Meçhul Kişi 2

Yatağındaydı. Sırt üstü uzanıyordu. Az önce rüyasında düşmüştü ama gerçekten düşmüş gibi hissediyordu. Bir ayağını sıcaktan üzerine örtmediği battaniyesinin üzerine attı. Ellerini birleştirip başının altına koydu. Şimdi tavanı seyrederek düşünmek için çok vakti vardı.

Gerçekten korkak mıydı? Rüyada gördüğü kişi ona neden öyle demişti. Ne olmuştu da onu korkaklıkla itham etmişti? "Hadi canım, benim nerem korkak" diyerek geçiştirmek istedi ama içinden bir başka ses buna izin vermedi. "Kendinle hesaplaşmazsan daha çok başın ağrır, belki korkak değilsin ama bunu kendine kabul ettirmen lazım" dedi. İç sesi haklıydı. Sorunlarının üstüne gitmesi, onları bilinç altına atmasından daha iyi olabilirdi.
"Peki" dedi iç sesine. "Madem o kadar ukalasın, o zaman söyle bakalım, ben korkak mıyım?" İç sesi düşünmek için ondan izin istedi. "Sen de başımıza Pabuç kesildin" dedi iç sesine, "ben bir tek onun iç sesi var sanırdım, sen nereden çıktın" diye devam etti. İç ses, "herkesin iç sesi vardır, belki bazıları konuşturamıyordur" diye yanıtladı soruyu. "Soruna gelince, sanırım evet, sen korkaksın. Kaybetmekten korkuyorsun. Yoksa neden kendini bu kadar üzesin ki?" diye ekledi. 

İç sesin nasihat etmeye niyeti vardı ama kahramanımız ona izin vermedi. Onu susturduktan sonra düşüncelere daldı. Korkmak kötü bir şey olabilirdi ama o bu korkusundan zarar değil fayda görmüştü. Tamam belki hayatta bazı şeyleri anlamamıştı ama kendini sonu hüsran olacak bir çok şeyden de korumuştu. Bütün bunlara rağmen korkunun adı kötüydü. Bununla yaşayamazdı. Hele hele ukala iç sesini bu saatten sonra hiç çekemezdi. Zaten hayat bir mücadele değil miydi? Zorluklarla mücadele etmek onu olgunlaştırmayacak mıydı? 

Kararını vermişti, yapacaktı. Korkuyor olabilirdi ama korkaklığını itiraf ettikten sonra durmak olmazdı. Hemen yanı başındaki telefona uzandı. Birkaç tuşa bastıktan sonra kulağına dayadı. Karşıdan bir sesin gelmesini bekliyordu. Saniyeleri durdurmak istedi bir an. Bu heyecana dayanamayacağını sanıyordu. Tam o sırada beklediği ses duyuldu? Karşıdan tanıdık bir ses "efendim" demişti. Önce biraz düşündü, bir şeyler söylemesi gerektiğini biliyordu. Karşıdaki ses ısrarla "efendim, kimsiniz" sözcüklerini tekrarlıyordu. Kahramanımız tüm cesaretini toplayıp "alo" dedi. Dedi demesine ama iç sesi bile buna güldü. Çünkü ses çıkmamıştı. Tekrar denedi ama olmuyordu, ses yoktu. En son tüm nefesini hırıltı gibi bir ses çıkarmak için dışarı verdi. Karşıdan bu kez farklı bir sözcük duydu "sapık!"

Olduğu yerde kalmıştı. Gözleri tavandaki sabit bir noktaya bakıyordu. Hiç hareket etmiyordu. Düşünüp düşünmediği bile belli değildi ki size ne düşündüğünü anlatabileyim. Bu şekilde ne kadar zaman geçti bilinmez, zaten hiç bırakmadığı telefonun yeşil tuşuna iki kez üst üste bastı. Bu kez heyecanlı veya endişeli görünmüyordu. Derinlere dalan gözleri, sürekli yaptığı bir şeyi yapan birinin görünümünü veriyordu ona. Telefonu kulağına götürdü. Biraz sonra karşıdan, "Vay be, demek ki yıllar sonra kendine güvendin. Demek artık korkularınla yüzleşebiliyorsun. Demek ki artık kaybetme pahasına mücadeleye girecek kadar cesur bir insansın." diyen bir ses duydu. İlginç olan, az önce kimsiniz diyen meçhul kişi bu kez onu tanıyordu. 

Bu nasıl olmuştu? Meçhul kişi onu nasıl tanımıştı? Halbuki o meçhul kişiyi tanımıyordu ki. Bir an gözleri fal taşı gibi açıldı. Meçhul kişi diye biri gerçekte yoktu ki. O sadece rüyalarda yaşayan biriydi. Peki telefon numarası kimindi? Nasıl aramıştı onu? Yoksa hala rüya mı görüyordu. 

Anlaşılan gerçekte uyanmamıştı, sadece uyandığını sanmıştı. Elindeki telefonu atıp sol yanı üzerine yattı. Rüyanın içinde tekrar uyumak ister gibi bir hali vardı.

Bu yazının birinci bölümü olan Meçhul Kişi ve devamı olan Meçhul Kişi 3'ü de okuyabilirsiniz.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeşil Göz Kırmızı Tokat

Grub Kurtarma

Üzüntü Giderme Aracı

GM Discovery Eduroam Bağlantısı

Çay mı Şerbet mi

Bakış Açısı

Öğretme(n)