Ana içeriğe atla

Git Beş Ay Sonra Gel


Yıllardır hiç bakmadığım dişlerimden bir ikisi geçenlerde ağrımaya başladı. Pazartesi olunca aldım sağlık karnemi okula gittim. Sevk aldım beni Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine gönderdiler.

Ben, şimdi gideceğim, doktorun biri dişlerime bakacak, ağrıyanı çekecek, tedavi için de git bir iki hafta sonra gel diyecek diye düşünüyordum. Ayrıca gittiğim yerin adına bakınca aklıma yabancı filmlerde gördüğüm hastaneler geldi.

Hastaneye gidince danışma ilk önce sağ tarafta kayıt yaptır dedi. Baktım yan yana dört tane sonradan yapılma, lambriyle kapatılma pencere. Pencerelerde ve duvarda herhangi bir tabela yok. Her pencerede iki üç kişi bekliyor.

Kayıttan sonra ilk muayene yazan bir odaya girdim, elimdeki kağıdı sinirli bir bayana verdim. Dışarıda bekle çağıracağım dedi. Yaklaşık yarım saat bekledikten sonra gencin biri beni çağırdı. Göğsünde bir şey yazmıyordu. Aldı beni, insanın içini karartan bir yarım odaya götürdü. Ellilerden kalma bir koltuğa oturttu. Bir dakika kadar dişlerime baktı. Film çekmeye gönderdi. Ben meşhur olacağım derken... (Kabul ediyorum kötü şaka)

Fazla uzatmayayım. Öğleden sonra o genç beni üçüncü kata, tedavi bölümüne gönderdi. Tedavi bölümü şifreli, arksında ne olduğu sır olan bir kapıyla bir küçük, çirkin pencereden oluşuyordu. Tabi kapı daha çirkindi. Kolu kırık, kendisi döküktü. Belki o şifreyi yeni bir kol takacak paraları olmadığı için takmışlardır. :)

Filmi ve kağıdı o küçük pencereden uzattım. Bir saat kadar bekledim. Bir saat kadar sonra üzerine bir tarih yazarak kağıdımı geri verdiler. 21 Mart'ta dişim ağrıdığı için gitmiş olduğum Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi bana git 5 Ağustos'ta gel dedi.

Hadi diyelim benim için çok önemli değil. Dişimdeki problem beş ay da on beş ay da bekler. Peki ya bekleyemeyenler ne olacak? Orada sürekli ilaç kullandığım halde dayanamıyorum, beş aya kadar dişim çürür gider, bu tarihte askerde olacağım diyenler vardı. Peki bu kadar insan ne yapacak?

Her ne kadar sağlıkta önemli adımlar atılıyorsa da anlaşılan hala çok eksiğiz. Eğer tüm hastaneler öyleyse, küçük bir hastalıktan da gitseniz muhakkak ardından bir psikiyatra uğramanız gerek. Küçük bir şey için saatlerce beklemek bile sizi rahatsız etmeye yeter. Allah kimseyi düşürmesin.

Yorumlar

  1. Amin. Allah düşürmesin. Hakikaten tuhaf olmuş bir diş için beş ay süre vermeleri. Geçmiş olsun.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.