Ana içeriğe atla

Sosyalist-Müslüman

Bazen bizim buradaki gençlerle konuşunca bazılarının Sosyalizm'i övdüğünü görüyorum. Hatta bazıları, özellikle Pkk sempatizanı olan bazı gençler, "ben Sosyalist-Müslümanım" diyorlar. Bir kişi aynı anda hem Müslüman hem de Sosyalist olabilir mi? Bunu ben de onlara soruyorum.

Diyorum ki; "sen Müslüman değil misin", "Elhamdulillah Müslümanım" cevabını alıyorum. "Peki neden Sosyalistsiniz" diyorum, "Sosyalizm İslam'dan uzak bir şey değil ki, güzel bir şey" diyorlar. "Nedir Sosyalizm" diyorum. "Eşitlik, adalet vs." diye cevaplıyorlar. "Peki bunlar İslam'da yok mu; hatta bunlar İslam'ın ana ilkelerinden değil mi" diye soruyorum. "Elbette var" diyorlar. "Öyleyse neden illa da Sosyalizm" diyorum; kısır döngülerinde, dönüşlerine devam ediyorlar.

Eğer daha önce bu konularda düşünmediyseniz ya da tartışmadıysanız, bunlar size anlamsız gelebilir. Çünkü ilk başlarda bana da öyle geliyordu. Fakat şimdi onları anlıyorum. Bildikleri, hatta yaşadığımız İslam'ın, onlara Sosyalizm'in vadettiğini vermediğini görebiliyorum.
İslam, Allah tarafından insanlar arasında adaleti sağlamak, zulmü kaldırmak, eşitliği gerçekleştirmek, sınıf farklarını gidermek, zengin-fakir arasındaki uçurumu bitirmek, insanların huzur içinde, özgürce yaşamasını sağlamak için gönderildi. Peygamber (S) zamanında bu güzel gelişmeler bir bir yaşandı. Kısa bir süre sonra, hatta çok kısa diyebileceğimiz bir süre sonra bazıları bize İslam'ı yanlış anlatmaya başladı.

Ana ilkeler arka plana atılmaya başlandı. Alimler gereksiz ayrıntılarla ilgilenirken, cahiller yeni bir din inşa etmekle meşguldüler. Kendi kafalarından ibadetler uyduruyor, hiç olmayan şeyleri Peygamber'e (S) dayandırıyor, insanlara ağır ibadetler yüklüyor ve buna "takva" adını veriyorlardı. Darda olan bir insana yardım edeceklerine, "git bu kadar tesbih çek, Allah seni genişliğe çıkarır" diyorlardı. Borçlu adama para değil, vird veriyorlardı. Zavallı halk da İslam'ı böyle sanıyordu.

Zulümle savaşan İslam unutulmuştu. Yöneticiler saraylarda keyif çatarken, yiyecek lokma bulamayan zavallı halk kandillerle, zikirlerle, hiç olmayan uzun uzun namazlarla, uyutuluyordu. Kocaman sarıklı alimler, "Ey Müslüman, edep nedir diye arar sorarsan bil ki; edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektir." gibi sözlerle Müslümanları pısırıklığa itiyorlardı. Biri halinden şikayet edince de "hiç merak etme, bu dünyadaki yoksulluğunun karşılığını Allah sana kat kat verecek" diyorlardı.

Halbuki İslam Muaviye saray inşa ederken, Ebuzer çölde açlıktan ölsün, Allah ona ecrini verir demiyordu. İslam'ın halifesi çarığını kendi eliyle yamarken, halifeye bağlı vali saraylarda kuş sütü içsin diyen İslam olamazdı. İslam buna rıza gösteren, zulümler yaşanırken, baş örtülü bacılar okul kapılarında kendilerini zincirlerken, bir Müslüman on iki yaşına kadar çocuğuna Rabbinin kelamını öğretemezken, gidip kandil kutlayın diyen bir din değildi.

