Kayıtlar

Ağustos, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kendime Yalan Söylüyorum

Resim
Biz erkekler yalancıyızdır. Duygusalken duygularımızı saklar, ihtiyacımız olduğunda da hiç içimizden gelmediği halde sırılsıklam aşık rollerine bürünebiliriz. Kimi zaman karşımızdakine öyle hissettiririz ki bizim gerçekten ondan başkasını görmediğimizi sanır, halbuki doğum tarihini sorsa kendimizinkini söyleriz.

Yazının başında yalancıyız dedim ya, bunu tam olarak anlamayın. Girişten de gördüğünüz gibi işin içine duygusallık girince öyleyiz. Duygusallığın bir zaaf olduğunu düşünürüz ve elimizden geldiğince bunu dışa vurmayız. Üzülürüz, ağlarız ama bunu kimsenin görmeyeceği yerde yaparız.

Bazen kendimizi çok iyi hissederiz, bunu paylaşmak isteriz ama erkeğiz ya, bir ağırlığımız var ya bunu bozmamak için rolden role gireriz. Aslında o an içimizdeki çocuk havalara zıplamak ister ama biz sadece oturur ve gülümseriz.

Kimi zaman da kendimizi kötü hissederiz. İçimizden ağlamak gelir ama biz kendimize yine yalan söyleriz. "Yok bir şey" deriz. "Hey gidi hey, bu ne ki, ben bunla…

Yine Geleceksin Değil Mi

Resim
İbadetlerimiz zevkli. İçe huzur veriyor. Bunun yanısıra bağımlılık da yapıyorlar. Kıldığımız namazlar, tuttuğumuz oruçlar, farkında olmasak da hayatımızın bir parçası olmuş durumdalar. Bunu nereden mi biliyorum; onlardan ayrıldığımız zaman duyduğumuz hüzün var ya, işte oradan.

Oruç bitti işte. Birkaç senedir zor. Çevreden duyduğunuz "su, su" sesleri bu zorluğu tarif etmeye yetiyor. Doğal olarak insan bunun çabuk bitmesini istiyor. Bunu dil ile söylemese de ya da kalbinden istemese de bir köşede bitme isteği taşıyor. Fakat iş gelip de sona dayandığında içte bir hüzün beliriyor.

Mesele ben oldum olası son iftarları sevmem. Hatta yemek bile yemek istemem son günde. Çünkü artık sondur. Şu ezandan sonra yememe ve içmeme hiç sınır koymayacağım? Artık sahurda "kaç dakika kaldı" lezzetini yaşamayacağım. En önemlisi de yarın bir bardak su için saatlerce beklemeyeceğim.

Cahilim Ama Alimden Alimim

Resim
İnsanoğlu çok acayip. Durduk yere bir insanı göğe çıkarabiliyoruz. Zaman oluyor gökteki adamı, hatta kendi çıkardığımızı yerin dibine batırabiliyoruz. Bunu yapmamızın nedeni değişkenliğimiz değil bence. Olsa olsa cahilliğimiz.

Kendi zamanlarında insanların, yüzlerine bile bakmadığı kimileri, sonraki nesiller tarafından kahraman ilan edilebiliyor. Hatta çok kısa süreler içinde de görebilirsiniz ki insanların bakışı değişebiliyor.

Bilgisayar yeni yeni yaygınlaşırken kullanımında zorlananlar çok fazla yardıma ihtiyaç duyuyorlardı. Bunun için tanıdıkları birileri varsa, bir durumda onu ararlarda. Bu zaman zarfında kimileri sivrildi. Kendilerini, bilgisayarı Windows sanan insanlara usta olarak kabul ettirdiler. Artık bu insanların ağzından çıkan bir söz tartışılmazdı. "Şunu şöyle yapacaksınız. Bu, bundan iyi." vb. gibi ifadeler yeni tanışanlar için doktorun reçetesi gibiydi.

Azıcık Gözün Gülsün

Resim
İnsanın en doğal ihtiyaçlarından biridir paylaşmak. Belki de insan sosyal bir canlıdır sözünün altında yatan şey de budur. Hatta belki birçok zaman şikayet ettiğimiz "çok konuşma" rahatsızlığının nedeni de budur.

Kendisine yeni bir elbise alındığında sokağa koşan çocuğun amacı hava atmak değildir. O çocuk o an çok sevinçlidir. Bu sevincini birileriyle paylaşmalıdır.

Kendi başımıza yaptığımız bir şeyi bitirdikten sonra iki elimizi havaya kaldırıp "başardım"  diye bağırmak, bir kendini tatmin değildir. O an o davranış, içte patlama yapan sevincin dışarıyla paylaşımıdır.

Paylaşmak doğal ihtiyaçtır. Keder paylaşılır, üzüntü paylaşılır fakat bunlar içte gizlenebilir. Gizlenemeyen tek şey sevinçtir. Paylaşılmayacaksa, sonucu sevinç olan eylemin varlığının ne anlamı olabilir?