Ana içeriğe atla

Ala Vere

Almak da güzel vermek de. Almak güzel, çünkü bir şey elde etmiş oluyorsunuz. Bir ücret ödemeden, bir dünya nimetinden faydalanmış oluyorsunuz. Vermek güzel, çünkü bir dostunuzu, bir yakınınızı faydalandırmış oluyorsunuz. Eğer orta yolu tutan bir insan olmayı düşünüyorsanız bu ikisini de yapmalısınız. Malınızı dostlarınızla paylaşmaktan, hediye etmekten çekinmemeli, size takdim edileni de almalısınız. Hayat paylaşınca güzelden ziyade ancak bu şekilde karşılıklı muhabbeti sağlarsınız.

Kimi insanlar vardır sadece alırlar.  Asla verme taraftarı değillerdir. Güzel bir eşyanızı isterler, paranızda gözleri vardır. Hatta işinize yaramayan, atmayı düşündüğünüz şeyleri bile alırlar sizden. Bunları, dibi olmayan bir kuyuya benzetiyorum. İstekleri ihtiyaçtan ziyade, dünyayı küçük dünyalarına sığdırma hevesine benziyor. Nereden bir şey kırpsam kardır derler ve hiçbir zaman size değer vermedikleri dahi olsa, bir eşyalarını vermeyi istemezler. Mecbur kalıp verseler de gözlerinden anlarsınız ki içleri yanar.

Bir diğer insan çeşidi vardır ki ne alabilirler ne verebilirler. Vermekten o kadar çok korkarlar ki, onlardan istenmesin diye kimseden de bir şey almazlar. Kendilerine takdim edilen bir yemeği bile çevirebilecek kadar kendi dünyalarına hapsolmuş bu insanlar, bence bir önceki gruptan bile kötüdürler. Çünkü yaşanması gereken güzel bir hayatı hiç yaşamamaktan da kötü geçirirler.

Son grup da olması gerektiği gibi olanlardır. Bunlar gerektiği yerde en değerli, en çok ihtiyaçları olan eşyalarını dahi dostlarına, sevdiklerine, yakınlarına verebilirler. Görürsünüz ki bunlar, mallarını paylaştıklarında huzur doludurlar. Çünkü onların gözünde asıl olan dünya malı değil, dostluk, kardeşliktir. Böyleleri alırken  de rahatsızlık duymazlar. Nasıl ki kendi mallarını verirken gönülleri rahatsa, başkasının da böyle olduğunu hissederler. Böylece hayatı kendilerine de çevrelerine de daha zevkli hale getirirler. Böyle insanlara üstündeki elbiseyi çıkarıp verse insan, bundan rahatsızlık duymaz.

Hayat öyle de geçecek, böyle de. Üst üste mal yığanlar da ölecek, mallarını boşa harcayanlar da. Ne mutlu kanaatkar davranıp, dünya malına gereği kadar değer verenlere...

Yorumlar

  1. Okulu bitirdikten sonra psikolojiden master yapabilirsin gibime geliyor. :) Sevgilerle kardeşim..

    YanıtlaSil
  2. Şımartıyorsun beni canım abim. Çok teşekkür ederim çok değerli yorumun için. Saygılarımı sunarım :)

    YanıtlaSil
  3. Sade bir hayatı seçen rahmetli büyükbabamın vefatında tam olarak idrak etmiştim bu "çok malı olan da ölecek mala değer vermeyen de" olayını. İnsan en sevdiğini vermedikçe gerçek mümin olamaz denir ya, en sevdiğini vermek de nasıl güzel bir mutluluktur. İnsan en sevdiğinden ayrılır belki ama bir insanın gözündeki mutluluğu görür. Arkadaşı "Elbisen ne güzelmiş" dediğinde üstünden çıkarıp hediye eden ve eve mantosuyla dönen bir teyzeyi görmüşlüğüm vardır.

    YanıtlaSil
  4. Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça «iyi»ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.

    Len tenâlûl birre hattâ tunfikû mimmâ tuhibbûn(tuhibbûne), ve mâ tunfikû min şey’in fe innallâhe bihî alîm(alîmun).
    Ali İmran Suresi 92.Ayet

    YanıtlaSil
  5. Yorumlarınız için teşekkür ederim Urfa Tutkunu ve Gelibolu17. Ellerinize sağlık. :)

    YanıtlaSil
  6. Kardeşim, ne içten yazıyorsan artık okutuyorsun kendini.Selametle :)

    YanıtlaSil
  7. Teşekkür ederim de "artık" derken?... Önceden kötü müydü yazdıklarım anlamadım ki? :)

    YanıtlaSil
  8. Hayır öyle değil kardeşim, öyle olsa "yazıyorsan"dan sonra virgül koyardım. Günlük konuşma dili gibi oku, "artık içine ne koyuyorsa çok güzel oluyor onun kekleri" der gibi... :))

    YanıtlaSil
  9. Ha pardon ben "yazıyorsan"ı "yazıyorsun" diye okumuşum. Tamam şimdi oldu.

    Çok teşekkür ederim. :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.