Ana içeriğe atla

Yılanlarla Yaşıyoruz

Şehir içi otobüsünde yolculuk ederken bir gencin iki çocukla konuştuğunu gördüm. Yanımda orta yaşlı bir adam oturuyordu, o da arkasını dönüp onlarla konuştu. Ben de bir iki arkamı döndüm ama motorun gürültüsünden onları duyamadım.

Bir iki dakika sonra adam bana "ailemiz bizi dilenmeye gönderiyor diyorlar" dedi. Ben anlamamış gibi bakınca çocukların böyle söylediğini anlattı. Ben cık cık yapmaya başlayınca da konuşmasına devam etti: "Biz çocuklarımızı mahalle bakkalına gönderirken bile elli kere dikkatli olun diyoruz. Bunlar ne biçim insan, kim bilir evleri hangi kenar mahallede, bu küçük çocukları buraya dilenmeye göndermişler" dedi.

Ben de arada, onu tasdik edici bir-iki laf söyleyince iyice açıldı. "Kürtçe biliyor musun" diye sordu bana, bildiğimi söyleyince başladı anlatmaya. Başlığı da "Dünya çok bozuldu"ydu.

"Bizim bir akraba vardı, ben arazi kiralayacağım, yalnız bana bir iki tane kimlik lazım, sen gençsin, sen de kimliğini ver, sadece kiralayabilmek için söz veriyorum başına bir şey gelmeyecek dedi. Ben de vermek istemedim tabi ama babam ısrar etti. Bu adam iyidir, ondan bir zarar gelmez dedi. Gönlüm olmasa da kimliğimi verdim.

Aradan yıllar geçti evlendim, çocuklarım oldu, bir gün baktım eve bir zarf geldi. Açtım baktım yedi bin beş yüz lira borcunuz var, eğer ödemezseniz evinize haciz gelecek yazıyor. İlgili kuruma gittim, sordum o adamın vergi borcuymuş. O kadar çok değilmiş ama ödenmediği için zamanla artmış. Adama gittim söyledim vermiyorum dedi. İstersen gel beni öldür yok dedi. Ne yapabilirdim ki? Gittim rüşvet verdim ki bu benim çok zoruma gitti, borcu iki bin beş yüz liraya indirdim, taksitlere böldüm. Düşünebiliyor musun rüşvet verdim. Elden ne gelir ki? Asgari ücretle çalışıyordum, işten artan vakitlerimde elektrikçilik yaptım, borcu ödedim. Adama yarısını öde dedim yine yanaşmadı.

Evim yoktu. Üstü baraka derme çatma bir evde yaşıyorduk, yemek yerken önümüze pat diye bir yılan yavrusu düştü, düşünebiliyor musun? Akşam yemeğini yiyorduk bir anda baktım çatıdan önümüze bir yılan yavrusu düştü. Ben oturdum ağladım. Demek ki evimde yılan var, çocuklarımı ısırırsa ne yaparım dedim.

Gece gündüz çalıştım, borcumu da ödedim o barakayı yıkıp yerine ev de yaptım. Çok şükür şu an memurum. Öyle böyle geçiniyorum. Allah'a bin şükürler olsun."

Uzunca bir süre oldu ama ne adamın yüzünü unuttum ne de anlatışını. Hemen hemen böyle anlattı, pek dokunmadan yazmaya çalıştım. Yazıda o yüzden tekrarlar oldu.

Bozulan dünyada sağlam kalan üç beş kaliteli insana selam olsun.

Yorumlar

  1. Bozuk olan dünya degil içindeki insanlar...

    YanıtlaSil
  2. İçindeki insanlar dünyayı da bozdu ama... Bu nedenle dünyanın cismi dahi bozuldu desek yine olur bence. :)

    YanıtlaSil
  3. Yılanlarla mı yaşıyoruz yoksa çakallarla mı?

    Ne dilenenler gerçekten ihtiyaç sahibi, ne borç verdiğin borcuna sadık, ne de bir şey emanet ettiğin emin.

    Allahü Teala bizi doğru yoldan ayırmasın.

    YanıtlaSil
  4. Adamın evinde yılan vardı, çakal çatıda yaşamıyor ne yapalım. :)

    Çakal çok ama yılan az değil. Allah göstermesin dostum dediğiniz de arkadan vurabiliyor.

    YanıtlaSil
  5. Gerçek hayat hikayelerini hep sevmişimdir.Kurgudan ziyade gerçekler beni daha çok etkiliyor,gerçek olduğunu bildiğim için daha fazla ders çıkarabiliyorum.Yaşadığın olayı bizimle paylaştığın için teşekkürler.İyiler hep olsun,çok olsun.Rabbim kötülerden ve şerlerinden cümlemizi muhafaza etsin..AMİN..

    Not:Blog ismimi düzelttiğin için teşekkür ederim.Çok memnun oldum..

    YanıtlaSil
  6. Rica ederim.

    Benim yazdıklarım hep gerçektir aslında, sadece bazılarına kurgu katarım. Yani rahat rahat etkilenebilirsiniz. :)

    YanıtlaSil
  7. Yılana bile, zarar verilmese o da zarar vermez. İnsan yeri geldiğinde yılandan daha sinsi ve zararlı olabiliyor. daha da kötüsü, bu denli kötü ve sinsiyken gülebiliyor, sevimli görünebiliyor..

    YanıtlaSil
  8. Yılanlığını sevimli bir yüzün arkasına gizleyebiliyor ne yazık ki.

    YanıtlaSil
  9. Ne kadar guzel bir yazi bu ya..

    YanıtlaSil
  10. O senin güzelliğin hocam :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …