Namazdan sonra sırt üstü uzanıp düşünmeye başladı. Kim bilir onu neler bekliyordu. Dayak atacaklar mıydı? Elektrik verecekler miydi? Şubat soğuğunda soyup soğuk su dökecekler miydi? Dediklerine göre su öyle tazyikli oluyordu ki ilk çarpışta yumruk etkisi yapıyormuş. Fakat ilginçti korkmuyordu. Bunu dışarıdayken başkalarından duyunca ödü kopuyordu ama şimdi rahattı.
Göz kapakları ağırlaşmaya başlamıştı ki hücreyi müezzinin güzel sesi doldurdu. Günlerden cumaydı. Müezzin Cuma salasını okuyordu. O öğlenin çoktan geçtiğini sanmıştı halbuki daha yeni sala okunuyordu. Zamanın geç işliyor olması fenaydı. Güzel olan da müezzinin sesinin çok yakından gelmesiydi. Hem yerin altında olmadığını anladı, hem de sala sesi duymak rahatlatıcıydı. İçinde farklı bir huzur hissetti.
Tahmini olarak ikindiye yakın tekrar tuvalet ihtiyacı için dışarı çıkarıldılar. İkindi namazından kısa bir süre sonra kapı açıldı. Bu kez gelen kişi bağırmıyordu. Normal bir sesle "Mesut, kapıya kadar gel, arkanı dön" dedi gelen memur. Mesut "hangi Mesut" diye sordu. Ses biraz sertleşti, sanki Mesut'un bunu bilmesi gerekiyormuş da bilmiyormuş gibi kızarak "Mesut Sayar" dedi.
Mesut denileni yaptı. Memur, Mesut'un gözlerini iğrenç bir bezle bağladı. Bez bunun için dikilmişti. Alnın ortasından yanakların ortasına kadar gelen geniş bir bezdi. Arka tarafı ip şeklinde ince dikilmişti. Belki yüzlerce insanın gözüne bağlanmış ve hiç yıkanmamıştı. İğrenç kokuyordu ve tam da burnun üstündeydi. Rengi siyahtı ama önceden mi siyahtı yoksa sonradan mı siyahlaşmıştı bilinmiyordu. Bunu sormak gibi bir hakkı yoktu buraya gelenlerin.
Memur Mesut'un arkasına geçti. Ellerini Mesut'un her iki omzuna koydu. Böylece onu direksiyon gibi kullanacaktı. "Yürü" dedi memur. Mesut önde o arkada bir süre yürüdüler. Bir ara Mesut merdivenden ineceklerini zannetti. Fakat memur hiç uyarmamıştı. Mesut o panikle duvarı tutmaya çalıştı. Memur "ne yapıyorsun" dedi. Mesut kem küm edince "sen sadece yürü, gerisini bana bırak" dedi. Biraz sonra bir kapıya geldiler. Kapı içeriden otomatik kilidin düğmesine basılarak açılıyordu. Dışarıda kol yoktu.
İçeri geçtiler. Memur Mesut'u bir sandalyeye oturttu. Mesut buranın büro gibi bir yer olduğunu hissediyordu. Sanki bir masa ve sandalyeler vardı. Hiç de sorgu odasına benzemiyordu. Memur eline bir dosya aldı ve sormaya başladı. Adın, soyadın, adresin vb sorulardan sonra sıra zor sorulara gelmişti. Söyle bakayım dedi sorgucu, sen hiç camiye gittin mi? Mesut şimdi buraya ne için getirildiğini anlamıştı. Anlaşılan sorgu biraz sert geçecekti.

Devam :)
YanıtlaSilİnşallah :)
YanıtlaSilBu ülke o sert sorguların binbir çeşidini defalarca yaşadı. Allah bundan sonra yaşatmaz inşallah...
YanıtlaSilİnşallah yaşamaz kimse.
YanıtlaSilDiğerlerine yorum bırakmadım ama beşini de bir solukta okudum. Okurken aklıma "Sorgucular" geldi. Allah o şubat soğuklarından güzel vatanımızı bir daha geçirmesin. Devamı nerede? Devam etmeyecek mi?
YanıtlaSilAmin, sınavlar falan araya girdiğinden yazamadım. Yazacağım inşallah.
YanıtlaSilAllah yardımcınız olsun. Devamını heyecanla bekliyorum.
YanıtlaSilBen bu yazıların hiçbirinde işkence görmrdim; bir tokatla birkaç küfrün dışında.Gören var mı?
YanıtlaSil(daglarardında)
Sil