Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Müslüman Eleştirilemez

Resim
Geçenlerde yaşlı bir sofiyle küçük bir tartışma yaşadım. Aslında onu kırmadım, sadece bazı gerçekleri söyledim. Adam sinirden kalkıp abdest aldı ve o andan itibaren benimle hiç konuşmadı. 
İnsanlar gerçekten korkarlar. Gerçeğin alışkanlıklarını değiştireceğinden endişe ederler. İnsanoğlu en çok alışkanlığına bağlıdır. Hatta babasından gördüğüne... Bu nedenle gerçekleri duymamak için her şeyi yapar. Duyduklarında da kabul etmemek için...
İslam ile ilgili doğruları anlattığımız zaman karşılaştığımız bahanelerden biri de "Bu kadar kafir varken neden Müslümanlarla ilgileniyorsunuz?" olur. Buradan kasıt, "Biz zaten öyle veya böyle Müslümanız, gidin kafirleri Müslüman yapın."dır aslında. Bir tek kafir var olana kadar Müslüman eleştirilmemeli gibi bir düşüncenin sonucudur bu. 
O zaman biraz soru-cevap yapalım: Müslüman ile kafir arasındaki temel fark doğruluk ve yanlışlık değil midir? Müslüman kafire çağrı yaptığında onu doğruya çağırmamakta mıdır? Hz. Peygamber hayatının…

Direnelim Zafere 1400 Yıl Kaldı

Resim
Bin dört yüz yıldır ölüyoruz, öldürülüyoruz. İslam bize izzet, şeref, namus, haya, ekmek, adalet, sevgi, saygı vs. ne kadar güzel şey varsa getirdi. Aradan kısa, çok kısa bir zaman geçti, biz hepsini elimizin tersiyle ittik, paraya ve paranın kullarına kul olduk. Hz. Peygamber'in güzel mirasını kendi hevesleri için kullananlara asker olduk.

Çoğumuzun sadece adını duyduğu bir ülkede daha önce adını hiç duymadığımız bir insan şehid edildi. Biz durmadık, tepkilerimiz parmaklarımızın ucuyla tüm dünyaya gösterdik. Kabul etmiyoruz, olmaz dedik. Kendi ülkemizdeki cemaatlerden bihaberken başka bir ülkedeki bir cemaate taziyelerimizi ilettik.

İsrail diye küçük bir oluşum geldi Filistin'i bizden aldı. Çeçenler yüz yıllardır savaşıyor. Irak'ın sokakları kırmızı asfaltla asfaltanıyor. Arakan diye Müslümanların yakıldığı bir yerin adını öğrendik. Suriye'de taş üstünde baş var artık. Bütün bunlar asırdaşlarımız. Bir de geçmişte olanlar var. Mekke bile ateşe tutulmuştu bir zamanlar.

Yazılı Soruları

Resim
Yazılı yoklamaların temel amacı belki öğrencinin ne öğrendiğini sorgulamaktır. Fakat öğretmenler bilir ki öğrenci derslerde öğrenmediği birçok şeyi yazılıda öğrenir. Bakın yazılıya çalışırken demiyorum, bizzat yazılı olurken öğrenir.

Hal böyle olunca öğretmenin uyanık olup, yazılı yoklamayı bir fırsat olarak görmesi gerekir. Yazılıda öğrenciden intikam almak yerine, ona bir şeyler verebilecek sorular sorması daha doğru olur. En azından ben böyle düşünüyorum. 
Altta yaptığım yazılı yoklamaları paylaştım. Bunu neden mi yaptım; anlatayım: Bir yerde oturuyorduk, bir arkadaşımın arkadaşı, internetten indirmiş olduğu yazılı soruları hakkında yanındakiyle tartışıyordu. Ne mi tartışıyorlardı? 5. sınıf için hazırlanmış yazılı sorularından en az birini, o dersin öğretmeni dahi bilmiyordu. (Soru Tevratın bölümleriydi.)

Esbab-ı Nüzulun Sıhhati

Resim
Kur'anın doğru anlaşılması Müslümanların tarih boyunca en çok önem verdikleri uğraşlardan biri olmuştur. Bu konuda önemli bir yere sahip olan bir ilim de Esbab-ı Nüzul dediğimiz, ayetlerin veya pasajların iniş sebebidir.

Esbab-ı nüzul o kadar önemlidir ki, bazı ayetler, onların iniş sebebi bilinmeden anlaşılamaz. Örnek olarak Bakara 189. ayette "evlere kapılarından girin" ayeti gösterilebilir. Bu ayet ilk bakışta ne dediği anlaşılmamaya uygun bir ayettir. Evlere arkalarından girmeyin, kapılarından girin derken kast edilenin ne olduğunu anlamak için o zamana gitmekten başka çare yoktur.

Esbab-ı nüzul bu kadar önemli olunca, ortaya kafaları karıştıracak bir problem çıkmaktadır.

