Gözlerini açtığında ışığın açık olduğunu gördü. Halılar toplanmıştı, yerler çıplaktı ve odada kimse yoktu. Abileri neredeydi. Evi su basmış olsa bir yerler ıslak olmalıydı ama her taraf kupkuruydu. Şubatın başında, gecenin bu saatinde evde neler oluyordu?
Salona çıktığında gördüğü manzara soğuktan daha dondurucu geldi ona. Birkaç tane tam teçhizatlı, maskeli polis, ellerinde uzun namlulu silahlarla salonda duruyorlardı. Beresi kaşlarını üstüne kadar çekmiş bir başka polis de diğer odanın kapısı arasında duruyordu. O oda da, salon da dağıtılmış vaziyetteydi. Anlaşılan o uyurken her tarafı aramışlardı.
Abileri salondaki kanepeye oturtulmuş, uzun namlulu bir silah üzerlerine doğrultulmuş şekilde bekliyorlardı. Her nedense uzunca süre ortalığı karıştırmış olmalarına rağmen kimse onu çağırmamıştı. Gürültüden mi, ışıktan mı belirsiz kendiliğinden uyanmıştı.
Soğukkanlı davranıyordu. Önce abilerine yöneldi, "neler oluyor" diye sordu ama kimse ona bir şey söylemedi. Annesi ve babası endişeli bir şekilde bekleşiyorlardı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu? Bastıkları ev sıradan bir aile eviydi. Hepsi de her zaman ortalıkta olan insanlardı. Daha önce hiçbiri karakola çağrılmamıştı. Evlerinde yasa dışı hiçbir şey de yoktu. Peki bu terörist muamelesi niyeydi?
O bu düşüncelerdeyken yüzü kapalı olmayan polis birkaç kişiyle diğer odadan çıktı ve çıkış kapısına yöneldi. Arkasından genç ve tecrübesiz olduğu belli olan, maskesini açmış bir polis, elindeki listeye bakarak, hafif bir sesle "üçünü de mi" dedi. Bu söz onda sert bir tokat etkisi yapmıştı. Üçün üçüncüsü oydu. Bu, onun da göz altına alınacağının göstergesiydi. Halbuki o daha yeni liseden mezun olmuş, on dokuzunda bir gençti. Bırakın suça karışmak, suça yaklaşmamış, hatta komşudan incir bile çalmamıştı.
Kapılar açıktı, gecenin ayazı salonu serinletmişti. Soğuğun etkisi, uykudan uyanmanın üşümesi ve göz altına alınmanın verdiği korku birleşince Mesut'ta sıtma etkisi yapmıştı. Tiril tiril titriyordu. Gerçi buna titreme de denemezdi resmen sallanıyordu. O kadar ki, yüzü açık genç polis ona "korkma korkma" demişti. Fakat bunun bir faydası yoktu. Daha bir saat boyunca titreyecekti.
Elbiselerini giydiler. İçeride, ebeveynlerin yanında onlara iyi davrana polisler kapını önüne çıkar çıkmaz sertleştiler. "Çek montunu kafana" lafı ilk emirdi. Onu "eğ kafanı" izledi. Ensesinden tutan bir polis onu bahçe kapısının önünde duran minibüse kadar götürdü. Cam kenarında bir koltuğa oturdu. Ön koltukta oturmakta olan bir polis var gücüyle bağırıyordu "eğ kafanı, eğ kafanı" Kafası bacaklarının arasındaydı hemen hemen ama polis bağırmaktan zevk alır gibi sözlerini tekrarlıyordu.
Devam edecek...

Başından yakaladığım ilk hikayen :) Devamını merakla bekliyorum ellerine sağlık..
YanıtlaSilTeşekkür ederim :)
YanıtlaSilBen de okudum ama inşaallah fazla uzun sürmez hikaye. Biliyorsunuz pek uzun yazıları okuyamıyorum. :)
YanıtlaSilGerçek olduğu için ne kadar süreceğini bilemiyorum, nereye kadar okursanız artık :) Ya da daha sonra isterseniz hepsini toptan okursunuz.
YanıtlaSil