Aşk İmkansız Olmalı

Serin bahar havasında yukarıdan vuran güneş çok iyi bir etki yapıyordu. Bu yüzden kitabını bırakıp dışarı çıktı. Bir arkadaşı, yalnız başına bahçede dolaşıyordu. Ona doğru yürüdü. Okul şehir dışında olduğundan ders aralarını okulda geçirmek zorundaydılar. Bazen kitap okuyorlar, sıkılınca da çıkıp bahçede dolaşıyorlardı.

Arkadaşıyla konuşmaya başlayınca gergin olduğunu fark etti. Sık sık banklara doğru bakıyor ve sanki bir şeyler yapmak istiyormuş da birileri ellerini ve ayaklarını sıkıca tutmuş gibi bir hali vardı.

Bankın birinde kızın biri yalnız başına, mahzun bir şekilde oturuyordu. Arkadaşının sıkıntısı bu muydu yoksa? Bu kızla ilgili bir durum muydu? Sorsa söyler miydi? Sordu ve o da söyledi. Hayret hiç çekinmemişti. Kızdan hoşlandığını ve gidip ona bunu söylemek istediğini ama cesaret edemediğini rahatlıkla anlatmıştı.

Biraz sonra arkadaşını yalnız bırakıp yine içeri girdi. Birkaç saat sonra arkadaşı gelip ona durumu anlattı. Gerçekten gitmiş kızla konuşmuştu. Kız, telefon numarasını verip düşüneceğim demişti. Arkadaşı, bu evet demek diyordu. Neye evet? Evlenecekler miydi? Hayır, bunlar sadece oyun oynuyorlardı.

Biraz düşününce aslında çevresinin böyle ilişkilerle dolu olduğunu hatırladı. İnsanlar buna "Aşk" diyorlardı. Ne kadar da kolaydı. Birini göreceksin, beğeneceksin, gidip ona açılacaksın. Bu kadar. Peki ya kabul etmezse ne olacak? Mecnun olup çöllere mi düşecekti arkadaşı? Anladığı kadarıyla sadece başka birin bulacaktı. ..ve ne yazık ki buna "Aşk" diyorlardı.

Sonra biraz daha düşündü. Kendisi olsa ne yapardı. Gerçekten birini beğense gidip ona söyleyebilir miydi? Belki söylerdi ama bu o zaman aşk olur muydu? Onun anlayışına göre bu sadece basit bir evcilik oyunu olurdu. Çünkü o, aşkın bundan çok daha öte bir şey olduğuna inanıyordu. Ona göre aşkta vuslat yoktu. Aşk demek, tamamen karşılıksız sevmekti. "Aşk dediğin maşuğa kavuşunca biten bir şeyse böyle olmamalı" diye mırıldandı farkında olmadan.

Kendisini bir ara aşık olabilme ihtimalini düşündü. Peki bu nasıl olacaktı? Formülü vardı aslında: Eğer bir insana aşık olacaksa bu, onu asla kabul etmeyecek biri olmalıydı. Böylece o maşuğunun aşkıyla tutuşurken karşılık görmeyecek ve bu aşk gittikçe büyüyecekti. Fakat bir risk vardı ya maşuk yumuşarsa ne olacaktı? En iyisi başkasına aşık olan birini bulmaktı.

Birden etrafına baktı. Hala kantindeydi. Aşık(!) arkadaşı kalkıp gitmişti. Kimisi çay içiyor, kimisi satranç oynuyor kimisi de ders çalışıyordu. Önündeki kitaba baktı. Yine aşık olabilme ihtimalini hatırladı. Tekrar kitaba baktı. Okunacak bu kadar kitap varken aşık olup da ne yapacaktı. Önemli bir şey bulmuş gibi başını havaya kaldırdı. Yoksa okumaya mı aşık olmuştu? Bir gözünü kapatıp başını sağa sola sallayarak durumu kafasında tarttı. Kitapları çok seviyordu ama aşık değildi. Çünkü aşk çok büyük bir şeydi.

Yorumlar

  1. Keşke bu yazıyı bütün üniversite gençliği okuyabilseydi. Bu ulvi kelimeyi ayaklar ve diller altına düşürerek küçültmeye gayret edenler görselerdi bu yazıyı. Ortalıklarda "aşkııımmm" diye bağırmanın aşk olmadığını, özel kalması gerekenin dile düşünce özelliğini yitirdiğini, aşkın böylesine ucuz bir şey olmadığını..... bilselerdi keşke.

    Hazreti Mevlânâ'ya sormuşlar aşk nedir diye. "Ben ol da bil" demiş...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeşil Göz Kırmızı Tokat

Grub Kurtarma

Üzüntü Giderme Aracı

GM Discovery Eduroam Bağlantısı

Çay mı Şerbet mi

Bakış Açısı

Öğretme(n)