İşgal Altındayız

Resim
Öyle sanıyorum ki (belki de umuyorum) ülkemiz bir geçiş dönemi yaşıyor. Biraz sancılı olsa da daha çok rahat geçen bu dönemin, önceki ile sonrakinin kafasında oluşturduğu şekil hayli ilginç. Önceki her şeyin bittiğini düşünürken; sonraki, olanların tümünü bir ilk adım olarak yorumluyor.


Demek istediğim, ulusalcılar ülkenin işgal edildiği tasavvurunda; biz ise daha mağduriyetimizin bitmediğinin vaveylasındayız. Orta yolu bulmaya çalışırsak, ikimiz de abartının doruğundayız. 
Hadi biz mağdur edebiyatına alıştık, hadi diyelim hala baş örtülü bacılarımızın dışlandığıyla ilgili haberler duyuyoruz, hala camide Kur'an dersi verdiği için içeride tutulanlarımız var; peki bu ulusalcılara ne oluyor? Tüm feryatları tahammülsüzlükten mi, yoksa alışmışın kudurmuştan beterliği mi?

Onları kendi karanlık dünyalarında, bizi de mağdur edebiyatının tembelliğinde bırakıp, asıl söylenmesi gerekeni söylemeliyim: İnsanlar bilmiyor!

Toplumun en büyük sorunu, sanırım cehalet. Bırakın kitabı, orada burada b…

O Da Bir Genç Kız

Resim
Güne katliam haberiyle başladık. İlk gördüğüm kanal 2200 kişinin şehadetini söyledi. Moral falan kalmadı, gün zehir oldu. Hani acının içinde değiliz ya, ne kadar kardeşlerimiz de olsalar üzülmekle, ağlamakla ve dua etmekle yetiniyoruz. Belki de üç-beş bedduayla.

Sonra internetten baktım haberlere. Kimileri 2500 kişi hayatını kaybetti diyordu. Rakam çok yüksekti. Düşünsenize, bir yakınımız öldüğünde günlerce şokunu atlatamıyoruz. Bu nasıl atlatılacaktı? Buna nasıl tahammül edilecekti?

Sonra başka haberler gördüm. Yananlar vardı. Baya baya yanmışlardı. Zalim sınır tanımamış, bazılarını diri diri yakmıştı. Ebediyyen yakılasıcalar kendi halkına bunu da reva görmüştü.

Fakat tüm bunlardan başka bir şey vardı. O da Biltaci'nin 17 yaşındaki kızıydı. Mutlaka vardır şehitlerin içinde 17 yaşında fidanlar ama bu başka olmuştu. Adı anılmış, resmi paylaşılmıştı ve her nedense bu hepsinden çok koymuştu.

Siz İyi Bir İnsansınız

Resim
Siz iyi bir insansınız, güzel şeyler yapmaya çalışıyorsunuz, dünya gül bahçesi olsun istiyorsunuz. Buna karşılık kötü olanlarla, kötü şeyler yapmaya çalışanlar ve dünya cehennem çukuru olsun isteyenlerle mücadele ediyorsunuz.

Sizin yapmaya çalıştığınızı ben bir duvara benzetiyorum. Kötülük ile aranıza usul usul ördüğünüz bir duvara. Siz bu duvarı yükselttikçe kötülükten uzak kalıyor, daha iyi oluyorsunuz. Aynı zamanda bu çevrenize de yansıyor.

Sizce siz bu duvarı yükseltirken sizin ve dünyanın kötülüğünü isteyen kötülük durur mu?

İyilik bir duvarsa kötülük bu duvarın yokluğudur, dolayısıyla kötüler bu duvarı yıkmaya çalışanlar olur.

Bu Gece Mısır Fetholacak

Resim
Bugün yine gördüm iyi niyetli kardeşlerim, "hadi hep beraber sabaha kadar Mısırlı kardeşlerimize Fetih okuyoruz " diyorlar. Bu güzel kardeşler, sabaha kadar, binlerce, organizasyonun kalitesine göre belki de milyonlarca Fetih suresi okuyacaklar.

Peki yapılması gereken bir Fetih varken, oturup Fetih okumanın ne gibi bir anlamı olabilir? Siz duydunuz mu Peygamberin (sav) müttefiklerine saldırılıldığında oturup sahabeleriyle Fetih okuduğunu? Ya da ne bileyim, Mekke'yi fethetmeye gitmek, strateji geliştirip düşmanı yanıltmak yerine oturup Fetih okuduğunu? Aksine o güzel örneğin sahabeleri, Müslüman kardeşleri haksızlığa uğradı diye Bizans'ın yüz bin kişilik ordusunun karşısına üç bin kişiyle çıktılar.

Kardeşlerim Ölüyorken Namaza Ne Gerek Var

Resim
Bazı arkadaşlarımız olayları bir bütün olarak görme hastalığından kurtulamıyorlar. Büyük resmi görmek gibi bir şey sandıkları bu hastalık, onları değerlendirme yanlışlığına götürüyor farkında değiller. Kast ettiklerim: Bir yerde bir olay olduğunda, sanki onun dışında bir şey konuşulmamalıymış gibi bir duyguya kapılanlar.

Müslümanın namaz vaktini ayarlaması farklı, Bağdat'ta, Mısır'da, Suriye'de ölene cenaze namazı kılması farklı bir şeydir. Kendi ülkende savaş varken, alimin camide oturup insanlara "tuvalete giderken önce sol ayağı atın" diye vaaz veriyorsa buna kızarsın. Fakat sen internet başında, bir elinde kremalı sandviç bisküvi, öbür elinde kola ile mücahitlik yaparken aliminin sadece savaştan, savaşta olan Müslümanlardan bahsetmesini bekleyemezsin.

Şafak Sezer Korktu mu

Resim
Geçenlerde bir iftar yemeğinde Şafak Sezer başbakandan özür dilemiş, elini öpmeye çalışmış. Doğal olarak birçok kişi "acaba korktu mu", "acaba kendisine para mı verildi", "acaba, bir şeyler mi teklif" edildi diyebilir. İnsanoğlu bu, her şeyi yapabileceği gibi her şeyi de diyebilir.

Bir insan inandığı şeyden kolay kolay geri adım atmaz. Bir konuda sağlam bir görüşe sahipse onu sonuna kadar devam ettirmeye çalışır. Fakat oldu ki karşısına büyük bir engel çıktı, geri gitmek zorunda kaldı, o zaman ne yapar? Bunu en yavaş şekilde, inancının en az sarsılacağı şekilde yapar. Çünkü onuru, kendine olan saygısı ve toplum içindeki konumu, atacağı adıma göredir. Eğer bunu güzel bir şekilde atarsa, bunların hiçbiri zarar görmez. Akıllı olan da bunu böyle yapar.

İyiler Mi Çok Kötüler Mi

Resim
"Kötülerin zafer kazanmasında rol oynayan en önemli şey, iyilerin hiçbir şey yapmamasıdır. İnsanlar korkuyor, boş ver gitsin diyor." İzlediğim bir filmden birkaç kelime. Gerçek hayattan esinlenerek yapılmış, bir zalimin kurduğu hükümdarlığı, bir polisin dürüstlüğüyle nasıl yıktığını anlatan bir filmden...

Başka bir filmde görmüştüm: Biri "kötülerin tarafında olmadığım için pişmanım" demişti. Düşünüyorum da acaba kötüler daha mı çok? Yoksa doğuştan mı güçlüler? Neden Allah, iyilerin tarafında olmasına rağmen genelde kötüler üstteler? Cevabı yukarıda: Çünkü iyiler hiçbir şey yapmıyorlar. Herkes bir iş tutturmuş, herkes bazı hesaplar peşinde. Bana dokunmasın da yılan varsın önümdeki tastaki sütten bana bir damla bıraksın mantığında herkes.

Ramazan Geldi Klişeleriyle Geldi

Resim
Ramazan geldi hoş geldi. Aynı zamanda klişeleriyle geldi: "Ramazan Kur'an ayıdır ve bu ayda bolca Kur'an okunmalıdır."

Sanırım ben de klişe ile devam edeceğim. "İnsan anlamadığı şeyi niye okur?" Bir defa, iki defa, yirmi iki defa... Okudukça daha çok okuyoruz. Her harfte on sevap diye, o sesleri daha güzel çıkarmaya çalışarak okuyor da okuyoruz. Okuduktan sonra öpüp başımıza koyuyor, sonra da nazikçe bir yere bırakıp televizyonumuzun, bilgisayarımızın başına dönüyoruz.

"Kur'ana abdestsiz dokunulmaz, Kur'an okunurken bir şey yenilmez, içilmez; rahat oturulmaz, ayak uzatılmaz" derler. Onun için Kur'an okuma süremizi oldukça kısa tutuyoruz. Kur'an biter bitmez alıyoruz elimize suyumuzu, çayımızı, kolamızı; her neyse işte, oturup ya tv izliyor ya da bir şeyler okuyoruz. Yani Kur'anla vakit geçirmiyoruz, onu sadece mecburiyetten okuyoruz. Bilinçli bir şekilde söylemesek de bilinç altımızda, "bitse de kurtulsak"la okumayı …

Haydi Minareye Çıkalım

Resim
Bir topa vurduğunuzda çok yükseklere çıkabilir ama orada bir saniyeden daha az bir süre kalır. Biraz sarsan bir depremde yıkılan bir bina da yukarıdadır; yıllara meydan okuyan minareler de. Hasılı zirveye çıkmak değil, orada kalmaktır asıl mesele.

İnsan yerinde duramaz, gözü doymaz bir şekilde yaratılmış. Hep daha fazlasını isteyen insan aç gözlülük yaptığında fazlasını elde etmek için bazen olmadık şeyler yapar. Normal yollardan kazanması üç yılı alacak bir şeyi, üç ayda kazanmak için gözünü karartır.

Başkasının hakkını yiyerek, başkasının sırtına basarak çıktığı yerden düşmesi, alttakinin gözünü açıp silkinmesiyledir. Bu kişi çıktığı yerden tepetaklak düşerken bastığı yeri düzgün ayarlayamamanın cezasını çeker. Unutmamak gerek ki düşük olmak değil, çıkıp düşmek zordur.

Bütün bunlar zirve hevesine kapılan insanın düşüncesizce davranışlarındandır. Halbuki herkes bilir ki bir evi yükseltecekseniz önce biraz kazmalısınız. Sağlam bir temel atmalısınız ki uğraşıp da yükselttiğiniz ev yık…

Züleyha

Resim
Babamın evinde bir garip Yusuf'tum. Param yoktu, gerçi buna ihtiyacım da yoktu. Hayatımda fazlalıklar da yoktu. Ben vardım, kitaplar ve birkaç geveze arkadaşım.

Sonra beni İlahiyata köle olarak sattılar. Yakubumdan uzaktaydım. Yalnız başıma, koca Mısır'da sadece bir köleydim.

Derken bir Züleyha çıktı karşıma. Arkası yetmiş yerden yamalı gömleğime dokundu. Yetmiş birinci yamaya tahammülüm kalmamıştı. Önümü döndüm. Gömleğimin daha ilk günkü gibi yeni, tertemiz tarafına kocaman bir yırtık açılacağını nereden bilecektim? Saftım, sadece Yusuf''tum; Yakubunu yirmisinde kaybetmiş güler yüzlü bir Yusuf.

Gülmek benim için nefes almak gibi bir şeydi Züleyhalardan bir Züleyha'ya yüzümü dönene kadar. Ağlamak bana sadece yeni doğmuş bir çocuğu hatırlatıyordu. Gözlerimden su damlayacak olsa, ancak gülmekten çatlayacağım zamanlarda damlardı.

Züleyha, Züleyhalığını yapmış, gömleği yırtıp beni zindana attırmıştı. Pirime ihanet eden ben, önden yırtılmış gömleğimle zindan ehline bil…

İnsan Ne Kadar İnsan?

Resim
İnsan ne kadar insan? Düşünebildiği kadar mı yoksa aklını kullanabildiği kadar mı? Kazandığı para kadar mı; kandırdığı insan kadar mı yoksa boşa geçirdiği vakit kadar mı? Kabuğunu kıran mı insan yoksa içinde bulunduğu yumurtayı bir de paketleyen mi?

İnsan, küçüğünü yiyen büyük balık kadar mı insan yoksa yemeyip de sırtından kan alan vampir kadar mı? Açgözlülüğünden kendinden bilmem kaç kat büyük yiyecekleri taşıyan karınca mı daha insan yoksa karıncayiyen mi? Koala mı daha insan yoksa bir damar bulana kadar milyonlarca kez kanat çırpmaktan çekinmeyen kan emici sivrisinek mi?

İnsanları pişirip de yiyen yamyamlar mı daha insan yoksa çiğ çiğ kemik kemiren barbar Avrupalılar mı?Çalıştığının değil de yaşadığının karşılığını vereceğini iddia eden Komünizm mi daha insan yoksa çalıştığını yerken önüne kemik atan Kapitalizm mi? Kimi insanlar gütmeyi, kimileri güdülmeyi bekliyorsa Sosyalizm ne kadar insan?

Bir şey biliyorum o da bir şey bilmediğimdir diyen Sokrates'e karşı her şeyin bir ga…

Eliaçık'ın Eli Açık Kaldı

Resim
Geçenlerde cep telefonuyla çekilen bir videoda, birinin "sahtekar başbakan" diye, metroda nara attığını izledim. İlgimi çeken şu oldu: Adam önce çok kısık bir sesle "sahtekar başbakan" dedi. İki üç defa öyle söyledikten sonra sesini arttırdı. Nihayet bağırmaya başladı. 
Geçen zamanlar içinde gördüğüm kadarıyla birçok gelişme böyle oluyor. Birileri önce ürkek ürkek bir şeyler söylüyor. Halkın tepkisine baktıktan sonra da bunu bağırmaya başlıyorlar. Aslında ilk başlarda söyledikleri, kendileri için de teoriyken, aykırı ses duymayınca kendileri de buna inanıyor. 
Eliaçık, öyle sanıyorum ki kendi dünyasında, kendini devleştirmiş biri. Kişisel sitesinden anladığım kadarıyla pek okumamış. İlahiyatı bile terk etmiş. Bir şeyler görmüş, inanmış, savunmuş ve çevresinde birkaç tane kendisi gibi oluşunca da kendini bir şey sanmış. 
Eliaçık'la başlayan paragrafın başında "sanıyorum" dedim ya, gerçekten sanıyorum. Adamı tanımıyorum, bu yazıyı yazacağım diye de ara…

Leyla Güldü

Resim
Leyla güldü. Mecnun'a gülüyordu. Mecnun da Leyla'ya. Bundan neden ben pay aldım?

Söylesene neden Leyla'nın gülüşünde sen güldün, yüzünde sen parladın? Neden Sedef utanırken sen utandın? Neden Şirin mahzun bakarken sen bana küstün?

