Portakal Dizen Eller


Birkaç gündür havanın soğukluğundan mıdır bilmiyorum, gözüme çok çarpıyorlar. Küçücük sırtlarıyla taşıdıkları kendi boylarında yükler, misket oynaması gerekirken tezgahlara portakal dizen eller, kitaplarla beyazlamasını beklediğimiz; soğuktan kararan minnacık yüzler...

Çalışan çocuklardan bahsediyorum. Özellikle pazardan geçince sayılamayacak kadar çok olan çocuklar. Dışarı çıkmamak için işlerimizi aksattığımız bu günlerde, tezgahların başında sabahtan akşama kadar duran çocuklardan. Sırtlarında torba taşıyanları görünce, el arabalarıyla servis yapanların şanslı olduğunu düşündüğüm çocuklardan. Gün boyu çalışıp eve sadece birkaç lira götürebilen çocuklardan.

Kimisi kendisine harçlık çıkarmaya çalışıyor. Kimisi evine birkaç kuruş katkı sağlama peşinde. Kimisi sigara içebilmek için. Kimisi de zorunlu olarak ailesine yardım ediyor.

Tüm şekiller de bir bakımdan zorunlu görünüyor. Kitap okuması, hayatı öğrenmesi, az da olsa ders çalışması gereken bu çocuklar, ne yazık ki çok düşük bir maliyet karşısında çalıştırılıyorlar. "Nereden iki kuruş kırpsam kârdır" zihniyeti, düşük maliyetle işçi çalıştırmak için kadınların yanında bir de çocuklardan yararlanıyor. Ellerine verilen birkaç liraya, tüm gün durmadan, itiraz etmeden çalışan çocuklar, aslında büyük bir emek harcıyorlar. Hiçbir şey umurunda olmayan, kapitalist düzenin doğal sonucu yetişkinler, acı gerçeğe gözlerini kapatmaya devam ediyor.

Dindar nesil yetiştirme tartışmalarını ve okullarda iyileştirilmeye çalışılan şartları düşününce bu manzara yürek yakıyor.Yetiştirilmesi gereken çocuklar, ağır işlerde geleceklerini yitiriyorlar. Zira çocuğa bir araç gözüyle bakılamaz. İşimi yaptırırım, burada manevi olarak da güçlenir, hayatı tanır demek ancak cahillerin sözü olabilir. Çünkü çocuk büyüdüğü çevreden çok kolay etkilenebilecek yapıdadır. Boştur, doldurulmaya müsaittir ve siz pazar gibi bir yerde çocuğa en fazla, "ne kaparsam kârdır"ı, üç kuruşa çalıştırarak köleliği ve hayatı para kazanıp harcamaktan ibaret sanan bir dünya görüşünü öğretebilirsiniz.

Halbuki gelecek olan çocuk önce para değil, önce düşünce diyen çocuktur. Çalışmak için yaşamayan, yaşamak için çalışan çocuktur. Kandırmanın yeni yöntemlerini değil, fikirleri karşılaştırıp yeni fikirler keşfeden çocuktur.

Ne yazık ki kalbimizdeki dünyalık sevgisiyle kendimizi mahvettiğimiz gibi, geleceğimizi de mahvediyoruz. Yıllarca "çocuklarım için yaptım" diyerek kendimizi kandırdığımızı, aynısını çocuklarımıza dayatarak ortaya koyuyoruz. Bekle bizi karanlık, emin adımlarla sana geliyoruz.

