Ana içeriğe atla

Üzüntü Giderme Aracı

İkisi de masada duran saate bakıyor. Yani en azından gözleri bunu yapıyor. Kafaları neyle meşgul bunu bilemem. Yazıdakiler benim karakterlerim de olsa kimsenin beynini okuyamam. Konuştukları zaman size bunu aktaracağım.

Tasvirlerini geçiyorum. Oturan bir bayan ve ayakta bir erkek var odada şu an. Birbirlerinin neyi olduklarını yazının sonunda siz de göreceksiniz. Ortak bir özellikleri var ikisinin de suratı asık. Benim bildiğim iki gündür birbirleriyle sadece zorunlu konuşuyorlar. Anladığım kadarıyla aralarında bir sorun yok fakat aslında büyük de bir sorun var. Bayan erkekten kuşku duyuyor ve bildiğim kadarıyla bayan kuşku duydu mu artık erkeğe sadece kaçmak kalıyor. 

İşte konuşmaya başlıyorlar. Erkek lafa özür dileyerek giriyor. Geçen sefer kalkıp gittiğinden dolayı özür dilediğini söylüyor. Kadın da ısrarla özür dilenecek bir şeyin olmadığını söylüyor. Aslında bu "sana o kadar kızgınım ki bırak özrünü kabul etmeyi, şu an seni görmek bile istemiyorum" demek. Erkek bu akşam üçüncü defadır özür istemeye geliyor. Aslında bir şey yapmamış. Sadece iki gündür samimi konuşmamış bayanıyla. Açıkçası bu büyük bir hata ama bayan da ortada bir şey yokken selamı sabahı kesmiş. Çünkü kuşku duyuyor. Başka biri var endişeleri... Yok mu peki? Bunu ben bilemem, çünkü erkeği dışarıda takip etmiyorum. Bildiğim tek yer bu odanın içi. Sadece oturma odasını görüyorum.
Erkek ısrarla kadına değer verdiğini anlatmaya çalışıyor. Kadın ısrarla erkeğin onu hiç umursamadığını söylüyor. Erkek gururuna rağmen bu akşam üçüncü kez özür dilemeye geldiğini söylüyor. Güya çok gururluymuş, böyle bir şeyi asla yapmazmış. Fakat kadın yumuşamıyor. Erkek kadından af diliyor. Kadın da herkesi affettiği gibi onu da affettiğini söylüyor. Fakat erkek belli ki özel bir af istiyor. 

Kadın aslında bir şey olmadığını tüm sorunun erkeğin soğukluğu olduğunu söylüyor. Erkekse başka bahaneler ileri sürerek bunu böyle olmadığını söylüyor. Açıkçası erkek suçlu ama kadın fazlasıyla uzatıyor. Yani bence öyle tabi kimsenin içini bilmiyorum, belki de çok kızgındır. 

Sonra farklı bir şey oluyor. Daha önce hiç olmamış bir şey. Kadın erkekten izin istiyor. Şimdi git, sinirliyim, üzgünüm; üzüntüm geçince gel sakin kafayla konuşayım diyor. Erkek şaşkın, ne diyeceğini bilmiyor. Çünkü eskiden böyle çalışmıyordu bu düzen. Birbirlerinin sinirini, üzüntüsünü giderme özellikleri vardı bu aşırı uyumsuz çiftin. Birbirlerinin üzüntü giderme aracı gibiydiler. Hatta o kadar iyi geliyordu ki bakışları, ağrılarını bile giderebiliyorlardı hemen hemen. Abartmıyorum gördüm onların birbirlerini bakışlarla, güzel sözlerle iyileştirdiklerini. 