Söylesene neden resimler sen oluyorsun? Ne oldu da yastıklar sen kokuyorsun? Nasıl oluyor bilgisayarımın pikselleri sen doluyorsun? Söyler misin neden her yanımı sen kuşatıyorsun?

Kitaplığımdaki kitapların isimleri değişti biliyor musun? Hoparlörüm artık bir farklı ses çıkarıyor. Koltuğum daha bir sert oldu. Başım mı küçüldü, yastığım mı büyüdü bilmiyorum; ama artık o yastık bana fazla geliyor. Klavyemin tuşlarına yetmiyor on parmağım, on tane daha istiyor.

Biliyor musun fıstıklar kabuklarından ayrılmıyor, bisküvilerim bitmiyor, lokumların boynu bükülmüş, demliğin dibi görünmüyor. Su içmek için bardak kullanmıyorum, musluk bana yetiyor. Çok mu hafifledim acaba? Teraziye ne olduysa artık beni tartmıyor.

O değil de gece lambam bile artık yanmıyor.…

Güneş...

Resim
Bazen isyan ediyorum. Hayata değil, hayatı verene de değil; sadece sana. Neredeyim diyorum, sorguluyorum. Sorgulanması gerektiği için değil, yapacak başka bir şeyim olmadığından sorguluyorum. Sonra eli boş dönüyorum kendime. Kızıyorum, kendime değil; sadece sana.

Küçük bir göz geliyor gözümün önüne. Yaklaştıkça büyüyor. Sonra dünyam oluyor, yutuyor beni. Kayboluyorum. Yolumu ararken sana rast gelmiyorum, hiçlik karşılıyor beni. O küçüklüğün büyüklüğünde kimseye sormuyorum, arıyorum, kendimi değil; sadece seni.

Çocukluğuma dönüyorum bazen. Çakıl taşlarını düzelten belediyenin greyderini görüyorum. Düzeltmeye çalıştıkça bozduğunu, düzelttiği yolun bir yağmurda yürünemez olduğunu hatırlıyorum. Temiz kalmaya çalışmıyorum. Dikkat ediyorum sadece; kendim için değil, senin için.

Güzele göreli diyene kızıyorum bazen. Tek bir güzel varken diğerlerine güzel diyene değil, seni tanımadığı halde o kelimeyi telaffuz edene kızıyorum. Seni bir inci kutusunda saklamak istiyorum ama kutu seni örtmekte…

Dört Sene Seven Hep Sene Sever

Resim
Bizim ilçenin minibüsleri genelde yoldan yolcu almazlar. Durağa gitmen gerekir. Okula geç kalacağım diye şansımı deneyeyim dedim, el kaldırdım şoför durdu. Binerken o sevinçten midir nedir kapının hemen dibinde oturan hanım ablanın iki ayağına birden bastım. En arkada boş yer vardı, özür dileyip oturdum. 
Sanırım geveze biriyim. Bir araca bindim mi yanımdakilerle kesin bir şeyler konuşurum. Bir yerde oturduğumda da hep garsonlara takılırım. Alış veriş yaparken de satış elemanlarına sataşırım. Burada da sağımda oturana (solum boş olduğundan) "gördün mü iki ayağına da bastım" dedim. Gülümsedi genç, "bir şey olmaz" dedi.

Evinizde Oturun Ölmezsiniz

Resim
Dünya tatlıdır. Can da, mal da... İnsan mal kazanmak için uzun uğraşlar verir. Sevdiklerinden, sağlığından vazgeçer. Nihayet tam bir şeylerin sahibi olur ki önüne imtihanlar çıkar. Şimdi malını harcamak, canını tehlikeye atmak zamanıdır. 
Hz. Peygamber tüccardı kırk yaşında önce. Ebubekir zengindi. Ömer efendiydi, Osman da öyle. Bilal kendi halinde bir köleydi tıpkı Habbab gibi. Sonra bir şey oldu, bir çağrı duyuldu. Hayatları değişti. Malı olanların hem malının hem canının, kölelerinse tek varlıkları olan canlarının gözlerinde bir değeri kalmadı. 
Asrı saadet sona erdiğinde yine her zamanki gibi dünya ve ahiret çarpıştı. Saltanatı ellerinde bulunduranlar dünyalıklarını kaybetmemek için her şeyi yaptılar. Dünyayı umursamayan bir avuç garip ise sadece canlarını vermeleriyle kaldılar. Dünyayı seven Müslüman, sevmeyene karşı!

Örtünmeyince Daha Güzelsiniz İlahiyatçılar

Resim
Anlamıyorum, insanlar neden gemden habersiz gibi yaşarlar? Yani nasıl olur da bu kadar zararlı olduğu halde bilinçli bir genç, günde bir paket sigara içebilir? Ya da örtünmesi gerekirken bir genç kız, neden tüm güzelliklerini herkese gösterir?

