Ana içeriğe atla

Ben Talihsiz Bir Papucum

Ne zamandandır bu vitrinde durduğumu bilmiyorum. Birçok arkadaşım satıldı; bense hala burada beni beğenecek birini bekliyorum. Fiyatım mı pahalı yoksa çirkin miyim bilmiyorum çünkü kendimi görmüyorum. Bugüne kadar beni soran da olmadığından kendim hakkında hiçbir fikrim yok.

Bu da ne, bu adamla kızı bana mı bakıyorlar? Küçük kız beni mi işaret ediyor. Şimdi anlarız hele bir içeri girsinler. İşte geliyorlar. Çalışanlardan biri beni aldı. Galiba talihim döndü, sonunda ben de satılacağım. Gerçi sonumun ne olacağını bilmiyorum ama her ne olursa olsun sanırım burada beklemekten güzel olacak.

Beni almayı düşünenler orta yaşlı bir adamla, onun beş-altı yaşlarındaki kızı. Beni kıza verdiler. Kız beni alıp okşamaya başladı. Bir bebekmişim gibi beni göğsüne bastırdı. Ben tam "bu işte bir terslik yok mu" diye düşünürken baba söze girdi "kızım ne yapıyorsun, denesene" dedi. Kızın buna hiç niyeti yoktu. "Denemesem olmaz mı, alalım gidelim işte, ben bunu beğendim" dedi. Baba gülümsedi, "hiç olur mu kızım, denemeden ayakkabı alındığı nerede görülmüş" Kız istemeden beni yere bıraktı. Nazikçe ayağına giydi. Sanki canımı acıtmaktan çekiniyordu. "Al bak işte, tam oldu" dedi babasına. Fakat durum hiç de öyle görünmüyordu. Benim burnumla onun ayak parmakları arasında birkaç santim boşluk vardı. Baba eliyle yoklayınca "kızım bu sana çok büyük geldi. Gel başka bir tane bakalım" dedi. Kız ağladı sızladı ama nafile, büyük ayakkabıyı ne yapacaktı?

Beni yerime geri bıraktılar. Bu arada küçük kıza başka bir ayakkabı beğendiremediler. Kız hiç konuşmuyordu ve gözünü benden ayıramıyordu. Ayağına zorla bir ayakkabı giydirdiler. Kız yeni ayakkabısına hiç bakmadı bile. Duygusal biri değilim ama bu beni de etkiledi. Neredeyse ağlayacaktım. Küçük kızın o üzgün bakışlarına dayanamıyordum.

Alış veriş bitmişti. Artık gideceklerdi. Kız babasının elini bırakıp "baba ne olursun onu da alalım" dedi. Baba "kızım sana ayakkabı aldık ya, bak ne kadar güzel, onu ne yapacaksın" dedi. Kız "ben ayakkabı istemiyorum, ben onu istiyorum" deyince baba "ama o ayağına olmuyor, ne için alacağız?" diye hafifçe bağırdı küçük kızına. Kız kendisinden beklenmeyen bir ses tonuyla "ama ben onu giymek istemiyorum, o benim arkadaşım olsun, lütfen baba onu da al bana" diye ağlamaya başladı. Baba çaresizdi. Önemli bir şey düşünüyormuş gibi birkaç saniye bekleyip "peki" dedi. Kız mağaza çalışanını beklemeden vitrine koşup beni aldı. Sanki kırk yıllık arkadaşmışız da uzun süren bir ayrılıktan sonra kavuşmuşuz gibi beni sıkıca bağrına bastı. Ne yalan söyleyeyim ben de çok sevinmiştim.

Eve geldiğimizde evin annesi bizi karşıladı. "Aaa kızım kendine yeni ayakkabı mı almış" diye gülümsedi. Anne kızın ayağındakileri kastediyordu ama kızın onlardan haberi bile yoktu. "Evet anne bak, ne kadar güzel" dedi. Anne durumu anlamaya çalıştı fakat bir anlam veremedi. Baba açıklama gereği hissedip başlarından geçenleri anlattı. Anne de kızını ikna etmeye çalıştı ama kız ısrarla "ben bunu giymeyeceğim, bu benim arkadaşım" deyip duruyordu. Anne "peki sen bilirsin" deyince, koşup annesine sarıldı. Yanağına kocaman bir öpücük kondurduktan sonra odasına koştu.

O gün beni elinden hiç düşürmedi. Kah bağrına basıyor, kah yüzüne sürüyor, kah karşısına bırakıp uzun uzun seyrediyordu. Ben kendimi merak ediyordum ama yeni hayatımdan o kadar memnundum ki bu şu an çok umurumda değildi. Aynaya bakınca hayal kırıklığına uğramak da vardı. Fabrikadayken bazı arkadaşlarım, "insanlar bizi aldıklarında aynadan kendilerine bakarlar, işte biz de o zaman kendimizi görürüz" demişlerdi ama bu kız bırakın aynadan bakmayı, beni giymeyi bile istemiyordu.

