Zamanda Mim Arıyoruz


O gizli kapıyı bulduklarından beri içi içine sığmıyordu. Ne pahasına olursa olsun içeri girip bakmalıydı. Arkadaşları tehlikeli bir şey olabilir diye sabahı beklemeyi uygun görmüşlerdi ama o dayanamıyordu.

Zaman gece yarısını çoktan geçmişti. Yatağına uzanalı çok zaman geçmiş olmalıydı ya da o öyle sanıyordu. Kendini bildi bileli çok meraklıydı. Kapalı kapılar ardında olsun, yüreklerde saklı olanlar olsun, gizli her şeyi bilmek istiyordu. Bu yüzden olacak çok kitap okuyordu. Sanki tüm bilinen şeyleri kafasına sığdırmaya çalışıyordu.

Yataktan kalktı. Varsın geç olsun. Varsın ucunda ölüm olsun diye düşündü. Gidip o kapıyı açacaktı. Parmaklarının ucuna basarak odasından çıktı. El yordamıyla el fenerini buldu. Evin arka tarafında bulunan eski yapıya doğru yol aldı. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki gecenin sessizliğinde davul sesi gibi geliyordu ona.

Şimdi kapının önündeydi. Derin bir iki nefes aldı. Kapının tokmağını avuçladığında son bir kez düşünmesi gerekip gerekmediğini düşündü. "Gerek yok" dedi kendi kendine. Tokmağı çevirdi ama bir şey olmadı. Olamaz yoksa kilitli miydi? Gecenin sessizliğinde kapıyı kıramazdı da. Tekrar çevirdi ama bu kez daha güçlüce asıldı. Bir de omuz verince kapı cızırtıyla açıldı. Kafasını eğerek içeri girdi. El fenerini yaktı. Bir iki adım attı sonra önemli bir şey unutmuş gibi hızla dönüp kapıyı kapattı. Şimdi kendini daha güvende hissediyordu. Kalp atışları da biraz normale dönmüştü.

Işığı duvarlara tuttu. Hiçbir şey yoktu, bildiğimiz düz duvarlar. Biraz daha ilerleyince örtülü bir şey gördü. Tekrar heyecanı tavan yaptı. Kalbi bu kez daha hızlı çarpıyordu. Aklından bir sürü şey geçti ama en itibar ettiği düşüncesi bunun bir antika araba oluşuydu.

Örtüyü kaldırınca olduğu yerde kaldı. Aman Allah'ım dedi istem dışı. Bu top gibi yuvarlak şey de neydi. Demirden yapılmış bir çeşit makine miydi? Etrafında bir tur attı. Yuvarlak kısım makineden sadece bir parçaydı. Bir pervane gibi ana gövdenin ucuna bağlanmıştı. Kapağı olduğunu fark etti. Açınca daha da bir şaşırdı. İçinde bir koltuk ve bir sürü düğme vardı. Yoksa bu bir çeşit uçak mıydı?

Sonuna kadar gitmeye kararlıydı. İçine girdi kapıyı kapattı ve kırmızı düğmeye bastı. O anda etrafındaki kabuk hafiften dönmeye başladı. Bir de ışık vardı içeride, artık el fenerine gerek kalmamıştı. Önündeki düğmeleri incelemeye başladığında gözleri faltaşı gibi açıldı. İki eli havada, ağzı öylece açık düğmelere bakıyordu. En başından da tahmin ettiğiniz gibi bu bir zaman makinesiydi. Kahramanımız da tarih seçme düğmelerini görmüştü.

Gerçekten çalışıp çalışmadığını düşünecek halde değildi. Hemen başka bir zamana gitmeliydi. Zaman yolculuğunu çok merak ediyordu ama nereye gidecekti? Zamanlar arası yolculuk diye bir şey olmamasına rağmen kime sorsanız gitmek istediği bir zaman mutlaka vardı ama o hiç böyle düşünmemişti. Nereye gitmek istediğini düşündü ama belli bir zaman gözlerinin önüne gelmiyordu.

Gözlerin kapattı. Tarih düğmelerine rastgele bastıktan sonra altındaki yeşil düğmeye tıkladı. En başından beri yavaşça dönen dış kabuk hızlanıyordu. Makine titremeye hatta sallanmaya başladı. Sanki biri onu dürtüyordu. Sonra yüzüne birkaç damla su değdi. Acaba geldiği zamanda yağmur mu yağıyordu. Bir ses duymaya başladı. Sanki ona uyan diyordu. Son olarak sert bir şekilde sallandı. Bu su damlacıklar da neyin nesiydi?

Gözlerini açınca annesini başucunda buldu. Elinde su bardağıyla ona bakıyordu. Uyandığını görünce: "Oğlum ne oldu sana, yüz kez çağırdım uyanmadın, kalk namaza geç kalacaksın" dedi ve odadan çıktı.

Boş gözlerle annesinin kapattığı kapıya baktı. Daha önce hiç bu kadar gerçekçi rüya gördüğünü hatırlamıyordu. Kamil Abi'sinin miminden çok etkilenmiş olmalıydı.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeşil Göz Kırmızı Tokat

Grub Kurtarma

Üzüntü Giderme Aracı

GM Discovery Eduroam Bağlantısı

Çay mı Şerbet mi

Bakış Açısı

Öğretme(n)