Ana içeriğe atla

Sevgi Böyle mi Ölçülüyor


Birazdan hayatınızın en sıkıca yazısını okuyacaksınız; çünkü kendimden bahsedeceğim. Daha önce de dediğim gibi insanlar kendilerinden bahsetmeyi sever ama dinleyenler bunu sevmez. Şu yazı itibariyle dinleyici ya da daha doğru söyleyişle okuyucuları hiç umursamayacağım. Çünkü İhyaca sağ olsun beni mimleyerek bana bu fırsatı verdi. Artık okuyup okumama size kalmış.

Mim konusu şu: “Bir gün biri çıktı karşınıza farz edin. Ve “Hadi bana en çok sevdiğin kişiyi/şeyi ne kadar sevdiğini söyle” dedi ve ekledi “Çok’u cevap olarak kabul etmiyorum.”

Ben İhyaca'ya söyledim, benim "en"im yoktur dedim. Hiç karar veremem, buna rağmen yazayım mı dedim, yaz dedi. İşte yazıyorum. Gelin beni tanıyın, ne işinize yarayacaksa artık :)

Öncelikle şunu belirteyim ki ne hakkında konuşursak konuşalım çok fazla kategori olmalı. Mesela en sevdiğin kişi dendiğinde bir isim söylesem, biri gelip sen bunu Peygamberinden daha çok mu seviyorsun diye sorabilir. Fakat sevdiğim bir insanla Peygamberi (Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun) karşılaştırmaktan haya ederim ben. Eğer karşılaştırırsam o zaman her şeyden daha çok onu sevdiğimi söylerim ve konu kapanmış olur.

Bunu göz önünde bulundurmak koşuluyla en sevdiğim kişiyi söylersem yok öyle biri diyebilirim. Tamam annemi herkesten çok seviyorum ama sonuçta o benim annem. Kalpte onun yeri ayrı sevebileceğim başka birinin yeri ayrı. Düşünüyorum da bir sürü kişiyi çok seviyorum ama "en" yok maalesef.

En çok sevdiğim şeye gelince ne olabilir ki; bilgisayarım, kitaplarım, ayakkabım?

Ya ben anormalim ya da soru çok zor. Yok işte cevap yok. Bir de sorunun devamı var. Tabi sorunun başına cevap veremediğim için sonuna ne diyeceğim hiç bilemiyorum.

Annemi ne kadar mı seviyorum? Hani kollarını açarsın ya. Hani iki elin arkada birleşir. (Bu arada kollarımı açınca boynuma kramp girdi çok fena) İşte ellerinin çizdiği daire bir dalga olarak yayılsa ve hiç durmadan genişlese... İşte ben annemi o kadar seviyorum.

Yorumlar

  1. Çok güzel ve anlamlı olmuş mim cevabınız =) Yine sıkılmadan okudum.

    YanıtlaSil
  2. Halbuki yazının sıkıcı olacağını yazmışım başında :)

    YanıtlaSil
  3. Yazınız çok doğal geldi bana. Her şey olduğu gibi. Abartı yok, süsleme çabası yok. Zannederim bu nedenle ben hiç sıkılmadım okurken =)

    YanıtlaSil
  4. Buna sevindim :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.