Bu erkeğe çok ağır geliyor tabi. Kadın artık ona güvenmiyordu, artık ona inanmıyordu sevmiyordu ve en kötüsü de ondan başka bir omuz arıyordu başını koymak için. Neylesindi erkek üzüntülü anında yanında olmayanı. Üzüntüsünü kendisi gideremeyecekse, üzüntü başka şeylerle giderildikten sonra konuşmalarının ne anlamı olacaktı. Şirket mi çalıştırıyorlardı da daha sonra bir araya gelip işe devam edeceklerdi. Birbirlerine sıkıntılı anlarda ihtiyaç duymayacaklarsa sıradan insanlar gibi takılmalarının ne anlamı olacaktı. 

Erkeğin gözünde anlamlar eriyordu sanki. Gözleri uzaklara daldı. Kadın kızgındı ve durmadan konuşuyordu. Kendisini arka plana attığından şikayetçiydi. Erkeğin hem bu konuşmalara hem de ondan sonra vereceği cevaplara çok ihtiyacı vardı ama o kendisinden beklenmeyeni yaptı. Saygı duyduğu, çok fazla sevdiği, kendisinden bir parça gibi gördüğü (bunu o söylüyor, ben onun yalancısıyım) kadının sözünü kesti. Boş ver dedi. Artık hiçbir şeyin anlamı yok benim için. Tanıdığı en iyi insanı daha fazla üzemezdi. Hem zaten kadın artık onu sevmiyordu. Kaç gündür defalarca onu sevdiğini söylemiş ama kadına bunu bir türlü söyletememişti. Kadın herhalde üzülmezdi sevmediği adamın "elveda" sözüne...

Fakat ben üzüldüm bu duruma. Oturduğum yerden izlediğim bu uyumsuz ve bence tatlı çift benim ilham perilerimdi. Güzeldi onların durumunu temaşa etmek. Şimdi kendime gözetleyecek başka uyumsuz çiftler bulmalıydım. Malum, bloga yazı lazım. 

(İtiraf ediyorum Çernişevski'den çok etkilendim)

Yorumlar

  1. İyi etkilenmeleriniz olsun bari :)

    "Bu erkeğe çok ağır geliyor tabi. Kadın artık ona güvenmiyordu, artık ona inanmıyordu sevmiyordu ve en kötüsü de ondan başka bir omuz arıyordu başını koymak için. Neylesindi erkek üzüntülü anında yanında olmayanı. Üzüntüsünü kendisi gideremeyecekse, üzüntü başka şeylerle giderildikten sonra konuşmalarının ne anlamı olacaktı. Şirket mi çalıştırıyorlardı da daha sonra bir araya gelip işe devam edeceklerdi. Birbirlerine sıkıntılı anlarda ihtiyaç duymayacaklarsa sıradan insanlar gibi takılmalarının ne anlamı olacaktı. "Kısmına bayıldım,,,

    TEMAŞA deyincede aklıma yıllar öncesinden bir komşumuz vardı Kars'lıydılar iş icabı Gelibolu'ya gelmişlerdi,evin büyüğüydü anneleriydi,çok tatlı bir teyzeydi,nurlar içinde yatsın,saçları kınalı teyzem,çeşmeden su dolduruken şöyle derdi " çeşme suyunu bana helal et" sonra öldü bizim buraya defnedildi,Allah rahmet eylesin TEMAŞA onun ismiydi....

    YanıtlaSil
  2. Allah rahmet eylesin. Çok teşekkür ederim. Yorumunuz iyi geldi. Elinize sağlık. :)

    YanıtlaSil
  3. Yazmak düşünmekmiş se,bende yazayım dedim.Fakat,ne desem bilmiyorumki.Sen birilerinimi dikizledin yoksa kurgumu bu?hiç bir şey anlamadım desem,doğrudur.Bana çok yavan geldi yzı :)Ne anlatmak istediyseniz.Almış başını gitmiş.İyi sabahlar

    YanıtlaSil
  4. İyi sabahlar.