Yorumlar

  1. Her zaman beni üzmüştür kalem tutması gereken ellerin yaşından büyük ve kilosundan ağır işlerde çalışmaktan nasır bağlaması,ama maalesef heleki oğlan çocuğu olunca yazın okul tatillerinde simit sattırmayla başlar bazısının hayata atılma hikayesi,bazısı berber çırağı olur bazısı bakkall çırağı bazısı tamirci çırağı,sonra okumazsa okuldan alınarak bir yere işçi verilir,eti senin kemiği benim diyerek...Bir çoğuda mecburiyetten çalışır dediğin gibi evin geçimine destek olsun diye çünkü gerçekten mecburdur,çünkü gerçekten evde onu bekleyen anası onun getireceği 3 kuruş haftalıkla kahvaltılık alacaktır,pazar düzecektir,belki parasını biriktirip ayakkabı alınacaktır kendisine,,,kim bilir o küçücük yürekler içinde nasıl hayaller barındırır,kimbilir o küçücük ellerde açılan yaralar iyileşecekken zamanla yüreklerinde açılan yaralar nasıl kapanacaktır,yaşamadan bilinmez,damdan düşenin halini damdan düşen bilirmiş ancak,yazacak çok şey var bu konuda ama yazması gereken ellerim şu an gözyaşlarını silmekle meşgul,ah keşke gerçekten onla riçin bir şey yapılabilse keşke biri gerçekten onları görse,duysa....keşkelerimizi keşke böylesi gerçekten ihtiyaç duyulan şeyler için kullansak,o zaman daha güzel bir dünyamız olurdu yaşayacak kimbilir....
    teşekkürler duyarlılığın için.

    YanıtlaSil
  2. Asıl ben teşekkür ederim bu harika yorum için. Yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Rica ederim,sen böylesi bir yazı yayınlayıp benim bam telime basmasaydın ortaya böyle bir yorum çıkmayacaktı....

    Ama bu yorum nasıl kayıtlı kaldı hala anlamadım,ben silinmiştir diye düşündüm,silinmemiş ona ayrıca çok sevindim,çünkü silinmiş olsaydı tekrar yazmam gerekecekti,buda inan aynı duyguları tekrar yaşamama sebep olacaktı...
    Neyse daha fazla kimsenin kafasında soru işareti uyandırmadan ben gideyim,malum hafta sonu :) selamlar

    YanıtlaSil
  4. Ablamın yorumunu kopyalayıp onun adına tekrar yayınladım, fena mı yaptım yani? :)

    YanıtlaSil
  5. Çok iyi yapmışsın,teşekkür ederim,hiç böyle bir davranış beklemiyordum doğrusu :) Hiç fena olmadı...
    Şu bloglarla ilgili öğreneceğim o kadar çok şey varki benim daha :)

    YanıtlaSil
  6. Çok duyarlı bir yazı olmuş, sahibi gibi.(daglarardında)

    YanıtlaSil
  7. Belki portakal dizmeleri, onları daha fazla kötülüklere bulaşmalarından alıkoyuyordur. Allah'ın hikmetinden sual olmaz.

    YanıtlaSil
  8. Belki de portakal dizmeleri onlara daha fazla kötülüklere bulaştıracak yollara itiyordur?

    YanıtlaSil
  9. Merhaba,

    Para ve silahların hükmüne son vermeye doğru insanlık ilerliyor,bu kaçınılmaz ve bizlerin şahit olması güç çünki bu aşamaya gelmek belli devrelerin yaşanmasına gebe.
    Beynimiz büyük bir yapılanmadır, bugün ona bir özgürlük verirsiniz ama ertesi gün fazlasını ister verdiğinizle yetinmez ve bu sonsuzluğa kadar gider hal böyle olunca gün gelir,insanlığın ilerlemesinde ve gelişmesinde en büyük tehdit olan iki engel ortadan kalkması zorunlu bir gereksinme olur.

    Not: kendime bir isim bulamadım ama bu beni rahatsız etmiyor umarım başkalarını da rahatsız etmez. Yazılarınız güzel, böyle kalın.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeşil Göz Kırmızı Tokat

Grub Kurtarma

Üzüntü Giderme Aracı

GM Discovery Eduroam Bağlantısı

Çay mı Şerbet mi

Bakış Açısı

Öğretme(n)