Kayıtlar

Nisan, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Örtünmeyince Daha Güzelsiniz İlahiyatçılar

Resim
Anlamıyorum, insanlar neden gemden habersiz gibi yaşarlar? Yani nasıl olur da bu kadar zararlı olduğu halde bilinçli bir genç, günde bir paket sigara içebilir? Ya da örtünmesi gerekirken bir genç kız, neden tüm güzelliklerini herkese gösterir?

Benim tesettürlü bacım neden "bana yakışıyor" diyerek çok ilgi çeken bir renk pardösü giyer? Sonuçta hiç pardösü giymese bu ona daha çok yakışır. "Bakışlarını yere indir" emrine rağmen neden benim bilinçli kardeşim şehrindeki tüm kızları tanır? Ya da ilahiyat öğrencisi bir grup genç neden kızlı erkekli pikniğe gitmeye karar verir?

Ömürlük Gurbet

Sen,
ey gönlümün en derin köşelerine
silinmez mürekkeple nakşolunmuş sultan.
Bırakma beni vefasız ellere.

Üşüyorum görüyorsun,
ağlıyorum duyuyorsun.

İstemem Güneşi, ateşi,
ipekten battaniyeyi;
sıcak nefesin beni örtsün.

Silmesin kimse gözyaşımı,
yüzüm ellerinle şeref bulsun.

Yüreğim senin biliyorsun;
ya sustur onu sevginle,
ya da al sök onu,
gurbetim son bulsun.

Karanlıktaki Aydınlar

Resim
"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. sabredenleri müjdele." (Bakara 155)

Dünya zıtlıklar üzerine kurulu. Karanlık aydınlık, gece gündüz, zulüm adalet, doğru yanlış, korkak cesur vs... İnsan dediğin, zıt iki şeyin ikisini de yapabilecek kabiliyete sahip ve aynı zamanda ikisinden birini seçebilecek kadar aklı olan canlı.

İnsanın kalitesi, bu seçim sonunda belli olur. Düşünebilen bir kafası olan insan, doğru düşündüğünde doğru kararlar verir, yanlış düşündükçe yanlışa batar. Verdiği kararlar sonucunda seçimini yapar. Yaptığı seçim, iki zıt kavram arasındaki yerini belirler. Dıştan müşahede edenler için kişinin değerlendirilmesinin yolu budur.

Bu açıklama çerçevesinde Dicle Üniversitesinde yaşanan olayları değerlendirdiğimizde olayları çok daha iyi tahlil edebiliriz. Olayın en başından başlarsak zulmü seçenlerle adalet taraftarlarının kavgasını görürüz. Daha sonrasında korkaklıkla cesurluk kozlarını paylaşırlar ve nih…

Nankörlükten Ötesi

Resim
İnsan neden yaşar? Başkalarını memnun etmek için mi yoksa kendini memnun etmek için mi? Eğer insan kendi için yaşıyorsa; bence dünya buna değmez. Yok eğer insan başkaları için yaşıyorsa, insanların çoğu buna değmez.

Ümitsizlik Müslümana göre değil ama hayatın tadına bakınca da insan baya kötü olabiliyor. Eğer yazının bu kısmında oturup kendisine iyilik yaptığınız birinin size karşı tavırlarını düşünürseniz, yazının bundan sonrasını okumanız sadece vakit kaybı olur.

İnsanoğlu nankördür. (14/34) Ona iyilik yaptığınız sürece sorun olmaz, ne zaman iyiliği kesseniz bu kötülük olur. Varsayılan artık umurunda  değildir, onun için yaptığınız köleliğin kesilmesi bile ona kötülük yapmanız anlamına gelir. Hatta insan o kadar nankördür ki bunu Allah'a karşı bile yapar. Allah Hud suresinin dokuzuncu ayetinde şöyle buyurur: "Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir."

Cem Yılmaz demişti:

Sevgili Günlük 10 - Hepimiz Biraz Akıllıyız

Resim
Merhaba sevgili günlük. Yarın sabah erkenden kalkıp sınava gitmem lazım ama bak ben burada seninle uğraşıyorum, değerini bil.

Havalar ısındı günlük. Artık sıcak, özellikle de siyah giyince... Bugün bir yere gittim, üzerimde siyah bir kazak vardı, güneş gelmiş sırtıma girmiş sandım. Bir yer dedim de aklıma geldi, bugün ilk defa motorla şehir dışında dolaştım. Şunu anladım ki günlük; hız yapmak harika bir şey.

Biliyor musun günlük, dünyada insanlar birbirlerini çok üzüyorlar. Ben insanları üzüyorum, onlar da beni üzüyor. Şunu anlamıyorlar, ben zaten sizi üzerken kendimi de üzüyorum, sizin tekrar beni üzmenize ne gerek var? Fakat durmuyorlar, durmayacaklar da galiba.

Senin İlacın Bu

Resim
Okul yolundaki camilerden birinde namaz kıldım. Namazdan sonra vaktimin bol olduğunu görünce camiden çıkmakta acele etmedim. Güneş artık yakıyordu ve cami güneşten korunmak için ideal bir mekandı. Sırtımı duvara dayadım, ayaklarımı uzattım ve kitabımı okumaya başladım.

Bir süre sonra caminin kapısı açıldı. İçeriye güler yüzlü biri girdi. Kapatıcı yüzünden açık kalmayan kapı açık kalsın diye, kapının altına bir takoz yerleştirdi. Kapıyı açık tutup sıvadığı kollarını aşağı indirdi. Bana baktı ve tekrar gülümsedi. Tanımıyordu ama gülümsemeyi yüzünden eksik etmiyordu. Orta yaşlı biriydi.

Gülümseyerek bana doğru geldi. Elimdeki kitaba bakarak, biraz da yüksek bir sesle "ne okuyorsun" dedi. Cevap vermedim, kitabın kapağını gösterdim. "İngilizce Hikayeler" yazısını görünce o gülümseyen yüz aniden ekşidi. Hiçbir şey demedi, bir iki küçük adım attı. Sonra aniden dönüp "bunun yerine risale okusan daha iyi değil mi" dedi.