Ana içeriğe atla

Sonunu Düşünmeyen Ne Olur

Sanırım Avrupa ve Amerika'da fazla bir çalışma ve bu çalışma esnasında ailesini ihmal etme sorunu var. Bu probleme dikkat çekmek için hazırlanan kimi Hollywood filmleri izledim. Hikaye klasiktir: Terfi almaya çalışan bir çalışan... İhmal edilen bir eş ve çocuk... Patronların gözüne girme uğruna telef edilen bir hayat ve daha ötesi gurur, haysiyet hatta her değer...

Mutlu sonla biten mutsuz hayatların yansıması olan filmleri bir kenara bırakıp kendimize bakarsak yaptığımız bir çok yanlışın olduğunu görürüz. Malumdur ki hayatta başarılı olmak için kendimize hedefler belirlemeli ve o hedefler uğruna yaşamımızı biçimlendirmeliyiz. Fakat her ne kadar taviz vermemeye çalışsak da görmüşüzdür ki, kimi zaman hayatımıza giren bazı şeyler bizi, hiç düşünmediğimiz yerlere çekmiştir.

Demek istediğimizin daha genel olması için örneğimizi yine filmlerden verelim: O filmlerde, değerlerini hiçe sayan başroller, aslında hiç de öyle insanlar  değildirler. Onları o hale getiren kimi zaman maddi bir menfaat, kimi zaman bir ihtiyaç, çoğunlukla da rekabettir.

Savaş Tanrısı filmini izleyenler bilirler; orada bir bayan için baş rol hiç yapılmayacak şeyler yapmaktadır. İlk önce kendini çok zengin biri olarak göstermekte, daha sonra da bunu sağlamak için çok yoğun bir şekilde, en kirli işleri yapmaktadır.

Örnekleri çoğaltmak, sebepleri sıralamak kolay. Asıl bize lazım olan bizim neleri, ne uğruna yaptığımızdır. Acaba sırf kıskandığımız için bazı şeyler yaptığımız oluyor mu? Ya da ne bileyim bir arkadaşımıza şirin görünmek için halden hale giriyor muyuz? Kendimizi birilerine kanıtlamak için olmadığımız gibi görünüyor muyuz? Bizi istemeyenlere kendimizi kabul ettirmek için bukalemun renkliliği yaşıyor muyuz?

Lafı uzatmanın, sözü dolandırmanın bir anlamı yok. Eğer bu yazıdan bir rahatsızlık duyuyorsak bizde de bazı sorunlar var demektir. Yapılacak şey hedefleri unutmamak, büyük hedefleri küçüklere bölmek ve yaptığımız işlerde sonucu iyi hesap etmektir. Sonuç kısmı çok önemlidir. Yaptığımız birçok yanlışta eğer durup "ben bunu yaparsam sonunda ne olacak" diyebilirsek göreceğiz ki aslında birçok şey sadece boşa geçirilmiş bir zamandır.

Yorumlar

  1. Yani şu yorumu sırf ben rahatsızlık duymuyorum bu yazıdan bilinsin diye yapıyorum :)
    Desemde inanmayınız :)
    Hoş bir yazı olmuş,kendimize sormamız gereken sorular var ama bunu uygun bir dille nasıl sorarız acaba ?
    Dur bi dakka ben gidip kendimi sorgulayıp gelcem gene,selamlar olsun...

    Bu arada ufacık bir not google+ mı kapattığım için artık sevdiğim yazıları +1leyemiyorum,hani belki merak edenler olur diye yazdım...

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim. :)

    Ben her gördüğümü artı birliyorum, eğer iki kere olsa sizin yerinize de artı birlerdim ama ikinci basıştı artıyı geri alıyor :)

    YanıtlaSil
  3. Rica ederim.

    Keh,keh,keh,o zaman sende şöyle bişey yap,bir kere kendin için +1 le sonra benim içinde bas,benim için bastığında silinmiş olsun :) Yaşasın tötülük :)Sen beğen,ben bozayım anlaşıldımı :)

    Hem öyle her gördüğün +1 lenmez,gelibolu ablam öyle diyo dersin sorana :)

    YanıtlaSil
  4. Olur anlaştık, yaşasın kötülük o zaman :)))

    YanıtlaSil
  5. Nalet malet olsun içimdeki cadaloza :)

    Hayırlı cumalar,selamlar....

    YanıtlaSil
  6. "Hakkın hatırı âlidir. Hiç bir hatıra feda edilemez." demiş bir güzel insan. Bu sözü her işimize şiar edinsek hayatlarımız daha masum ve güzel olurdu kanımca. Bir de Erzurumlu bir tanıdığımız bir konuyu konuşurken "gelin bunu Kur'an'a Sünnet'e vuralım" derdi. Her konuya "Allah buna ne der, RasulUllah ne der?" diye baksak bukalemun kalmazdı etrafta zannımca.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …