Ana içeriğe atla

Üçlü İttifak | 3.Bölüm | On Üç Can

Birinci Bölüm - - İkinci Bölüm -

Genç kız oturduğu banktan genci süzmeye devam ediyordu. Siyah kumaş pantolonu yeni ütülenmiş gibiydi. Üstüne beyaz gömlek de çok yakışmıştı. Öylece ayakta otobüsün gelmesini bekliyordu. Düzgün taranmış siyah saçları beyaz, sinek kaydı tıraş edilmiş yüzüne uyum sağlıyordu. Genç kız onun böyle özenle giyinmesine bakınca sevdiğini bekliyor olmalı diye düşündü ama yine de gözünü ondan alamıyordu.

Otobüs yavaşça durağa girdi. Durunca yolcular birer birer otobüsten inmeye başladılar. Genç, gelenlere hiç dikkat etmeden bekliyordu. Sanki bekleyeceğinin en son çıkacağını biliyordu. Yolcular bitince muavinin yanına gitti. Genç kız gözleriyle hep onu takip ediyordu. Acaba bu yakışıklı gencin beklediği kız nasıl biriydi. Bu güzelliği hak ediyor muydu? Muavin bagajı açtı. İçinden katlanmış bir tekerlekli sandalye çıkarıp gence verdi. Kız istem dışı oturduğu yerden doğruldu. "Neler oluyor" dedi kendi kendine.  Genç tekerlekli sandalyeyi açtı ve otobüse girdi. Az sonra sırtında kendine benzeyen bir erkekle otobüsün kapısında göründü. Onu sandalyeye oturttuktan sonra yürümeye başladı. Onlar uzaklaşırken genç kız arkalarından öylece bakakaldı. Gördüğü bu güzel gençten etkilenmişti. Acaba yüzünün diğer yarısını gördükten sonra da böyle düşünebilecek miydi?

Tekerlikli sandalyede oturan gencin adı Vedat'tı, süren ise Yavuz. Hem kardeştiler hem de kader arkadaşı. On beş yıl önce kapılarının önünde, art arda patlayan iki bomba ikisinden de çok şey almıştı. Vedat artık hiç yürüyememiş, Yavuz ise bu güzelliğine rağmen yüzünün yanan yarısı nedeniyle hiç gülememişti. Vedat olayın şokunu atlatamadığından ve tekerlikle sandalyeyle metropolde yaşamanın zorluğundan, köyde teyzesinin yanında yaşamaya karar vermişti. Bugün şehre gelmesinin amacı patlamanın yıl dönümü olmasıydı. Burada olmak, başı dik olarak "yıkılmadık, kan emicilere yenilmedik" demek istiyordu.

Biraz sonra patlamanın olduğu alana gelmişlerdi. Patlamanın olduğu yere bir anıt yapılmıştı. Ellerini ileri doğru uzatmış gülen birkaç çocuk ve önlerinde canlı bomba olmuş olan köpeğe nispeten bir köpek heykeli bulunuyordu. Anıtın önünde o gün hayatını kaybeden on üç çocuğun adı yazılıydı.

İnsanlar anıtın önünde toplandılar. Hayatın kaybeden çocukların aileleri, akrabaları, mahalleli ve daha başka bir çok kişi. Vedat tekerlekli sandalyede olan tek kişiydi. Bu yüzden en öndeydi.

Beyaz sakallı, yaşlı ama başı dik bir adam kalabalığı yara yara en öne kadar geldi. Gelip Vedat'ın yanında durdu. Bu Salim Amca'nın ta kendisiydi. Olay olduğundan beri hiç ağzını açmamış tek kelime etmemişti. Torunları, mahalleli hatta doktorlar ne kadar uğraştılarsa onu konuşturamadılar. Her yıl bu talihsiz olay anılırken en önde durur, yapılan etkili konuşmalar boyunca başını hiç eğmez, oradaki tüm insanlar ağlarken o gözlerini bile kırpmadan anıttaki çocuk heykellerine bakardı. Sanki dünyadaki tüm canilere "benden çocuklarımı aldınız ama yenilmedim, sizi sevindirmeyeceğim, işte buradayım" der gibiydi her hareketiyle.

Dördüncü bölüm Kamil Abi'de

Yorumlar

  1. Şükür Allah'ıma! Şiddet içermeyen güzel bir yazı okuttuğun için çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  2. Şiddete hayır. :)

    YanıtlaSil
  3. hikayeye zaman atlatmanız akıcılık açısından çok iyi olmuş.

    YanıtlaSil
  4. Hikaye bitti sanmıştım ben :) meğer devam edecekmiş :) konuyu aşka çevirir demişlerdi de inanmamıştım :) çevrilmeye başladı gibi:)

    YanıtlaSil
  5. Hikaye bitti sanmıştım ben :) meğer devam edecekmiş :) konuyu aşka çevirir demişlerdi de inanmamıştım :) çevrilmeye başladı gibi:)

    YanıtlaSil
  6. N.Narda, daha fazla ona devam edemezdim. Bir de söz konusu çocuklar olunca yürek dayanmıyor.

    Zehrasunay, ben de sadece üç bölüm olacak sanmıştım ilk başta ama galiba Kamil Abi durun diyene kadar devam edeceğiz.

    YanıtlaSil
  7. İşte bu! Kimse bana inanmayacak biliyorum :) ama tam da istediğim gibi devam etmişsin. Belki aklımdaki isimler ve hikayenin devam sahnesi değişik olacaktı ama bu zaman atlatmayı sen yapmasan ben yapacaktım. Satırlarını okumaya başlar başlamaz çok akıcı olacak bir Hollywood senaryosunun ikinci sahnesini okur gibi oldum. Bence bu hikaye çok güzel olacak. Bunu hissediyorum. Kendimize gaz da vermemiz lazım ya :) :) Yusuff 4.bölümü en kısa sürede yazacağım. Bu akşama yetiştiremeye çalışacağım. Görüşmek üzere...

    YanıtlaSil
  8. Ben sana inanıyorum abi merak etme sen. :)

    Ben bugün başka bir şey yazacağım demek ki, çünkü Volkan abi ancak yarın yazar.

    YanıtlaSil
  9. Yusuf çok güzel bir zamanda atlatma yapmışsın. Bak seni nasıl geri döndürücem :)
    Süper yazmışsın kardeşim kalemine sağlık... :)

    YanıtlaSil
  10. Teşekkür ederim abi, merakla bekliyorum abi. Hadi bakalım. :)

    YanıtlaSil
  11. Hiç birini okumadım daha,inşallah en kısa zamanda bu yazı dizilerinin hepsini okuyacağım,belki yorumda yaparım bellimi olur :)
    selamlar....

    YanıtlaSil
  12. Size de selam :)

    YanıtlaSil
  13. Devamını göremedi,m ama giriş çok güzel. Yürek burkuyor o ayrı.

    YanıtlaSil
  14. Hikayenin tamamı biryazarsam.com'da Oradan okuyabilirsiniz.

    YanıtlaSil
  15. Teşekkür ederim. Bakayım inşaAllah. Merak ettim zira.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.