Ana içeriğe atla

Kendimden Bahsetmeyi Seviyorum


İnsan genelde kendisi hakkında konuşmayı sever. Sanırım bu doğal bir şeydir. İnsanın kendini ifade etme isteğinin dışa yansımasıdır. Anlatan taraf için güzel olan bu durum aslında dinleyen taraf için kötü bir şeydir. Bu nedenle de buna bir sınır bulmak zorunludur.

Genelde kitap okumayan, başkalarının fikirlerinden haberi olmayan, sadece kendi dünyalarında büyüyen insanların kendileri hakkında daha çok konuştuklarına şahit oluruz. Başta dediğim gibi kendini anlatmaya çalışma doğaldır ve bu insanlar bir şekil almamış insanlardır. Buna karşın kültürlü gibi görünen insanlar kendilerinden daha az bahsederler. Bu insanlar da aslında kendilerini anlatmaktan hoşlanırlar ama karşı tarafın bundan hoşlanmadığını düşünebilecek kadar bilgindirler.

Aslında birilerinin kendi anlatması o kadar da kötü bir şey değildir ama bunun da bir takım ölçüleri vardır. Mesela anlatıcı başkalarında sıkça rastlanmayan bir özelliğini anlatıyorsa, bunu dinlemek zevkli bile olabilir. Ne yazık ki çoğu zaman bu böyle yürümez. İnsanlar herkesin yaşadığı şeyleri, çok ilginç bir şeymiş gibi anlatırlar. Klişe kapsamına giren bu konuşmalar, işkenceyle geçen dakikalara dönüşür. Mesela laf uykudan açılır, biri atılır: "Benim uykum gibisi yok" siz nasıl diye sormazsınız ama bu onun umurunda değildir. Bir kez anlatma moduna girmiştir. "Uykum öyle hafiftir ki çıt duysam uyanırım" İçinizden "bana ne" diye düşünmek bir yana "bunun neresi iyi" diye geçirmeye fırsat bulmadan öteki lafa atlar. "Benim uykum çok güzel" sanki az önce söylenen şeye zıt değilmiş gibi rahatça tamamlar, "top patlasa duymam."

Meşhur bir deyiş oluşmuştur aramızda; Kendimden söz etmeyi sevmiyorum diye. Benim de kimi zaman kullanmış olduğum bu söze artık inanmıyorum. Çünkü ben her insanın kendini anlatmak istediğine inanıyorum. Bu yüzden kendimce yeni bir formül buldum; Kendimden bahsetmeyi seviyorum ama kendinden söz etmemek erdemdir diye susuyorum

İnsanların kendilerinin normal hallerini anlatmalarını sevmiyorum. Dinlerken çok rahatsız oluyorum. Bundan korunmaya çalışıyorum ama kimi zaman kendimi kaybettiğimi, boş konuştuğumu ve karşımdakileri rahatsız ettiğimi esefle görüyorum. İnşallah bu yazıdan sonra daha dikkatli olurum.

Rabbim, bana kendimi kontrol edebilme yetisi ver ve beni bana bırakma. Rububiyetinle beni en güzel şekilde terbiye et.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …