Ana içeriğe atla

Karanlıktaki Aydınlar

"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. sabredenleri müjdele." (Bakara 155)

Dünya zıtlıklar üzerine kurulu. Karanlık aydınlık, gece gündüz, zulüm adalet, doğru yanlış, korkak cesur vs... İnsan dediğin, zıt iki şeyin ikisini de yapabilecek kabiliyete sahip ve aynı zamanda ikisinden birini seçebilecek kadar aklı olan canlı.

İnsanın kalitesi, bu seçim sonunda belli olur. Düşünebilen bir kafası olan insan, doğru düşündüğünde doğru kararlar verir, yanlış düşündükçe yanlışa batar. Verdiği kararlar sonucunda seçimini yapar. Yaptığı seçim, iki zıt kavram arasındaki yerini belirler. Dıştan müşahede edenler için kişinin değerlendirilmesinin yolu budur.

Bu açıklama çerçevesinde Dicle Üniversitesinde yaşanan olayları değerlendirdiğimizde olayları çok daha iyi tahlil edebiliriz. Olayın en başından başlarsak zulmü seçenlerle adalet taraftarlarının kavgasını görürüz. Daha sonrasında korkaklıkla cesurluk kozlarını paylaşırlar ve nihayet karanlık ve nurun mücadelesi başlar. Bu mücadele sonsuza kadar devam eder.

Allah kulları için çok merhametlidir. Onlara, hikmetlerini dilediği şekilde gösterir. Bir takım olaylar olur, insan onları şer sanır ama nihayette bakar ki onlardan çok fazla hayır çıkmış.

Bu talihsiz olaylardan da hayırlar çıktı. Bunlardan bir tanesi, karanlık ve aydınlık taraftarlarının saflarının belli olmasıydı. Aydınlığın yanında bulunan karanlık ruhlular, o kadar güzel çıktılar ki ortaya, Allah'a ne kadar şükretsek azdır. Düşünsenize İslam'ın savunucuları olan bazıları, atılan "Kahrolsun Şeriat" naralarına sessiz kalabildiler.

Bir diğer ve çok önemli hikmet de bu acı imtihan sonucunda "kardeşliğin" değerinin bir kez daha ortaya çıkışı. İslam'da uhuvvet aşırı derecede önemlidir. Olmazsa olmazdır. Rahatlık zamanında zarar gören, menfaatler çakışması yüzünden zedelenen kardeşlik kurumu, bu tür sınamalarda ilk günkü tazeliğini yakalar. Yurdun değişik yerlerinden gelen haberlere, destek mesajlarına bakılırsa bunun ne kadar güzel bir sonuç verdiği net bir şekilde anlaşılır.

Sözün özü, hak bellidir batıl belli. Gönül ister ki bilenler Hakk'a uysun, bilmeyenler araştırıp öğrensin. Gönlü acıtansa bilenlerin susması ya da batılın yanında yer alması. Fakat bunlar şunu bilmelidirler ki Güneş balçıkla sıvanmaz. Hakikatler bu dünyada ortaya çıkmasa da yarın Hakk'ın huzurunda kara ve ak yüzler belli olur. Ne mutlu o gün yüzü ak olanlara!

Yorumlar

  1. Ne mutlu bu yazıyı yazana ' Şükürler olsun yazdırana.MaşAllah

    "O her şeye kâdırdır".
    Mûlk Sûresi,67:1.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şükürler olsun :)

      Sil
    2. Zülmün devami iyilerin sessiz kalmasındandir.

      Sil
  2. Ne mutlu tabi ki de kardeşim :)
    Hiç bir şey sonsuza kadar karanlıkta kalmaya mahkum değildir,ama bu dünyada ama öbür dünyada bir şekilde açığa çıkacaktır bizlerden saklanmaya çalışılan gerçekler,ne kadar hasır altı edilirse edilsin O'ndan gizli saklı kalamaz...
    Elhamdülillah

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.