Ana içeriğe atla

Ali'nin Adaleti


Perşembe günü ince bir gömlekle okula gitmiştim. Öğleden sonra hava bozdu. Akşam dönüşte yağmura yakalandım ve sırılsıklam oldum. Islak bir şekilde minibüse bindim. Son anda bindiğim için yerim de rahat değildi ama tam cam önündeydim. Buğulu camın ardından doğayı seyrederken aklıma bir şey geldi.

Nereden, kimden duydum bilmiyorum ama şöyle bir şey duymuştum: Avukatın biri tanıdık bir savcıya iyi hala nasıl karar veriyorsunuz diye sormuş. Savcı, eğer takım elbise giyerse, traş olup gelirse bunu iyi hal sayarız demiş. Bu kadar basit bir sistemin saçmalığı üzerine kafa yormaktan çok bir de işin tersi aklıma geldi. Olur da sanık hakime küfretti, ne olur? İnsan böyle bir adalet sisteminde bunu düşünmek bile istemiyor.

Islak oluşumdan mıydı yoksa arabanın kaloriferinin etkisinden miydi bilmiyorum aklıma Hz. Ali (R) geldi. Elinde gücü bulunduranlar genelde adaletin karşısında olmuşlar ve zulme askerlik yapmışlardı ama Ali hem güçlü, hem cesur, hem de aklın almayacağı kadar adildi.

Savaşın birinde kafirin birini etkisiz hale getirmiş, tam öldürecekken kafir o mübarek yüze tükürmüştü. Allah'ın aslanı, Zülfikar'ın sahibi, Hayber fatihi Ali sinirlenip adamı ortadan ikiye böleceğine arkasını dönüp gitmişti. Bu imkansız bir şeydi. Sizi öldürmeye çalışan birine galip geleceksiniz, tam öldürecekken sırf Allah rızası için yaptığınız işe kendi payınız karışmasın diye, size tüküren adamı öldürmeyeceksiniz. Bu, o onda düşünülebilecek, karar verilebilecek bir şey değil. Bu, Ali'nin yüce ruhunun, yüce imanının ve aldığı eşsiz terbiyenin sonucudur.

Ali, iki cihan serverinin (S) elinde büyümüş nadide bir çiçektir. Ali, zulme karşı adaletin kılıcı, koruyucusu, savunucusudur.

Ali'yi bildiğimiz anlamda adaletin temsili Ömer'den ayıran, en kötü zamanlarda bile adaletten taviz vermeyen, adaletin tesisi için kutlu kanını akıtana kadar zulme karşı mücadelesinden vazgeçmeyen eşsiz imanıdır. Ömer adaletin terazisiyse; Ali onun kılıcıdır. Ömer var olan adaleti uygulayan eşsiz bir halifeyse; Ali bozulmuş adaleti geri getirmek için kanını döken eşsiz bir yiğittir.

Allah'tan dileğimiz bizleri onların nurlu yolundan ayırmamasıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.