Ana içeriğe atla

Mutlu musun

İnternet üzerinden biri bana ulaştı. Daha doğrusu kazara yollarımız çakıştı. Tanıştıktan sonra bu kişinin dertli olduğunu öğrendim. Yardıma ihtiyacı vardı. Benim yapacak bir şeyim yoktu ama yine de onu yalnız bırakmak istemedim. O da zaten benden teselli almaktan başka bir şey beklemiyordu.

Bir süre böyle sanal ortamda bu tanımadığım kişiyle konuştum. Ona teselli vermeye çalıştım. Sanırım iyi geliyordu söylediklerim. Belki de sadece birilerine derdini anlatmak iyi geliyordu. Sonra sorununun çözüldüğünü söyledi. Bana veda ederken, can-u gönülden olduğuna inandığım şu duayı etmeyi de ihmal etmedi: "Allah seni daima mutlu etsin."

Bu duanın kabul olduğuna inanmak istedim. Çünkü kendisine çok iyiliğimin dokunduğunu söylüyordu ve sanırım bunda samimiydi.

Aradan geçen süre duasının kabul olmadığını gösterdi. Ya da ben öyle sandım. 

Mutluluk neydi? Mutlu olduğumuza neye göre karar veriyorduk? Mutlu olmak hiç derdi, kaygısı olmamak mıydı? Mutlu olmak hiç ağlamamak, hiç özlememek, hiç kalbinde bir sızı duymamak mıydı? Eğer böyleyse gözleri açılmamış bebekler bile ağlıyorken dünyanın derdini omzuna yüklemiş bir yetişkin nasıl mutlu olabilirdi?

Bediüzzaman'ın kitaplarında, dünyadaki şeylerin zıtlarıyla bilindiğini okumuştum. Sıcağın derecesi soğuğa göre, karanlığın miktarı aydınlığa göre, tatlının tadı, acıya göre bilinir. Bu ölçüye göre mutluluğu yaşamanın formülü, onu bir  takım hüzünlerle, zorluklarla kıyaslamak olamaz mıydı? Bunun için de biraz hüzünlenmek, biraz kendinden bezmek, biraz  hayata küsmek gerekmiyor muydu?

Şimdi diyorum ki ben aslında hep mutluydum. Tamam içimde bir hüzün olmalıydı. Açlıktan ölen her canlıda bir acıma, dünyanın bir köşesinde haksızca ezilen her insanda bir keder, bulmadan kaybettiğim sevgilerde bir ıstırap duymalıydım. Fakat bunlar mutluluk için bir engel değildi. Bunlar belki sadece rehavete engel olabilirlerdi. Çünkü mutluluk hüznün olmadığı yerde değildi.

Çünkü mutluluk aç olana katık olmak, ezilene destek olmaktı. Mutluluk taş kalplere sevgi, kör gözlere nur olmaktı. Mutluluk düşünmeyen kafalara fikir, yordamsız kalan akıllara kılavuz olmaktı.

Çünkü mutluluk doyurup aç kalmak, kaldırıp ezilmek, sevip üzülmek, yol gösterip o yolda ölmekti.

Yorumlar

  1. Ben eskiden mutluydum...!Düşünmek mutluluktan uzaklaştırıyor çoğu zaman..

    YanıtlaSil
  2. Herkesin mutluluk tanımı farklı olsa da,evet, öyle;her daim mutluluk diye bir şey yok.Olamaz da zaten,denildiği gibi ancak zıttıyla bilebiliyor insan bir çok şeyi.

    Bir de sevdiğim bir söz vardır; mutluluk o kadar çok parçadan oluşur ki birkaçı hep eksik kalır diye...

    YanıtlaSil
  3. Teşekkürler yorumlarınız için de ben tam anlamadım, Acaba Pabuç ben şu an mutlu değilim mi demek istedi?

    YanıtlaSil
  4. Yazın gerçekten hoşuma gitti eline,yüreğine sağlık bence de mutluluk,düşünüldüğü gibi hayata hep yılışmak,keyfiyatçı olmak,düşünmekten kaçınmak değildir.Mutluluk da kavram kargaşasına uğramış bir değerdir ney yazık ki

    Ben pabuç'u anladım sadece gerçek mutluluğu bulmuş önceki mutluluğunun kavram kargaşasına uğramış olduğu bir mutluluk olduğunu anlamış bunu da düşünmekle,tefekkürle sabit kılmış sanırım..,)

    selam ve dua ile Allah'a emanet olunuz..)

    YanıtlaSil
  5. Çok teşekkür ederim. Selamlar bizden, sen de Allah'a emanet ol.

    YanıtlaSil
  6. İnsanlarda mutluluğun sınırları çok dar.

    İnsan hep çoğu istiyor, bence azla yetinebilmek, birşeyler yapmaya çabalamak bile büyük bir mutluluk..

    Çok şükür ben çok mutluyum :)

    YanıtlaSil
  7. Daim olsun inşallah :)

    YanıtlaSil
  8. Ne çok doğrular barındıran bir yazı olmuş.Mutluluğun yolu aynı zamanda şükür ve tevekkülden de geçiyor diye düşünüyorum.Gönülden kalemine sağlık :)

    YanıtlaSil
  9. Gönülden teşekkür ederim. :)

    YanıtlaSil
  10. Genel olarak mutlu olduğumu söyleyebilirim. Ama bu o kadar kolay bir şey değil. Mutluluk yorucu ve zahmetli bir şeydir.

    YanıtlaSil
  11. Fakat bence her zahmete değer. O olmadan yaşanmıyor. Çay gibi mübarek. :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.