Kayıtlar

Mart, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kafası Büyükler

Resim
Çinliler demiş büyük kafalar fikirleri, orta kafalar olayları, küçük kafalar da kişileri konuşur diye. Ben de merak ettim haliyle, büyük kafalar hiç kişileri konuşmazlar mı? Mesela Einstein hiç karısına komşusunun sokağa çöp atmasını şikayet etmemiş midir? Ya da ne bileyim Sokrates hoca, hiç mi fırıncının ekmeğinin bayatlığını kimseye anlatmamıştır?

Dediğime bakmayın siz, Çinliler demişlerse bir bildikleri vardır. Kadim millet olmaları bir yana, bir de kalabalıklar. O kadar birbirine benzeyen insanın içinde bu söz sivrilip ayrılmışsa demek ki boş söz değildir. 
Kafa dedim de aklıma geldi. Büyük kafalı olmak öyle pek de övünülecek bir durum değil. Çünkü o kafa bazen elli beş ekran tüplü televizyon kadar bile olsa kendinden bahsetmekten vazgeçemiyor. Sağlıklı insanı hiç rahatsız etmeyen parazit gibi benliğe yapışıp kalabiliyor bu hastalık. Dünya yıkılsa bu kafa "ben olsam böyle yıkmazdım" demekten vazgeçmiyor.

Güvensen Dağ Olurum

Resim
Hep derler "güvenmek sevmekten öte bir şeydir, herkesi sevebilirsiniz ama herkese güvenemezsiniz"
diye. Acaba bu demek olur mu ki dünyada güvenilecek insan azdır? Hani az şey değerli ya, güven de ondan değerlidir belki diye...

O değil de bence güvenmek lazım. Yok demiyorum gidip kendisine güvenilmeyecek birine güvenelim. Asıl güvenilebilecek olup olmadığını bilmediğimize de güvenmeye çalışalım diyorum. Yani varsayılan olarak güvenelim; şüphe duymak yerine. Olmaz mı?

Biliyorum insanlar güvenimizi boşa çıkarıyorlar çoğu zaman. Hani bir söz vardır ya "kar" geçer içinde. Mesela sen saçına güvenirsin. Tararsın, şekil verirsin, bir süre sonra bakarsın ki saçlarına kar yağmış. Dağlara da kar yağıyor ama sonra eriyor, saça yağınca erimiyor da.

Sonra Seni Gördüm

Resim
Bugün yine okula gittim. Sağlam, ağrımayan, hatta kadife pantolonda üşümeyen bacaklarımın vızır vızır çalıştığının farkında bile değildim. Yürüdüm, gururlu gururlu. Başım dikti. Sınıftan kantine, kantinden bahçeye döndüm durdum. Koridordan, belki elli kere geçtim, bana mısın bile demedi ayaklarım.

Akşam oldu, arabaya bindim, eve dönüyordum. Kafamda türlü şeyler geçerken camdan boş gözlerle dışarı bakıyordum. Kendimi dertli sanıyordum biliyor musun? Sonra seni gördüm. Belki bir saniye, belki bir saniyeden de az. Gördüm işte, zamanının ne önemi var?

Yarışmak İbadettir

Resim
Üç kuruş menfaat için küçülmenin, hatta yerlerde sürünmenin ilk örneğini yıllar önce görmüştüm. Adamın biri komşu esnafın dükkanına geldi. Az önce yüklü alışveriş yapan kişiyi kendisinin gönderdiğinin söyledi. Komşu aniden değişti. On iki kelimeden oluşan konuşmasının yedi kelimesi "abi" olan komşu, adama bir de içecek ısmarladı. 
Midem bulanmıştı. Bu kadar aşikar yağ çekildiğini daha önce duymamış, hatta romanlarda bile okumamıştım. Sonra anladım ki hayat hep böyle işliyor. Aslında, öyle veya böyle birileri her zaman, birilerinin bir yerlerini öpüyordu. Öpülenler, başkalarını öpüyorlar, bu piramit böylece devam ediyordu. Bu bir nevi hayvanların besin zincirinin aşağılık bir türüydü.