Ana içeriğe atla

Bu Gece Mısır Fetholacak

Bugün yine gördüm iyi niyetli kardeşlerim, "hadi hep beraber sabaha kadar Mısırlı kardeşlerimize Fetih okuyoruz " diyorlar. Bu güzel kardeşler, sabaha kadar, binlerce, organizasyonun kalitesine göre belki de milyonlarca Fetih suresi okuyacaklar.

Peki yapılması gereken bir Fetih varken, oturup Fetih okumanın ne gibi bir anlamı olabilir? Siz duydunuz mu Peygamberin (sav) müttefiklerine saldırılıldığında oturup sahabeleriyle Fetih okuduğunu? Ya da ne bileyim, Mekke'yi fethetmeye gitmek, strateji geliştirip düşmanı yanıltmak yerine oturup Fetih okuduğunu? Aksine o güzel örneğin sahabeleri, Müslüman kardeşleri haksızlığa uğradı diye Bizans'ın yüz bin kişilik ordusunun karşısına üç bin kişiyle çıktılar.

Hz. Peygamberin (sav) hayatından örnekler, buraya yazmakla bitmez. O mücadelesinde baştan sona aktifti. Tebliği boyunca anlattı, öğretti, yaşadı, örnek oldu ve mücadele etti. Güzel sözle, malla, silahla cihat etmekten geri durmadı. Böylece kendi ümmetine her yönüyle muhteşem bir tarih bıraktı.

Elbette ben Mısır'daki kardeşlerimize dua etmeyelim demiyorum. Onlar için bir şey yapmaya çalışmayalım da demiyorum. Bunun aksine, elimize silah alıp, Mısır'a, Suriye'ye, Irak'a, Arakan'a, Çeçenistan'a, Doğu Türkistan'a gidelim de demiyorum. Ben yaşadığımız ortama uygun gelecek şeyler yapalım diyorum.

Bugün İslam aleminin en büyük sorunu Kur'andan uzak olmak. Yanlış anlaşılmasın bu bir fiziki uzaklık değil. Hepimizin evlerinde belki birden fazla Kur'an var fakat kalplerimizde birkaç ayetten başka bir şey yok. Sabahlara kadar Fetih okuyoruz ama Fetih suresinden bir ayet bile bilmiyoruz. Okuduklarımızı anlamıyoruz. Doğal olarak da uygulayamıyoruz. Okuyoruz, okuyoruz, okuyoruz; yorulunca, kardeşlerimiz için elimizden gelen her şeyi yapmış gibi gönül huzuruyla uyuyoruz. Fakat kendimiz için, halkımız için hiçbir şey yapmıyoruz.

Halbuki anlamadan okumak yerine, anlamaya çalışsak, bize anlatan şeyleri okusak, okuduklarımızı anlatsak, yaşasak, çok daha güzel olmaz mıydı? Bu akşam yüz Fetih okuyacağımıza, bir kere anlasak, bir kardeşimize anlatsak daha iyi olmaz mıydı? İnsanlar Kur'anı anlasa, uygulasa, dünya olduğu halden daha güzel olmaz mıydı?

Eğer haklısın diyorsan, ben ne yapabilirim ki deme kardeşim, bir insan dünyayı değiştirebilir. Peygamber de (sav) sadece bir insandı. Eğer nefsin seni aldatıp "ama o vahiy alıyordu" diyorsa; işte o vahyin toplanmış hali, bir de yüzlerce değerli yorumuyla birlikte senin elinde duruyor. Yeter ki oku!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.