Benim tesettürlü bacım neden "bana yakışıyor" diyerek çok ilgi çeken bir renk pardösü giyer? Sonuçta hiç pardösü giymese bu ona daha çok yakışır. "Bakışlarını yere indir" emrine rağmen neden benim bilinçli kardeşim şehrindeki tüm kızları tanır? Ya da ilahiyat öğrencisi bir grup genç neden kızlı erkekli pikniğe gitmeye karar verir?

Ömürlük Gurbet

Sen,
ey gönlümün en derin köşelerine
silinmez mürekkeple nakşolunmuş sultan.
Bırakma beni vefasız ellere.

Üşüyorum görüyorsun,
ağlıyorum duyuyorsun.

İstemem Güneşi, ateşi,
ipekten battaniyeyi;
sıcak nefesin beni örtsün.

Silmesin kimse gözyaşımı,
yüzüm ellerinle şeref bulsun.

Yüreğim senin biliyorsun;
ya sustur onu sevginle,
ya da al sök onu,
gurbetim son bulsun.

Karanlıktaki Aydınlar

Resim
"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. sabredenleri müjdele." (Bakara 155)

Dünya zıtlıklar üzerine kurulu. Karanlık aydınlık, gece gündüz, zulüm adalet, doğru yanlış, korkak cesur vs... İnsan dediğin, zıt iki şeyin ikisini de yapabilecek kabiliyete sahip ve aynı zamanda ikisinden birini seçebilecek kadar aklı olan canlı.

İnsanın kalitesi, bu seçim sonunda belli olur. Düşünebilen bir kafası olan insan, doğru düşündüğünde doğru kararlar verir, yanlış düşündükçe yanlışa batar. Verdiği kararlar sonucunda seçimini yapar. Yaptığı seçim, iki zıt kavram arasındaki yerini belirler. Dıştan müşahede edenler için kişinin değerlendirilmesinin yolu budur.

Bu açıklama çerçevesinde Dicle Üniversitesinde yaşanan olayları değerlendirdiğimizde olayları çok daha iyi tahlil edebiliriz. Olayın en başından başlarsak zulmü seçenlerle adalet taraftarlarının kavgasını görürüz. Daha sonrasında korkaklıkla cesurluk kozlarını paylaşırlar ve nih…

Nankörlükten Ötesi

Resim
İnsan neden yaşar? Başkalarını memnun etmek için mi yoksa kendini memnun etmek için mi? Eğer insan kendi için yaşıyorsa; bence dünya buna değmez. Yok eğer insan başkaları için yaşıyorsa, insanların çoğu buna değmez.

Ümitsizlik Müslümana göre değil ama hayatın tadına bakınca da insan baya kötü olabiliyor. Eğer yazının bu kısmında oturup kendisine iyilik yaptığınız birinin size karşı tavırlarını düşünürseniz, yazının bundan sonrasını okumanız sadece vakit kaybı olur.

İnsanoğlu nankördür. (14/34) Ona iyilik yaptığınız sürece sorun olmaz, ne zaman iyiliği kesseniz bu kötülük olur. Varsayılan artık umurunda  değildir, onun için yaptığınız köleliğin kesilmesi bile ona kötülük yapmanız anlamına gelir. Hatta insan o kadar nankördür ki bunu Allah'a karşı bile yapar. Allah Hud suresinin dokuzuncu ayetinde şöyle buyurur: "Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir."

Cem Yılmaz demişti:

Sevgili Günlük 10 - Hepimiz Biraz Akıllıyız

Resim
Merhaba sevgili günlük. Yarın sabah erkenden kalkıp sınava gitmem lazım ama bak ben burada seninle uğraşıyorum, değerini bil.

Havalar ısındı günlük. Artık sıcak, özellikle de siyah giyince... Bugün bir yere gittim, üzerimde siyah bir kazak vardı, güneş gelmiş sırtıma girmiş sandım. Bir yer dedim de aklıma geldi, bugün ilk defa motorla şehir dışında dolaştım. Şunu anladım ki günlük; hız yapmak harika bir şey.

Biliyor musun günlük, dünyada insanlar birbirlerini çok üzüyorlar. Ben insanları üzüyorum, onlar da beni üzüyor. Şunu anlamıyorlar, ben zaten sizi üzerken kendimi de üzüyorum, sizin tekrar beni üzmenize ne gerek var? Fakat durmuyorlar, durmayacaklar da galiba.

Senin İlacın Bu

Resim
Okul yolundaki camilerden birinde namaz kıldım. Namazdan sonra vaktimin bol olduğunu görünce camiden çıkmakta acele etmedim. Güneş artık yakıyordu ve cami güneşten korunmak için ideal bir mekandı. Sırtımı duvara dayadım, ayaklarımı uzattım ve kitabımı okumaya başladım.

Bir süre sonra caminin kapısı açıldı. İçeriye güler yüzlü biri girdi. Kapatıcı yüzünden açık kalmayan kapı açık kalsın diye, kapının altına bir takoz yerleştirdi. Kapıyı açık tutup sıvadığı kollarını aşağı indirdi. Bana baktı ve tekrar gülümsedi. Tanımıyordu ama gülümsemeyi yüzünden eksik etmiyordu. Orta yaşlı biriydi.