    YanıtlaSil
  5. Amin inşallah...Rica ederim,sevindim buna :)
    Dikizlemek ne ya,röntgencimisin sen bu espriler 80 li yıllarda kaldı sanıyodum ben :)Sen yoksa bize çaktırmadan ilahiyat okuyorum deyipte tıp fakültesine falanmı gidiyosun :)Peki peki sustum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tıp mı :)) Yok yok dediğiniz gibi kimileri büyümüyor şakaları da onlar gibi küçük kalıyor.

      Sil
  6. Bizler küçük kasabaların yüreği büyük insanlarıyız,yeri geldi bize varoş dendi,yeri geldi kenar mahalleli olduk ama asla yüreğimizdeki insan sevgisinden vazgeçmedik,o kocaman metropollerdeki büyükler yaz sıcağında rahatlamak adına bizim küçücük kasabalarımızı köylerimizi tercih ettiler buralarda birer trafik canavarı oldular,büyüdükleirni sandılar,aslında büyüyen sadece bankadaki meblağları gayrımenkul sayılarıydı,yürekleri ise hala küçücüktü,bir çocuk kadar küçük ama,saf ve masum değil...saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence bizim Adsız saf ve masum. Sadece ne yapacağını bilmiyor.

      Sil
  7. Bencede :)
    Ona bir yol gösterici rehber lazım...İnşallah aradığı her neyse en kısa zamanda hayırlısıyla bulmayı nasip eder Rabbim....

    Şimdi Sezen Aksu'dan "Masum değiliz hiç birimiz" çalsada dinlesek :)

    YanıtlaSil
  8. Amin.

    Radyo olsa isterdik :))

    YanıtlaSil
  9. Hheeeee Best fm istek kabul etmiyo ama en iyisi buradan dinlemek nette olunca :)

    http://www.dailymotion.com/video/x9dua_sezen-aksu-masum-degiliz_music

    sen pek dailymotıon u sevmiyon ama ben seviyom ama ablanda çare çok youtube versiyonunuda getirdi sana :)

    http://www.youtube.com/watch?v=A91DkYYeZDQ

    YanıtlaSil
  10. Ablam mı? :)) Bu iyiymiş. Teşekkür ederim abla :)

    YanıtlaSil
  11. E tabikide ablayım ben 10 yaş büyüküm senden ;) Rica ederim,e yeter artık ben gidiyorum ki başkalarıda gelip yorum yapsın dimi ama...doldurdum buraları gene sabah sabah,,,yazan yerlerimde ağrımıyoki iki gün mola vereyim :p

    YanıtlaSil
  12. Tekrar teşekkür ederim abla. Elleriniz ağrımasın inşallah, görüşmek üzere :)

    YanıtlaSil
  13. Çok güzel bir yazı olmuş,sanki psikolojik romandan bir bölüm okuyormuşum gibi hissettim.(galiba biraz senden de birşeyler var,tabi yanılıyorda olabilirim)
    (Daglarardında)
    Not:diğer adsız ben değilim.
    :)

    YanıtlaSil
  14. Hadi ya ben de onu siz sanmıştım. O kim acaba?

    YanıtlaSil
  15. Valla çok sevdim bu hikayeyi. Kurgu ve üslup kadar içerik de güzel. Kıskandım hatta :))

    Erkek bakış açısına dair ipuçları da yakaladım :)) Artık yazarın kendi bakış açısı mıdır, gözlemlediği birinin mi, tamamen kurgu mudur, orasını Allah bilir :)

    Selamlar.

    YanıtlaSil
  16. Kıskanmak mı? :))

    Çok teşekkür ederim, güzel bakışınızdır. Selamlar...

    YanıtlaSil
  17. Hakkımda yazdıkların için teşekkür ederim. Beni iyi tanımlamışsınız.:)Yazdıklarımiçinde gerçekten çok özür dilerim. (daglarardında)

    YanıtlaSil
  18. Güzel ve anlamlıydı, beğenildi :)

    YanıtlaSil
  19. Çok teşekkür ederim. Güzel ve anlamlı olan sizin güzel ve değerli bakışınızdır. Beğenmenize çok sevendim. Elinize sağlık. :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …