma zamanıdır.

Bir Antika Radyom Olaydı

Resim
Gelibolu17 sağ olsun beni mimlemiş. Konu da şu: “Evinizde yangın çıksa ve tek bir eşya kurtarmak zorunda kalsanız, neyi kurtarırsınız ?”


Daha önce de demiştim benim enlerim yoktur. Hayatta bir çok kimseyi/şeyi çok sevebilirim ama çok azını en çok sevebilirim. Ne en sevdiğim yemek vardır, ne renk, ne koku ne de hemen hemen başka bir şey.

Doğal olarak böyle bir soruyla muhatap olunca verecek bir cevabım da olmuyor.

Meçhul Kişi

Resim
Kalp atışları hızlanıyordu. Acaba bu kez görebilecek miydi. Daha önce defalarca rüyasında bu meçhul kişiyi görmüştü ama hiç yüzünü görememişti.

Meçhul kişiye yaklaştı. Parmak uçlarına basa basa sağına doğru yürüdü ama meçhul kişi ona arkasını döndü. Olduğu yerde kalakaldı. Dili tutulmuş gibiydi. Kimdi bu meçhul kişi? Neden ona yüzünü göstermiyordu? Bunun anlamı neydi? Bu düşünceler içinde şansını denemek için mi yoksa istem dışı mı bilinmez bu kez soluna doğru yol aldı ama meçhul kişi ona kendini tanıtmamakta kararlıydı.

İkisi de oldukları yerde duruyorlardı. Derken mekan kavramı kayboldu. Renkler kahramanımız için yas tutuyorlarmışçasına karaya büründüler. Artık alt veya üst yoktu. Simsiyah bir ortamda, o ve meçhul kişi öylece duruyorlardı.

Önemli Bir Sorun: Eleştiri

Resim
İnsanların, kurumların, grupların vesaire gelişmesinde veya olduğu yerde kalmasında önemli bir etkiye sahip olan eleştiri, aynı zamanda bizim için oldukça mühim bir sorun. Kastettiğim sorun eleştirinin dozu, türü falan değil, eleştirmememiz. Daha doğrusu eleştirmekten çekinmemiz.

Özellikle İslami kesimler içinde şahit olduğum kadarıyla insanlar eleştirmekten uzak durmaya çalışıyorlar. Genel olarak o tür kesimlerde iş yapanlar Allah rızası için yapar. Bunun farkında olan toplum, bu tür insanları sadece takdir eder. Doğru veya yanlış fark etmez. Yaptığınız hemen hemen her iş takdir alabilirsiniz. Buna karşılık neredeyse hiç eleştiri almazsınız. Karşıt gruplar eleştirirler ki bunlar da yıkıcı olduğu için pek tesirleri olmaz.

Yanılıyor olabilirim. Bu tür durumları tahlil edebilecek kadar ne bilgiye ne de tecrübeye sahibim ama benim gördüğüm bu. Zaten asıl üzerinde durmak istediğim mesele de bu değil. Ben daha çok blog yazarları arasındaki eleştiriyi anlatmak istemiştim.

Kur'an Okumayı Kim İster ki

Resim
Ben küçükken isteyenlerin öbür dünyada da Kur'an okuyabileceğini söylerlerdi. Ben bunu anlamazdım. Çünkü isteyerek yapılacak bir şeyin insana zevk vermesi gerekir ve bence Kur'an okumak zevkli bir şey değildi.

Zevk almadığım ve bu soru zihnimi meşgul ettiği halde ne kimseye sorabildim ne de bunun üzerine pek düşünebildim. Çünkü bize öğretilen İslam, Kalp Gözü'nde, Sırlar Dünyası'nda yaşanan İslam'ın bir benzeriydi. Dini olan her şey kutsaldı. Dini olan işlerde bir olağan üstülük olmalıydı ve dini şeyler sorgulanmamalıydı.

Düşünüyorum da acaba o zaman Kur'an okumak bana zevk vermiyor desem arkadaşlarım bana ne derdi. Gerçi bunu kendime de itiraf edemezdim. Korkardım. Sebebini öğreneceğime sessiz kalmayı, bilinç altında saklamayı tercih ederdim.