Gülümseyerek bana doğru geldi. Elimdeki kitaba bakarak, biraz da yüksek bir sesle "ne okuyorsun" dedi. Cevap vermedim, kitabın kapağını gösterdim. "İngilizce Hikayeler" yazısını görünce o gülümseyen yüz aniden ekşidi. Hiçbir şey demedi, bir iki küçük adım attı. Sonra aniden dönüp "bunun yerine risale okusan daha iyi değil mi" dedi.

Kafası Büyükler

Resim
Çinliler demiş büyük kafalar fikirleri, orta kafalar olayları, küçük kafalar da kişileri konuşur diye. Ben de merak ettim haliyle, büyük kafalar hiç kişileri konuşmazlar mı? Mesela Einstein hiç karısına komşusunun sokağa çöp atmasını şikayet etmemiş midir? Ya da ne bileyim Sokrates hoca, hiç mi fırıncının ekmeğinin bayatlığını kimseye anlatmamıştır?

Dediğime bakmayın siz, Çinliler demişlerse bir bildikleri vardır. Kadim millet olmaları bir yana, bir de kalabalıklar. O kadar birbirine benzeyen insanın içinde bu söz sivrilip ayrılmışsa demek ki boş söz değildir. 
Kafa dedim de aklıma geldi. Büyük kafalı olmak öyle pek de övünülecek bir durum değil. Çünkü o kafa bazen elli beş ekran tüplü televizyon kadar bile olsa kendinden bahsetmekten vazgeçemiyor. Sağlıklı insanı hiç rahatsız etmeyen parazit gibi benliğe yapışıp kalabiliyor bu hastalık. Dünya yıkılsa bu kafa "ben olsam böyle yıkmazdım" demekten vazgeçmiyor.

Güvensen Dağ Olurum

Resim
Hep derler "güvenmek sevmekten öte bir şeydir, herkesi sevebilirsiniz ama herkese güvenemezsiniz"
diye. Acaba bu demek olur mu ki dünyada güvenilecek insan azdır? Hani az şey değerli ya, güven de ondan değerlidir belki diye...

O değil de bence güvenmek lazım. Yok demiyorum gidip kendisine güvenilmeyecek birine güvenelim. Asıl güvenilebilecek olup olmadığını bilmediğimize de güvenmeye çalışalım diyorum. Yani varsayılan olarak güvenelim; şüphe duymak yerine. Olmaz mı?

Biliyorum insanlar güvenimizi boşa çıkarıyorlar çoğu zaman. Hani bir söz vardır ya "kar" geçer içinde. Mesela sen saçına güvenirsin. Tararsın, şekil verirsin, bir süre sonra bakarsın ki saçlarına kar yağmış. Dağlara da kar yağıyor ama sonra eriyor, saça yağınca erimiyor da.

Sonra Seni Gördüm

Resim
Bugün yine okula gittim. Sağlam, ağrımayan, hatta kadife pantolonda üşümeyen bacaklarımın vızır vızır çalıştığının farkında bile değildim. Yürüdüm, gururlu gururlu. Başım dikti. Sınıftan kantine, kantinden bahçeye döndüm durdum. Koridordan, belki elli kere geçtim, bana mısın bile demedi ayaklarım.

Akşam oldu, arabaya bindim, eve dönüyordum. Kafamda türlü şeyler geçerken camdan boş gözlerle dışarı bakıyordum. Kendimi dertli sanıyordum biliyor musun? Sonra seni gördüm. Belki bir saniye, belki bir saniyeden de az. Gördüm işte, zamanının ne önemi var?

Yarışmak İbadettir

Resim
Üç kuruş menfaat için küçülmenin, hatta yerlerde sürünmenin ilk örneğini yıllar önce görmüştüm. Adamın biri komşu esnafın dükkanına geldi. Az önce yüklü alışveriş yapan kişiyi kendisinin gönderdiğinin söyledi. Komşu aniden değişti. On iki kelimeden oluşan konuşmasının yedi kelimesi "abi" olan komşu, adama bir de içecek ısmarladı. 
Midem bulanmıştı. Bu kadar aşikar yağ çekildiğini daha önce duymamış, hatta romanlarda bile okumamıştım. Sonra anladım ki hayat hep böyle işliyor. Aslında, öyle veya böyle birileri her zaman, birilerinin bir yerlerini öpüyordu. Öpülenler, başkalarını öpüyorlar, bu piramit böylece devam ediyordu. Bu bir nevi hayvanların besin zincirinin aşağılık bir türüydü.

Kime Küfredeyim

Resim
Muavini seviyorum. Kendine has bazı hareketleri, konuşması; özellikle de bir ses tonu var. Bizim minibüsü doldurup "çıııık" deyince ben de güldüm. Bir iki de söz edince yanımdaki konuşmaya başladı. Mübarek bir başladı, pir başladı. Daha da susmaz sandım.

