Ana içeriğe atla

Bir Yüze Hasret

Elindeki belgeleri bir o yana bir bu yana çeviriyordu. Belgelerde bir şeye baktığı sanılabilirdi. Aslında o yaklaşık bir sene önce gördüğü o yüzü arıyordu. Unutur gibi oluyordu bazen ama bazen yine aklına düşüyor, "acaba kimdi, kimdi" diye kendini yeyip bitiriyordu. İşte bugün yine içine o sıkıntılardan biri girmişti.

Başını kaldırdı, numaralara baktı, daha sıranın kendisine gelmesine çok vardı. Eliyle sakalını sıvazladı. Şöyle bir etrafına baktı. Yanında elli yaşlarında bir adam oturuyordu. Onun yanında kocaman göbekli biri... Sanki her an sıra ona gelecekmiş gibi koltuğun hemen ucunda oturan genç, anlaşılan burada yeniydi.

Koltuklar iki sıra şeklinde dizilmişti. Sağ omzunun üstünden arka sıraya baktı. Birkaç adam arasından sigaradan bıyıkları sararmış olan ilgisini çekti. Sigaranın o iğrenç kokusunu duyar gibi oldu. Öfkeyle başını sola doğru çevirdi o anda gördüğü kişi ona sigarayı da, bankayı da, sırayı da unutturmuştu. Hemen önüne döndü. Kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. O kadar ki sesini duyabiliyordu. Göğsüne baktı acaba ona bakan biri olsa kalbinin bu kadar hızlı çarptığını farkedebilirler miydi?

Kendini sakinleştirmeye çalıştı. Tamam bir daha bakmayacaktı, oysa oydu. Varsın bir yıldır rüyalarında bile onu rahat bırakmayan yüz burada olsundu bakmayacaktı çünkü düşüp kalma riski vardı. Fakat buna kendisini inandıramadı. Bir daha dönüp bakmak zorundaydı. Bu düşünce kalbini daha da hızlı çarptırıyordu. Bir an gerçekten de kalbinin göğsünü delip çıkacağını zannetti. Daha önce böyle bir şey ne görmüş ne de duymuştu. Kalp nasıl bu kadar hızlı çarpabilirdi?

Nefesinin teklediğini gördü. Kalp çok hızlı çarpıyordu ve nefes rutindi. Demek ki böyle olmamalıydı. Çok korktu o an bayılmaktan. Derin bir iki nefes aldı. Biraz sakinleşmek için başını önüne eğdi. Kısa bir süre öylece bekledi.

Az sonra arkasını dönüp tekrar baktı. O muydu değil miydi seçemiyordu. Çünkü yüzün sahibi elini yumruk yapmış, yüzüne dayamış öylece boşluğa bakıyordu. Yüzünün yarısını kapatan yumruğu yüzünden bir türlü seçemiyordu. Tam o sırada sıranın kendisine geldiğini bildiren ses çaldı.

İşlemi tamamlanmıştı. Heyecandan adını unutmadığı için Allah'a şükrettikten sonra olduğu gibi geri döndü. Şu an ters yöne yürüdüğü için onu görecekti fakat evdeki hesap farklı, bankadaki hesap farklıydı. Yüzün sahibi yerinde değildi. Telaşla o yana bu yana baktı ama onu bulamadı. Hemen kapının önüne çıktı. Kaldırımlarda çok sayıda insan yürüyordu ama hiçbiri o değildi.

Gözlerinin ısındığını fark edince dişlerini sıktı. Bir yıl boyunca aradığını bulmuş, hemen de kaybetmişti. Elinde kalan ise kalbinin yaptığı spor olmuştu.

Yorumlar

  1. Bir an'ın güzel bir hikayesi.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim, güzel bakışınızdır.

    YanıtlaSil
  3. Hoştu,bende merak ettim şimdi,gördüğü,kimdi?
    bayanmıydı,erkekmiydi?
    Yaklaşık bir sene önce gördüğü o yüz tanıdığı birinin yüzümüydü?
    Neden ilk gördüğü anda yanına gitmedi?
    Ya bide aradığı kişide onu arıyosa,aslında o gün onun peşinden oraya geldiyse,kendini gösterip gittiyse,olamazmı?
    Öf,en heyecanlı yerinde böyle yapılmazki...

    YanıtlaSil
  4. Olay gerçek değil bir kurgu yani aslında merak edilecek bir şey yok. :)

    YanıtlaSil
  5. Niye?
    Bizler her akşam gerçek olmayan dizilerdeki olayları bir sonraki bölümde ne olacak acaba diye merak edip beklemiyormuyuz?
    Ben bu hikayeyi gerçek sanıp merak etmişim çokmu?

    Yada gerçek hayatta dizlerde olan olayları bir yakınımız,komşumuz yapsa onunla görüşmeyi kesen bizler,ama malum olaylar dizilerde olunca,gayet normal karşılayıp ballandıra ballandıra anlatmıyormuyuz,,,

    Yada,o dizileri seyretmeyenler cahil muamelesi görürken yusuff ben bu hikayeyi merak etmişim çokmu?

    söylesene kim daha meraklı,onlarmı?benmi?

    YanıtlaSil
  6. Vay canına, bu tepkiyi hiç beklemiyordum. Haklısınız ne diyeyim?

    YanıtlaSil
  7. Korktun gene benden demi :)
    hadi itiraf et :)
    bende daha ne tepkiler var ama hepsini birden göstermiyorum :)

    YanıtlaSil
  8. Korktum tabi, korkmaz mı insan? :)

    YanıtlaSil
  9. bende merak ettim doğrusu, kaybolanı... ama yazının başarısı da buradan geliyor zaten... damağımızda bir dal tadı ve yazının sonu :)

    YanıtlaSil
  10. Kimi zaman kaybolan gerçekte değil de yürekte kayboluyor.

    YanıtlaSil
  11. kaybetmek iyi midir o zaman?

    YanıtlaSil
  12. Kaybetmek iyi olamaz, fakat elden kaçarsa ne yapılır?

    YanıtlaSil
  13. peşinden koşup yakalanır...:)

    YanıtlaSil
  14. koşuya çıktın galiba :D

    YanıtlaSil
  15. Fırsatın kazası olmaz demişler. O yüzü görür görmez cesaretini toplayıp yanına gitmediği için kahramanımız bir ömür boyunca pişman olacak sanırım. Sürükleyici bir hikayeydi. Tebrikler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …