Hem bizim Mesut hem de diğer Mesut'un tuvalet ihtiyaçları vardı. İkisi de sıkışmıştı ama önlerinde kocaman, ön taraftan sürgülü bir demir kapı vardı. Diğer Mesut daha fazla dayanamayacağını söylüyordu. Kapıyı çaldı. Memurlardan biri geldi, mazgalı açtı, sert bir sesle "ne var" dedi. Diğer Mesut ürkek bir sesle "tuvalete gitmem lazım" dedi. Memur sesini daha da yükselterek "niye dışarıdayken söylemedin, şimdi çıkamazsın" deyip mazgalı kapattı. Diğer Mesut hiçbir şey diyemedi. Memur en az iki katıydı ve mekan onun mekanıydı. Bir süre daha öyle bekledi ama dayanacak gibi görünmüyordu. Bu görüntü Mesut'u da zorluyordu. Başka hücrelerden de kapılar çalınıyordu. Anlaşılan aynı durumda olan başkaları da vardı. Bir memur geldi ve "kesin lan, g.....zü de yırtsanız açmayacağım" diye bağırıp gitti. Artık kapıyı çalmanın da beklemenin de bir anlamı yoktu.
Mesut tek çare uyumak dedi. Yorgundu, iki üç saat boyunca çömelerek oturmuştu. Ta birden beri de uyanıktı. Bir battaniyeye sarıldı, kolunu kendine yastık yapıp uykuya daldı. Böylece tuvalet ihtiyacını unutmayı düşünüyordu. Uyandığında diğer Mesut'un sakin sakin oturduğunu gördü. Kapıyı açmış olmalıydılar. "Ne oldu" diye sordu. Diğer Mesut utanarak, "dayanamadım, ayakkabıma..." Tüyleri diken diken oldu. Böyle bir şey olabilir miydi. Bu gencecik insanları buraya kapatıp en doğal ihtiyaçlarını karşılamalarına izin vermemek hangi insan hakları kuralına göreydi? Bu memurlar suçlu olmadıklarını bildikleri bu çocuklara neden bu kadar kaba davranıyorlardı? Amaç sadece gözdağı mıydı? Bunu ilerleyen günlerde görecekti Mesut.
Kısa bir süre sonra kapı gürültüyle açıldı. Dışa doğru açılan kapının arkasına saklanan memur "ceketlerinizi kafanıza çekip çıkın" dedi. Üçü de koridora çıkınca "eğilin" diye bir emir geldi. Onu "birbirinizin kıçından tutun" emri takip etti. Memur, en öndekinin ceketinin ucundan tutarak onları tuvalete kadar götürdü. Onlar içeri girince kapıda bekleyen memur, hemen "çabuk çabuk" diye bağırmaya başladı. Mesut aceleyle abdest aldı. Diğer Mesut ayakkabını musluğa tutmuş, ellerini falan yıkayıp gelmişti.
Hücrelerine geri getirildiklerinde rahatlamışlardı biraz. Şimdiki korku sorgu korkusuydu ama daha geceye çok vardı. Onlar sorgunun gece yapılacağını düşünüyorlardı. Diğer Mesut ve üçüncü kişi uyuyacaklarını söylediler. Mesut uyurken onlar uyumamışlardı. Kısa bir süre sonra da uykuya daldılar.
Mesut'un gözü kapının üstündeki penceredeydi. Küçücük bir pencereydi. Hem kalın bir camı vardı hem de telle örtülmüştü. İçeride lamba yoktu, ışık pencereden geliyordu. Mesut bunu güneş sanmıştı fakat geldiklerinden beri ışık hep aynıydı. Güneş hep buraya vuruyor gibiydi. Mesut ayağa kalktı, bir iki zıpladı, sanki hayalleri yıkılmıştı. Kapının hemen üstünde bir lamba vardı. Güneş falan yoktu. Yerin altında bile olabilirlerdi. Morali biraz daha bozuldu, biraz daha korktu. Başına geleceklerden habersiz "herhalde öğle olmuştur" diyerek, kendinden önce burada kalanların muhtemelen tırnaklarıyla duvara yazdıkları "kıble" yazısına dönerek namaza durdu.

Baskı ve zulüm karşısında bile insana doğruluk yakışır.Allah doğruların yardımcısıdır kardeşim,hayırlı günler.
YanıtlaSilAllah razı olsun, size de hayırlı günler. :)
YanıtlaSilGözaltında olan sen misin yoksa? Gerçek bir hikaye demiştin de.
YanıtlaSilYok, başından geçen birinin anlattığı bir hikaye. :)
YanıtlaSilbayıldım yazılarınıza ve paylaşımlarınıza...
YanıtlaSilhemen izlemeye aldım bu güzel sayfayı...
bende sizi beklerim sayfama...
muhabbet ile...
Teşekkür ederim, güzel bakışınızdır. Gelirim inşallah.
YanıtlaSil