Ana içeriğe atla

Çok Eşli Padişah


Hazır çok eşlilik gündemdeyken ben de konuyla direkt ilgili olmasa da bir masal anlatayım.

Derler ki Padişah'ın biri tebdili kıyafet dolaşırken tarlasını süren bir adam dikkatini çekmiş. Bu adam bir yandan çift sürerken diğer eliyle bir mendil sallıyormuş. Padişah çok merak etmiş, yanına gidip sormuş: "Be adam deli misin, bu elindeki mendili niye sallıyorsun?" Adam Padişah'a bakıp gülmüş. "Beyim, karımdan o kadar memnunum ki sürekli bu mendili sallamak istiyorum." Demiş. Padişah adamın deli olduğuna tam kanaat getirmiş. Çünkü Padişah'a göre karıdan memnun olmak imkansızmış. Meğer zaten Padişah'ın çıkıp dolaşma sebebi buymuş. Düşünmüş, adama misafir olup gözleriyle görmek istemiş. "Nasıl, oluyor? Yani karın ne yapıyor da o kadar memnunsun" diye sormuş. Adam anlatmış: "Eve yaklaşınca suyum ve terliklerim hazır olur, ben abdest alana kadar seccademi serer, namaz kılıp döndüğümde yemeğim hazırdır, yemek biter bitmez çay, çaydan hemen sonra da döşeğimi serili bulurum."

Padişah'ı da davet etmiş ve beraber eve gitmişler. Bahçeye varınca bakmışlar ki iki ibrik su hazır. Abdest alıp içeri girmişler ki seccadeler serili... Sözün özü her şey adamın dediği gibiymiş.

Durum o kadar çok Padişah'ın hoşuna gitmiş ki kimliğini adama açıklamak zorunda kalmış. Adama bir de teklifte bulunmuş: "Benim üç karım var, gel üçünü de boşayıp sana vereyim, sen de bu eşini boşa ben alayım." Koca padişah, adam ne yapsın. Kabul etmiş mecburi.

Padişah'la beraber gitmişler. Yol üstünde bir nehir varmış. Dönüş yolunda adamın yeni karılarını tek tek karşıya geçirmesi gerekiyormuş. Bir tanesini sırtına almış, nehrin ortasına geldiğinde kadına sormuş: "Padişah neden seni sevmiyor?" Kadın: "Herkes bana sen ahmaksın diyor" diye cevaplamış. Adam: "Ahmak düzelmez" deyip kadını suya bırakmış. Zavallı kadın suya kapılıp gitmiş. Diğer iki kadın kenarda çok korkmuşlar. Bizi de mi nehre atacak diye titremişler.

Adam ikinciyi alıp sorunca kadın odasına erkek aldığını itiraf etmiş. Adam "bu huy geçer" deyip kadını karşıya geçirmiş. Üçüncü de hırsızlıktan vazgeçemediğini söylemiş ama adam hırsızlığın da geçici olduğuna kanaat getirip bunu da karşıya taşımış.

Adam her birine özel bir oda yapmış. Onları odalarına koymuş ve gitmiş. Kocasının aldatan kadının odasına iki kapı yapmış. Hırsız olanın odasına da bir sürü eşya ve bir terazi bırakmış. Günlerce onlara hiç uğramamış. Bunlar ilk başta korkudan dışarı çıkamıyorlarmış ama daha sonra dayanamamışlar ve bir gün adam tarladan dönünce önüne çıkıp yalvarmışlar. "Durumu anlamak istiyoruz, bu nedir, bizi kapatıp gittin?" diye sormuşlar.

Adam anlatmış: "İki kapılı odanın anlamı şu: Eğer ben odana gelince orada başka bir erkek varsa arka kapıdan kaçabilir. Teraziye gelince, dedim ki al sana istediğini çal ama ne kadar çaldığını bil."

Kadınlar hatalarını anlamışlar. Bundan sonra bu hataları yapmayacaklarına dair söz vermişler.

Aradan bir zaman geçmiş. Padişah yine oradan geçiyormuş ki bakmış adam bu kez iki mendil sallıyor. Hayret etmiş. Gidip sormuş. Adam, "Padişah'ım Allah senden razı olsun" diye başlayarak devam etmiş, "Şimdi eve gidiyorum biri suyumu hazırlıyor, biri seccademi seriyor, biri yemeği yapıyor, öteki çayı getiriyor."

Yorumlar

  1. Zıtlaşmaktansa dilinden anlayıp hataları çözmek daha doğrudur. Rahmetli dedem de zıtlaşmalar yüzünden 25 yıldır askerden terhis olamayan bir beye komutan olduğunda, hikayedeki adamın yolunu seçmiş ve adamı doğruyu bulmuş halde terhis etmişti =)

    YanıtlaSil
  2. İyi de sağlıklı düşünemeyen anlayamaz ki? Çözmeye çalışıp daha da dolamak var birbirine.

    YanıtlaSil
  3. O zaman Allah (celle celaluHu) hepimize sağlıklı düşünce nasip etsin diyelim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …