Araba şehir merkezine girer girmez yine eğ kafanı sesleri yükseldi ön koltuktan. Araba şehirler arası yoldayken bazıları kafalarını kaldırmış, polisler buna ses çıkarmamışlardı. Fakat şimdi kimsenin arabanın nereye gittiğini görmemesi gerekiyordu.
Şehir içinde bir süre yol aldıktan sonra bir binanın bahçesine girdiler. Herkesi tek sıra halinde, kafaları önlerine eğik şekilde enselerinden tutarak içeri götürdüler. İçeriye soktukları kapı arka kapı gibi bir şeydi. İki kanatlı küçük bir kapıydı. Herhalde koca binanın giriş kapısı bu olamazdı.
Onları genişçe bir koridora getirip, camide olduğu gibi saf saf dizdiler. Buradakilerin sesleri daha gürdü ve daha çok bağırıyorlardı. O kadar çok eğ kafanı diyorlardı ki Mesut her seferinde kafasını biraz daha eğmekten sırtının kırılacağını sandı.
Velvele bitmişti. Bir sessizlik oluştu. Biri konuşmaya başladı. "Buraya niye geldiniz lan, size ne olacağını biliyor musunuz? Hayatınızın hatasını yaptınız, gelmeyecektiniz oğlum." diye konuştu. Sonra da gelip küfürler savura savura çökmüş halde bulunan korumasız gençlerin enselerine sertçe birer tokat vurdu. Mesut da bundan nasibini almıştı. Son kişiye de vurduktan sonra "bu daha bir şey değil, hoş geldiniz tokadı, daha neler göreceksiniz a...... k...... teröristleri" diye tamamladı psikolojik işkencesini. Hemen hemen tamamı lise öğrencisi veya yeni mezundan oluşan bu çocuklardan hangisi terörist olabilirdi? Bunu o arızalı beyne sormak lazımdı ama burada soruları onlar sorardı. Mesut daha sonra görecekti ki kimi zaman cevap verme hakkı bile vermiyorlardı.
Burada da tek tek isimler okunmaya başladı. Bu kez saat, kemer dahil her tür eşyayı alıyorlardı. Sıra Mesut'a geldi. Ceplerini boşalttırdıktan sonra pantolonunu indir dedi memurlardan biri. Mesut pantolonu dizine kadar indirdi. Başka bir memur gelip pijamasını ipini de bir bıçakla kesti. Yanındaki muhtemelen çöp olarak kullandıkları karton kutuya attı.
Artık Mesut'un işlemleri tamamdı. Hücreye girmek için hazırdı. Memurlardan biri, bir arkadaş gibi elini Mesut'un omzuna atarak onu on üç numaralı hücreye götürdü. Kapıyı açtı, içeri gir dedi. Mesut girince hücrede iki kişinin daha olduğunu gördü. Birini tanıyordu ki onun adı da Mesut'tu. Üçü de şok yaşıyordu ama bir şey yokmuş gibi davranmaya çalışıyorlardı.
Hücre tek kişi için yapılmıştı fakat böyle toplu operasyonlarda daha fazla kişiyi bir hücreye kapatıyorlardı.Hatta birinden sekiz kişiyi burada on gün süreyle tuttuklarını duymuştu. Hücre muhtemelen ikiye dörttü. Arka tarafta yatmak için betondan yüksek bir yer yapmışlardı. Yerler tamamen kırmızı bir halıfleksle örtülmüştü. Beton yüksekliğin üzerinde bir sünger vardı. İlk gelen kişi kapmıştı. Mecburi Mesut'a hemen kapının arkası kalmıştı. Uzun zaman rüyalarının kabusu olacak o kocaman demir kapının arkası...

Baktım kimse yorum yazmamış. Yusuf okuduğumu bilesin diye bu yorumu yazıyorum. Ancak tamamen bittikten sonra asıl yorumumu yapmak istiyorum. Kolay gelsin.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim abi. Ben de serileri bitene kadar okumayı sevmiyorum bu yüzden hiç yorumlanmasa da umursamıyorum. Sağ olasın abi. :)
YanıtlaSilAynen ben de, dinlemedeyim haberin ola :)
YanıtlaSilTeşekkürler :)
YanıtlaSil