Günler birbirini kovaladı. Yeni arkadaşım artık bana pek bakmaz olmuştu. Hep baş ucundaydım ama o daha çok bebekleriyle oynuyordu. Bazı günler anne gelip odayı temizlemese aynen vitrinde durduğum gibi öylece duracaktım. Aslında bu duruma çok kızıyordum ama pek belli etmiyordum. Küçük kızın bana karşı büyük sevgisinin biteceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Ben gittikçe onu daha çok sevmişken o artık bana bakmıyordu bile. Fabrikada tecrübeli arkadaşlar "insanlar nankördür, hele bayanlar sizin onları sevdiğinizi hissederlerse bunu burnunuzdan getirirler" demişlerdi de inanmamıştım. Belki de bu küçük kızın sevgisinin masum olduğuna inanmak istemiştim.

Bir süre sonra beni küçük kızın odasından aldılar. Küçük kız da oradaydı ama hiç ses çıkarmadı. Beni kapalı, karanlık bir dolaba attılar. Günler geçiyordu ama kimse gelip bana bakmıyordu. Artık hayata da insanlara da küsmüştüm. Keşke ben de herkes gibi bir ayakta çürüyüp gitseydim, keşke bir ayakkabı gibi muamele görseydim diye diye kendimi yeyip bitiriyordum.

Günler böyle geçiyordu ki bir gün olağan dışı bir şey oldu. Karanlıkta öylece uyuklarken küçük kızın sesini duydum "Anneee, papuçlarım nerede" diye bağırıyordu. "Beni özlemiş, beni özlemiş" diye sevinç çığlıkları atıyordum. Az sonra annenin ayak sesleri geldi. Biraz sonra beni çıkarıp kızına verecekti. Yine o güzel günlere dönecektim. Bekledim ama dolabın kapısı açılmadı. Anne "işte oradalar ya" dedi. Yıkılmıştım, benim için artık her şey bitmişti. Son umudum da tükenmişti.  Kız, her gün giydiği herhangi bir ayakkabını bulamamıştı o yüzden bağırıyordu. Demek ki benden haberi bile yoktu. Bu karanlık zindanda çürüyüp gideceğimi anlamıştım.

O papuç karanlık dolapta duradursun; sessiz sedasız sesi kesilen bizim Pabuç nerede?

Yorumlar

  1. Gerçekten çok güzeldi :)
    Hayırlı günler.

    YanıtlaSil
  2. Çok teşekkür ederim. Size de hayırlı günler. :)

    YanıtlaSil
  3. Fotoğraf ne kadar şirin :)

    YanıtlaSil
  4. Papuç da şirin ama insanlar hiç bir şeyin kıymetini bilmiyor :)

    YanıtlaSil
  5. Hakikatten nerde bizim pabuç,yoksa deveye bale pabuçlarınımı giydirmeye gitti :) kaçççççç geliyo kızmasın bana şimdik böyle dedim diye,neyse ben yok olayım :)

    Hikaye güzelmiş,pabuç beni sorarsa görmedin duymadın,bilmiyosun tamammı:)

    YanıtlaSil
  6. Anladığım kadarıyla gezmeye gitmiş. Geçen gördüm il il sıralamıştı. Bilmem şimdi neredeyim falan diye yazmıştı. İnsan bir gidiyorum der değil mi?

    Tamam söylerim. Gelibolu17 diye biri yok hatta derim olur mu? :)

    YanıtlaSil
  7. Aklıma ilk 'Cennetin Çocukları' isimli film geldi.

    Film izlemeyi sevmememe rağmen bu filme bayıldım, çok etkiledi.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Cennetin_%C3%87ocuklar%C4%B1_(film,_1997)

    İzlemediysen tavsiye ederim

    YanıtlaSil
  8. Okula giden iki kardeş bir ayakkabı paylaşıyor bir sahnede o mu? Seyretmedim tamamını ama.

    YanıtlaSil
  9. Evet o film, İranlı çocuklar

    YanıtlaSil
  10. Teşekkür ederim. Seyrederim inşallah.

    YanıtlaSil
  11. Geçen sene Leylekler bizim evin üstünden göç etmişlerdi..bir sürü leylek gördüm havada :)

    Sonucu ; işte böyle güzel yazıları göremiyorum netten uzak olduğum için...Çok hoş bir öykü kendimi pabuçların yerine koydum da ben de başka bir ayağı sıcak tutup görewvini tamamlayan bir pabuç olmak isterdim...

    Yine yorum yazdım tüh ;)

    YanıtlaSil
  12. Kendini unutulmuş bir pabuç gibi hisseden insanlar da var şu yalan dünyada =) Güzel hikayeydi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

GM Discovery Eduroam Bağlantısı

General Mobile Discovery Kitkat sürümüne geçtikten sonra eduroam bağlantısını kuramadım. İnternette aradım ve donanımhaber forumda konuyla ilgili bir mesaj buldum. Çok kısa yazılan mesajı burada resimli bir şekilde açıklamak istiyorum.

Öncelikle Sistem Ayarları'ndan Kablosuz'a giriyoruz. Orada altta duran +'ya basıyoruz. Bu yeni ağ oluştur demek.





Ağ SSID yazan yere "eduroam" yazıyoruz. Hemen altında Güvenlik seçeneğini 802.1xEAP diye değiştiriyoruz. Kullanıcı adı ve şifremizi giriyoruz.



Ardından Gelişmiş Seçenekleri Göster kutucuğunu işaretliyoruz. Altındaki EAP metod seçeneğini TTLS onun altındaki Faz 2 doğrulaması'nı da PAP diye değiştiriyoruz.



Hepsi bu kadar. Kaydet dedikten sonra eduroam'a rahatlıkla bağlanabilirsiniz.