Önce şoföre bir şeyler söyledi. Bir, iki derken şoför sustu. Ben de ayıp olmasın diye "hı hı" diyeyim dedim. Ben konuşmayınca susar sandım, yanılmışım. Konu değişince şehre ne için geldiğini anlatmaya başladı. Hastaneler çok zor, doktorlar çok kötü dedi. Anladığım kadarıyla eşi ve çocuğu birden hastalanmışlar. Gün boyu hastanedeymişler. Bir sürü tahlil  yaptırmışlar. Çok yorulmuş zavallı genç.

Sevgili Günlük 9 - Kaba ve Gıcık

Resim
Hayırlı akşamlar muhterem günlük. Nasılsın iyi misin? Çoluk çocuk nasıl? Bizi soracak olursan biz iyiyiz. Sen bizi merak etme, gittiğin ve bir türlü gelmek bilmediğin o dünyada iyi yaşamaya bak.

Şaka bir yana günlük sen ne ayaksın? Hiç sormaz oldun bizi, öyle olmaz ki. Ayak dedim de aklıma geldi, az önce arkadaşım aradı. Telefonu öyle bir açışın var ki kapatmayı düşündüm dedi. Gerçekten ben bu kadar kaba biri miyim günlük? Sen de bana hiç nezaket dersi vermiyorsun ki? Okulda da öğretmiyorlar. Valla bak, biraz büyü göndereceğim görürsün. Olan zekanı da alıp seni mezun edecekler. Kafasızlığın görünmesin diye de kafana o siyah, köşeli şeyi takacaklar, şimdi toplum düşünsün deyip seni sokağa salacaklar.

Sen Kimsin

Resim
Sen kendini ne sanıyorsun? Hayatımın merkezindesin diye kendini üzerimde söz sahibi mi sandın? Yok yani bunlar ne ayaklar? Neyine güveniyorsun?

Tamam belki kanımı sen pompalıyorsun, belki sen dursan ben de durmak zorunda kalacağım. Eyvallah gece gündüz demeden çalışıyorsun. Uyumak, dinlenmek nedir bilmiyorsun.

Vücut ısımı düzenlemen, artık ve pislikleri vücudumdan atman seni benim patronum mu yapıyor?

Bilmediğin ne biliyor musun? Hani o karanlık, o güvenli yerde çarpıp duruyorsun ya, dışarıdan hiç haberin yok. Dünyanın sadece üç gün olduğunu bilmiyorsun. Bu üç gün için senin bile minnetini çekmeyeceğimin farkında değilsin.

Mutluluğu Yeteneğinde Ara

Resim
"Yaşamınızda sizi en mutlu eden aktiviteye odaklanın. Kendi gerçek zirvenize giden rotayı o aktivite belirleyecek."

Öyle sanıyorum ki her insana doğuştan verilmiş bir ya da birkaç yetenek vardır. İnsan, eğer kendisine gerekli ortam hazırlanırsa bu yeteneğini keşfedebilir ve bu alanda çok iyi yerlere gelebilir. Fakat hemen hemen hiç kimse istediği alana yönelemiyor. İnsanlar daha çok ailenin ve çevrenin dayattığı işlerle meşgul oluyorlar.

Aile fakir oldu mu çocuklarının eve ekmek getirmesini ister. Çocuk burada ailenin günahının cezasını çeker ve belki de ömür boyu sevmediği bir işte çalışır. Bundan kötüsü de babanın hayatı boyunca yapamadıklarının ya da başkaları karşısında yaşadığı ezikliklerin intikamını çocuğunun üzerinden almasıdır. Ömür boyu koltuk sahiplerinin karşısında el pençe divan durmuş babanın, çocuğunun bir koltuk sahibi olması için ona olmadık baskılar yapması, bu dediğimize iyi bir örnektir.

Hepimiz Bir Kapıda Paspasız

Resim
Kapitalizme inat hazırlanmış sözsüz kısa bir film, bu yüzden ben de tek kelime etmeyeceğim.

Sonrasız Yıllar

Resim
Yıl oldu iki bin on üç. Herkes birbirine dilekler diledi. "2013 sana güzellikler getirsin" vesaire, vesaire, vesaire... Getirdi mi? Ya da bu soru için daha erken, getirecek mi? Anlamadım, kahin değil misiniz? Bu soruya cevap vermek için kahin olmaya gerek yok ki; geçen yıl başında dediklerinize, bir de geçen yılın ne getirdiğine bakın.

Ya da vazgeçtim, bakmayın. Çünkü, daha çok kan göreceksiniz. Midenizi bulandırmayın. Zaten benim demek istediğim de bu değil. Dedim belki birazcık yeni yılın getirme gücüne takılırım.

Yeni yıl ne getirir? Niye getirir? Nasıl getirir? Yeni yıl kim ki bana bir şey getirsin? Rakamlarda bir oynama oluyor diye neden bilmediğim bir güç bana bir şey getirsin? Hem bu yıl dediğimiz şeyin ayakları ve elleri mi var? (Bu kısım rating amaçlıydı)