Yusufçuklar Ötmüyormuş

Resim
Geçen pikniğe gittiğimizde bir arkadaşın profesyonel fotoğraf makinesi olduğunu gördüm. Eğer hevesim kaçmasa ben de bir tane alırdım deyince bana gerek olmadığını, eğer istersem dijital makinemle de çok güzel resimler çekebileceğimi söyledi. İkna etmek için de alıp bir iki yusufçuk resmi çekti. Eve gelip baktığımda benim makinemle çekildiğine inanamadım.

Bu hafta tekrar pikniğe gittik. Ben de birkaç tane resim çektim ama demek ki daha birkaç yüz fırın ekmek yemem gerekiyormuş. Şimdi o resimleri paylaşayım.

Bu arada, arada sırada pikniğe gitmek çok iyi geliyor. Su, güneş, ızgara ve bol karınca böcek... İnsan çok rahatlıyor. Allah ihtiyacı olan herkese kısmet etsin.


Ben Yerdeyim

Resim
Dün pikniğe gitmiştik. Az sonra inşallah çektiğim resimleri de ekleyeceğim ama şimdi, orada bir arkadaşın anlatığı fıkrayı paylaşmak istiyorum.

Halının kenarına uzanmıştım. Bir ara elimin otlara temas ettiğini fark ettim ve "valla sanki ben yerdeyim" dedim. Bunu duyan bir arkadaş, bana bir fıkra anlattı.

İki arkadaş balonu icad ederler. Balona binerler ve yükselirler. O kadar yükselirler ki artık yeri görmez olurlar. Bir süre sonra acaba neredeyiz diye alçalırlar. Bakarlar ki adamın biri tarlasını sürmekte.

Adama sormayı düşünürler. "Beyefendi, biz neredeyiz" derler. Adam başını kaldırır ve "havadasınız" diye yanıtlar. Bizim bilim adamları ters köşe oluşlarına aldırmadan, demek ki yanlış soruyu sorduk derler. Soruyu değiştirerek "Beyefendi, siz neredesiniz" diye sorarlar. Adam "yerdeyim" diye cevaplamasın mı?

Bizim süper zeka bilim adamları cevap alamayacaklarını anlarlar ve birbirlerine "bu adam olsa olsa bilim adamı, cevapları h…

Üniversitede İlk Yıl

Resim
Dikey geçişle üniversiteye yerleşmek dışarıdan cazip gelse de insana bunalım yaşatabilecek kadar kötü yanlar içeriyor. Belki bir sene karda olduğunuzu sanıp buna seviniyorsunuz ama bir sene içinde sizden boyunuzu aşan şeyler istendiği için keşke fazladan bir sene okusaydım diyorsunuz.


Ben de dikey geçişle yerleştim Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesine. Üçüncü sınıf hayalleri kurarken bize birinci sınıf olduğumuzu ama ikinci sınıfın tüm derslerini de almamız gerektiğini söylediler. Önlisansta gördüğümüz derslerle, buradaki derslerin isim farklılığı ve not sistemi nedeniyle bizi çok az dersten muaf tuttular. Tabi bunun sebebi yetkili hocaların tecrübesizliğiydi.

Batarken Elinizden Tutacak Bir Arkadaşınız Olsun

Resim
Sanırım her insan, hayatının bir zamanında çok sıkıntılı anlar yaşar. Bazen insan öyle olur ki ölüm onun en çok arzuladığı şey olur. Bazen de içinden çıkılmaz işlere girer ve gözlerini çevreye dikerek, kendini kurtaracak bir şeyler arar.

Ben de kimilerine göre basit, kimileri için işten bile sayılmayacak bir bataklığa düşmüştüm hayatımın bir zamanında. Ne yapacağım, ne edeceğim, nasıl kurtulacağım derken dizlerime kadar battığımı hissettim. Kurtaracak bir el aramıyordum, zira kurtulmak isteyip istemediğimi bilmiyordum. Her ne kadar batıyor olsam da bataklığın verdiği serinlik beni cezbediyordu.