Ana içeriğe atla

Meçhul Kişi 4

Odasında dört dönüyordu. Saçlarını karıştırıyor, hatta bazen çekiyordu. Hiç adeti olmadığı halde tırnaklarını yiyordu. Bazen aniden duruyor, sonra daha hızlı bir şekilde küçücük odada dönüp duruyordu.

Aniden durdu. "Bir namaz kılarsam aklım başıma gelebilir" dedi. Bir çırpıda abdest alıp geldi. Önce iki rekat sünnet kılacaktı. Selam vermeyi unutup üçüncü rekata kalkınca namazını bozdu. En iyi sadece farzı kılmak dedi. Namaza başladı, farzları sünnetlere göre ağır kılardı. İlk rekatı kılıp başını secdeden kaldırınca öylece kaldı. Hangi rekatta olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu. Yine namazını bozdu. Daha erkendi, namazı biraz sonra kılabilirdi. Olmadı ikindiyle beraber kılardı. Olduğu yerde sırt üstü uzandı. Kollarını yana doğru açıp hareketsiz bir şekilde tavanı seyre koyuldu.

O günü öyle zorlukla, düşüncelerle geçirmişti. Tanımadığı birine deliymiş gibi görünmek çok ağrına gidiyordu ama önemli olan bu değildi. Ya sokaktaki kadınlar görmüşlerse deyip deyip üzüntüsünü arttırıyordu. Komşular tarafından ağır başlı olarak bilinen bir üniversite öğrencisinin böyle bir olayla anılması hiç de hoş olmayacaktı. Bu düşünceler onu uyutmamıştı. Çok geç saatlere kadar yatakta dönüp dönüp durmuştu.
Sonraki gün öğleden sonra anca uyandı. Odasından çıkınca ev ahalisinin yemek yediğini gördü. Yüzünü yıkamadan sofraya oturdu. Herkes ona bakıyordu. Başını kaldırıp onlara bakınca soru yağmuru başladı: "Hayrola ne oldu", "herkes senden bahsediyor", "falankese ne demişsin öyle, rüya müya demişsin, bir şey anlamamış" Aslında beraber konuşmamıştı ev ahalisi ama ona hep bir ağızdan gibi gelmişti sorular. Korktuğu değil, korkmadığı bile başına gelmişti. Ekmeğe uzanmış eli öylece havada kalmıştı. Herkes susmuş ondan gelecek bir cevabı bekliyordu. Bir an "seviyorum be, anlamıyor musunuz, ne yaptığımın farkında mıyım" diye bağırmak geçti içinden ama ya "kimi" diye sorsalardı ne cevap verecekti? "Hiç tanımadığım, görmediğim, rüyalarımdaki birini" dese olur muydu?

Hiçbir şey demeden sofradan kalktı. Odasına gidip kapıyı arkadan kilitledi. Bir strateji belirlemek için düşünmesi gerekiyordu. Düşünebilmek için ise bu şoktan kurtulmalıydı. Çok yavaş hareket ediyordu. Buzları yavaş yavaş çözülen bir et gibiydi. Yüzüne renk geldikçe hareketlenme de artıyordu. Gözlerinden aşağıya doğru iki şerit halinde sıcaklık hissetti. Ellerini yüzüne kapatıp, onu anlayacak tek kişiye yakarmaya başladı. "Allahım yardım et, ben deli değilim, delirmedim." diyordu. Yaşlar artarak akıyordu. Vücudu sallanmaya başladı. Artık sesli bir şekilde, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. O an birilerinin onu görmesi veya duyması umurunda değildi.

Ne kadar süre geçti bilmiyordu.  Kan çanağına dönmüş gözleriyle yere uzandığında kendini baya bir rahatlamış hissetti. Yapacak bir şey yoktu. Hiç kimse onu anlayamazdı. Onun için susmayı deneyecekti. Susacaktı, kim ne derse desin bu konu hakkında hiçbir şey söylemeyecekti. Okul açılana kadar çok zor zamanlar geçirecek olsa da buna sabretmeliydi.

Meçhul Kişi
Meçhul Kişi 2
Meçhul Kişi 3

Yorumlar

  1. Güzelmiş bu meçhul kişi serisi :)

    YanıtlaSil
  2. Beğenmenize sevindim. :)

    YanıtlaSil
  3. Sünnet namaza başlayıpta bozunca artık o namaz vacip oluyor. :)

    YanıtlaSil
  4. "Arkası yarın" a döndü senin bu meçhul kişi bilmem farkındamısın :)

    YanıtlaSil
  5. Kardeşim yusuff.O meçhul kişi Namazını bozmadan devam etseydi daha iyi olmazmıydı? Hayırlı günler.

    YanıtlaSil
  6. Namazla ilgili bir kaç şey ilave edeyim ben de madem.Namazda rekatları şaşırdığımızda namazı bozmuyoruz,hangi rekatta olduğumuzla ilgili kuvvetli zannımıza göre namaza devam ediyor ve sonunda sehiv secdesi yapıyoruz.

    YanıtlaSil
  7. İhyaca// öncelikle beğeniniz için çok teşekkür ederim.

    Gelibolu17// Son bölümü de yazdım. Bu gece yayınlayacağım ve bitecek inşallah.

    Yolcu// Şafiilere göre öyle değil bildiğim kadarıyla.

    Gül ve İhyaca// Kahramamanımız namaza devam edemiyor. Yani bir türlü namaza odaklanamadığı için daha sonra, daha sakin bir kafayla ne yaptığını bilerek kılmananın daha doğru olacağını düşünüyor.

    Yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  8. Sen şafi misin?

    Şundan sordum. Eskiden bir blogcu arkadaş vardı. 3-4 sene kadar önce. Abdüssamed ismiyle yazıyordu. O da şafiydi de. Yoksa sen o musun?

    YanıtlaSil
  9. Yok ben Yusuf'um, Şafi değilim. :)) Şaka bir yana ben iki bin dokuzdan beri bu blogda yazıyorum. Blogger kapanınca yusuff.com'da yazdım ama sonra bozduğum için tekrar buraya döndüm.

    Bizim bölge genel olarak Şafii'dir.

    YanıtlaSil
  10. Aşk insanın dengesini alt üst ederken, aslında hayatına bir denge getiriyor. Cümle biraz karmaşık oldu farkındayım ama bu böyle yani =) Ben de Canım Urfam'a ilk gitmeden önce onu rüyalarımda görüyordum. Gidip gezdiğimde rüyamla örtüştüğünü görünce nasıl da sevinmiştim. {Ne yapıp edip lafı yine Urfam'a getirdim=) }

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …