Ana içeriğe atla

Linux Çok Daha Kolay


Birkaç yıl önce bir bilgisayar satış-tamir dükkanında çalışmıştım. En çok yaptığım şey yeni sattığımız veya tamire gelmiş bilgisayarlara iki harfli bir işletim sistemi kurmak, sürücüleri yüklemek ve en son da bir ev kullanıcısı için lazım olabilecek otuz kadar programı yüklemekti. (Müzik, ofis, resim araçları vb.)

Bu işi o kadar çok yapıyordum ki artık adımları ezberlemiştim. Hatta işletim sisteminin o saçma harflerden oluşan, yirmi beş haneli lisans kodunu bile ezbere biliyordum. Hoşuma giden bir iş değildi. Tam bir işkence idi. Uzunca bir süre eski on beş inç ekranın başında, ayakta bekliyor. Boş gözlerle ekrana bakıyor ve sürekli "next" diyordum.

Dokuz ay kadar çalıştım. İşi bıraktıktan sonra aynı işlemleri arkadaşların bilgisayarlarına yapıyordum. Bu uzunca bir süre devam etti. Yaşadığım bu küçük yerde birazcık tanınan bir bilgisayar kullanıcısı olmuştum. İnsanlar birçok şeyi bana sorarlardı. Kimi zaman telefonla arar "bilgisayarımdan ses çıkmıyor" ve benzeri sorular sorarlardı. Cevap genelde "hoparlörün fişini tak" olurdu.

Linux'u sevmeye başladıktan sonra o iki harfli sistemi ve beş harfli abisini hayatımdan çıkarmaya başladım. Elimdeki cdleri attım. Artık Gnu/Linux kullanıyordum ve oyun sevmediğim için de hayatımdan memnundum. Hayatım heyecan dolmuştu çünkü burada bir sürü denenecek dağıtım vardı. İlk başlardaki heyecanla bu değişimi bana güvenen, sözümden çıkmayan çevreme de uygulamak istedim. Ne olduysa daha düne kadar hoparlörün fişini takmasını bilmeyenler uzman kesildi ve benimle bu yeni sistem konusunda tartışmaya başladılar. Bir süre sonra acı gerçeği anladım ve insanlara zorla Linux kullandırmaktan vazgeçtim.

İnsanlara hep Linux daha kolay derim de kimse inanmaz. Kendilerini yeni bir şeyler öğrenmeye kapattıklarından olsa gerek "kullanamıyoruz, çok zor" derler. (Benim de başıma geldi) Tabi benim elimde buna dair kanıtlar var. Gerek iki harfli sistemi olsun, gerek abileri beş harfli ve tek rakamlı sistemleri kullanmış biri olarak bu konuda iddialıyım. Zira her ne kadar insanlar bu yeni sistemden kaçsa da bilgisayarlarını bana getirip "bize Ubuntu kur" diyen arkadaşlarım oldu. Ben bunu yaparken bir Gnu/Linux dağıtımını kurmanın, harfli bir dağıtım kurmaktan ne kadar kolay olduğunu anladım.

Bir tecrübemi de anlatsam iyi olacak: Bir arkadaşım bana kasasını getirdi. İnternet bağlantısı olmadığı için evimde kurmam gerekiyordu. Ubuntu cdsini taktım on onbeş dakikalık bir kurulumdan sonra bilgisayar açıldı. Varan bir: Harfli sistemlerde tam bir işkence olan sürücü yükleme sorunu Linux'ta yok.

Dil paketleri, kodekler falan hep otomatik yükleniyor. Zaten ofis araçları ve bir iki çalıcı yüklü olarak gelmesine rağmen, Gnu/Linux dünyasının çeşitliliğinden yararlanmak için on beş yirmi program yüklemek istedim. Varan iki: İnternetten program arama, next next ve lisans sorunu yok. İstediğini kadar programı tek tıkla veya tek komutla kurabiliyorsunuz. O arkadaşın küçük çocuğu olduğundan oyun da yüklememi istedi. Açtım yükleme merkezini, otuz kadar oyun seçtim. Yükle deyip yattım. Sabah kalktığımda her şey tamamdı. (Gerçi sonra oğlunun çok oyun oynadığından şikayet edip sildirmişti de neyse...)

Sonuç olarak dostlar; biz Linux severler öyle boş konuşan insanlar değiliz. Eğer en başından beri Linux kullanıyor olsaydık bizden şüphe duyabilirdiniz. Fakat biz yıllarca kullandığımız sistemleri bırakıp Linux sever oluyorsak en azından bir bildiğimiz vardır. Gnu/Linux dolu güzel günlere inşallah...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …