Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" dedi. Dayı, gazeteye bakmak için taktığı kalın çerçeveli gözlüğünü çıkarıp derin bir nefes alarak söze girdi.

"Köyümüzde bir kız vardı. Adı Melike'ydi. Çok güzel gözleri vardı. Başlık parasını verecek kadar zengin değildik. Ben küçükken babam ölmüştü. Amcalarım da bana yardım etmediler. Kızı bir arkadaşım aldı, düğünlerine dahi gittim. O gün hayatımdan on yıl gitti desem abartmış olmam. Hem sevdiğimi kaybediyordum, hem de gülmek zorundaydım." Kompartımanda derin bir sessizlik oldu. Trenin sesi bile duyulmaz olmuştu sanki. Gencin gözleri nemlenmişti. Köşede oturan orta yaşlı, gözlüklü adam lafa karıştı; "dayı, elinden gelse, Melike'yi bırakır mıydın" Dayı kafasını sağa sola salladı. "İnsan sevdiğini hiç bırakır mı..."

Yine sessizlik oluştu. Kimisi dışarı bakıyordu, kimisi salladığı tespihine. Şu anki durumda genç haklıydı. Her ne kadar yaşlı adam başta bırak gitsin demiş olsa da o da bırakılmaması gerektiğinden yanaydı. Fakat kompartımanda böyle düşünmeyen biri vardı. O kişi gence "şu an en çok istediğin şey, onun seni sevmesi mi" diye sordu. Genç soru beklememesine rağmen, hiç şaşırmamış gibi davranarak "evet, daha fazla neyi isteyebilirim ki" dedi. Konuşma soru cevap şeklinde sürüyordu.
- Neden?
- Neden mi, çünkü ben onu seviyorum.
- Yine sev, sana beni sevme mi diyor?
- Ama yanımda olmasını istiyorum.
- Baksana o yanında olmak istemiyor.
- ...
- Onu düşünmüyorsun, sadece kendini düşünüyorsun. Sadece kendin için istiyorsun. Aslında sen onu sevmiyorsun kendini seviyorsun. Duygularını tatmin etmeye çalışıyorsun.

Herkes bu yeni konuşmaya başlayan kişiye bakıyordu. Farklı şeyler söylüyordu. Bu zamana kadar hep böyle gelip geçmişti. İnsanlar sevmiş, sevdikleri kişiyi elde etmek için birçok şey yapmışlar, hatta kimileri "ya benim olursun, ya kara toprağın" diyebilecek kadar ileri gitmişti. Şimdi bu kişi sadece sevmeli diyordu. Bu nasıl olabilirdi ki? Bu kişi konuşmasına devam etti:

"Birini seviyorsanız sadece seversiniz. Artık o sizin için çok değerlidir. Onun için yapabileceğiniz bir şey varsa yaparsınız yoksa yolundan çekilmek zorundasınız. Siz onu seviyorsunuz diye ondan da bunu bekleyemezsiniz. Çünkü sevgi şartlara bağlanamaz. Ondan bir şey bekleyemezsiniz. Bir gülümsemesi size yeni bir hayat verse de siz ondan gülümseme isteyemezsiniz. Her sözüyle sizi öldürse de tekrar dirilip, yeni bir sözüyle can vermek için yaşamak zorundasınız. Bin canınız varsa ona hediye etmeyi zorluk olarak görmemelisiniz. Eğer canınız sizin için ondan daha değerliyse, hele ki söz veya tavırlarından dolayı ona kızabiliyorsanız demek ki sevmiyorsunuz; sadece kendinize bir arkadaş arıyorsunuz. Gönül rahatlığıyla onun peşini bırakıp başka birini bulabilirsiniz. Hiçbir farkı olmayacaktır sizin için."

Tren  durağa gelmişti. Birbirlerine hayırlı günler dileyerek indiler trenden, gerçekten sevenlerle sevdiğini sananların farkının görülmediği dünyaya.

Yorumlar

  1. Dogru soze ne denir, (son cumle)

    YanıtlaSil
  2. Allah iki yüzlülerin yüzlerini kara etsin ne diyelim.

    YanıtlaSil
  3. Adam güzel söylemiş ama Yusuf sevginin anlamını bilmediğinden o kadar çok materyalist bakmışki. Çok haklı kişi karşısındakinden çok kendini sevdiğinden ister sevilmeyi. Çünkü tatmin seviyesi zirve yapacaktır. Ancak seven insan, karşılık almıyorsa, öyle kolay değildir yolundan çekilmek. Böyle bir sevdaya düşen insan, karşılık beklemek için değil, sevdiğine ulaşmak için uğraşır. Ulaştığında sevgisini gösterebilmenin çaresini arar. Seviyordur ama sevdiği kişi onu fark etmiyorsa bu onun suçu değildir. Toplumsal bir sıkıntıdır bu. İşte sevdayı anlatan adam birazcıkta toplumsal değerleri düşünerek baksaydı o çocuğa yolundan çekil yerine, "git sevdiğine açıl ve şansını dene, olup olmayacağına öyle karar ver" derdi. Her sevda öyle kolay vazgeçilecek türden olsaydı, bu kadar hüzünlü aşk hikayeleri olurmuydu. :)
    Hayat ele geçen fırsatları doğru değerlendirenlere, değerlendiremeyenlerden daha çok gülümser...
    Sevgilerle...

    YanıtlaSil
  4. Çok güzel söylemişsin abi, ben zaten onu da tam anlamamıştım, senin dediklerin de biraz ağır geldi gibi. Bu konuları ancak yaşayarak biliyor insan.

    Saygılar abi :)

    YanıtlaSil
  5. @Volkan,harika bir yorum yapmışsın.Ancak sevgi yetmez çoğu zaman böyle bir durumda sanırım,iki tarafın da sevgileri için fedakarlık yapmayı bilmeleri gerekiyor,hayata aynı pencereden bakabilmek önemli olsa gerek.Karşılıksız sevgiler de zaman kaybı diye düşünüyorum hayatta,kişi insan olarak her zaman sevilir ama iki tarafın kalbi aynı anda çarpmıyorsa zorlamak çok anlamsız.Hayat herkes için sürprizlerle dolu,mutluluğu tek kişide üstelik de sizi sevmeyen,fedakarlık yapamayan kişilerde aramak yerine,sevginizi hakedenlerle paylaşmak daha güzel ve anlamlıdır herhalde..Tabii ki saygı duymayı bilerek,herkese hakettiği insani değeri vererek..

    YanıtlaSil
  6. Adam biraz aşırı gitmiş anlaşılan.:) İhyaca, elinize sağlık, çok güzel anlatmışsınız siz de.

    YanıtlaSil
  7. Sevmeyeni sevmek.Çok zor olsa gerek.Zaten dayıda güzel cevaplar vermiş :)Allah razı olsun.
    "Cahilin sonunda göreceği şeyi akıllılar önce görür.

    Hayırlı günler.Yusuf Kardeşım

    YanıtlaSil
  8. Gül, Allah kimseye göstermesin, çok zor olmalı gerçekten. Allah cümlemizden razı olsun.

    Size de hayırlı günler. :)

    YanıtlaSil
  9. Yazıyı da yorumları da okudum. anlayabildiğim kadarıyla birisinin sevmemesinden bahsedilirken bazı ayrımlar tam olarak yapılmamış. Çok güzel yorumlar yapılmasına rağmen. Ya da ben tam anlayamamış olabilirim. Neyse.. Birisi sizi sevmiyor ve siz onu seviyorsunuz. Göreceli... Şöyle ki:

    Birisi içten bir şekilde sizi sevmediğini söylüyor ve siz hala onu seviyorsanız bu olmaz ve beni asla inandıramazsanız. Daha önce seviyor olsaydınız bile bu sevgi yerini kahıra ve pişmanlığa bırakır sevgiye değil. Sevgi var idiyse bile zamanla kaybolur ya da nitelik değiştirir. YOLUNDAN ÇEKİLMENİZ GEREKİR.

    Birisi sizin onu sevdiğiniz ölçülerde sizi sevmiyorsa bunu anlarım. Onu sevmeye devam edersiniz ve gerçekten seviyorsanız onun evlenmesi ya da bir yerlere bırakıp gitmesi önemli değildir. Onu sevmeye devam edersiniz. Kahrolmazsınız. Çünkü siz onu Yusuf'un yazısında geçtiği gibi bencilliği bırakıp, kendiniz için değil O'nun için sever, onun mutluluklarıyla mutlu olursunuz. Ne kadar uzakta ya da kiminle olursa olsun. Sevginiz tavan yapmasa da niteliği pek azalmaz. YOLUNDAN ÇEKİLMENİZ GEREKİR.

    Bir de onu seviyorsunuz, o da sizi sizin kadar seviyor ama bir arada olmanızın uygun zemini ya da imkanı olmadığı için sizin sevdiğiniz gibi sevmediğini söylüyordur. (Türk filmi gibi oldu :) ) Bunu hissedebilirseniz sevginiz tavan yapmaya doğru gider. Vuslatı ölümden de ötesine taşırsınız adam gibi. Bu dünyada ise durum değişmez. YİNE YOLUNDAN ÇEKİLMELİSİNİZ.

    Vuslat için mücadele ise birbirini seven iki kişinin birbirlerine ulaşmasını engelleyen dış etkenler olduğunda geçerlidir. Çift taraflı bir sevgi yoksa "ayıp"tan öteye gidemez mücadele dediğiniz şey. Sadece siz değil sevginiz de çirkinleşir.

    Neticede "Yolundan çekil" diyen ihtiyar çok haklı. BANA GÖRE tabii ki :) Herkese SEVGİlerimle... :)

    YanıtlaSil
  10. Ah abim sırf adamı ihtiyar olarak yazdım diye kalkıp onun tarafını tuttun. :)

    Şaka bir yana çok güzel açıklamışsın, eline, aklına, yüreğine sağlık.

    Sevgiler, saygılar, hürmetler benden. :)

    YanıtlaSil
  11. Sevgi denen şey hiç anlaşılacak gibi değil. Çünkü herkese göre değişir. Benim sevgiden anladığım şey başkadır, bir diğerinin başka. Aynen parmak izi gibi. Bir kişinin parmak izinden nasıl bir tane daha yoksa; hiç kimse karşısındakini tam olarak anlayamayacaktır.

    Anlamak derken iki kişinin birbirini anlayıp sevmesinden bahsetmiyorum. Kişiler birbirini anlamadan da sevebilir. Benim kastettiğim. Dışarıdan bakan 3. gözlerin anlamaması. Hani derler ya: -Bunda ne buluyor da bu kadar seviyor ya hu.


    :)

    YanıtlaSil
  12. Kesinlikle katılıyorum Yolcu, teşekkür ederim. :)

    YanıtlaSil
  13. Sevilmeden sevmek, dahası "ben onu seviyorum diye elmanın da beni sevmesi şart mı?" düşüncesinde olarak sevmek; ulvi bir duygu olmakla birlikte zannederim demir leblebi yutmak gibidir. Güvercinin kaybolan Kolyesi filminde şöyle bir söz vardı:
    "Aşk_Allah seni korusun_başlangıç kolaydır, bitiriş zordur". Nedense o süzü anımsadım şimdi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeşil Göz Kırmızı Tokat

Grub Kurtarma

Üzüntü Giderme Aracı

GM Discovery Eduroam Bağlantısı

Çay mı Şerbet mi

Bakış Açısı

Öğretme(n)