Rahmet ve Kılıç Peygamberinin getirdiği İslam'ı bu hale getirirsek, elbette bazıları kalkıp yeni yeni şeyler icad edecek ve mazlum halkı onlara yönlendirecekti. Bunu yaptılar. Başarılı da oldular. Biz yine onlara verilmesi gereken cevabı veremedik. Yine halkımızı uyandırmak yerine uyutmaya çalıştık ve ne yazık ki bunu hala devam ettiriyoruz.

Yorumlar

  1. Bazılarının fakir, bazılarının zengin olmasını insanlar eşitsizlik olarak görüp kominizm gibi başka şeylere yöneliyorlar.

    Halbuki asıl adalet budur. Düşünün herkes zengin. Zengin olan insanlar bazı işleri yapmaktan geri dururlar. Mesela siz hiç fabrikada işçi olarak bir zenginin çalıştığını gördünüz mü? Ya da çöpçülük? Merdivenleri silen bir zengin gördünüz mü? Hatta kendi evlerini bile temizlemezler.

    Maksat işler yürüsün deyip bunu yapan var mı? İnsanlar da gurur ve kibir vardır. Bu tür işleri sadece ihtiyaçları olduğunda yaparlar.

    "Sen ağa ben ağa. Bu ineği kim sağa" diye bir söz vardır. Allahü Teala yarattığını en iyi bilmez mi?

    YanıtlaSil
  2. Fabrikadan örnek vermişken: Tüm işi işçi yapmasına rağmen fabrika sahibi tüm işçilerin toplam kazandığından fazlasının kazanabiliyor. İşçilerine geçinebilecekleri kadarını bile vermezken kendisi para içinde yüzüyor. Bu isteyerek, daha doğrusu mecburi kölelikten başka bir şey değildir.

    YanıtlaSil
  3. iscisin sen isci kal giy ddi tulumlari...cem karaca...yazinin girisi gayt sakin tansiyon giderek yukseliyr sonunda bir patlama beklyrmdm nerdeyse.klavyene saglik.

    YanıtlaSil
  4. Adsız adlı kişinin yorumu e-posta adresime gelmişti ama burada görünmüyordu. Ben tekrar yayınladım.

    Adsız, keşke adınızı da yazsaydınız ama yine de teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  5. Oouww.. "uzun uzun namazlar", "kocaman sarikli alimler"
    :)
    Enteresan ve düsündürücü bir yazi, aklina saglik.

    YanıtlaSil
  6. Teşekkür ederim. Allah cümlemizin aklına sağlık ve onu kullanma bilinci versin.

    YanıtlaSil
  7. Farklı bir bakış açısı olmuş.Rabbim O'nun doğru yolundan ayırmasın inşallah.Kalemine sağlık..

    YanıtlaSil
  8. Tasavvuf okulunun temsilcisi de ses çıkarmadığına göre doğru yoldayız inşallah. :)

    Teşekkür ederim yorumunuz için.

    YanıtlaSil
  9. Bir insan Müslüman olmamayabilir ama Sosyalist olabilir ayrıca sizin bahsettiğiniz durumlar diğer Dinler için de gecerlidir yoksa bir Din vardir, sömür veya öldür mü der?
    Sosyalist olursun olmasına da belki Katolik bir Hiristiyan belki de Yehova şahitlerindensinizdir, sonuç olarak vicdanen özgürsünüzdür hatta bir Ateist de olabilirsiniz...

    YanıtlaSil
  10. Yanlış yoldasın maalesef. Sosyalizm bir ekonomik modeldir, bir toplum düzenidir, İslam bir dindir. Sapla samanı birbirine karıştırırsan böyle çuvallarsın işte. Zengin-fakir ayrımına adil diyenin de cehaletine veriyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi sen bunu mu demeye çalışıyorsun: İslam'ın bir ekonomik toplum modeli yok mu?

      Sil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.