Ana içeriğe atla

Kardeşlerim Ölüyorken Namaza Ne Gerek Var

Bazı arkadaşlarımız olayları bir bütün olarak görme hastalığından kurtulamıyorlar. Büyük resmi görmek gibi bir şey sandıkları bu hastalık, onları değerlendirme yanlışlığına götürüyor farkında değiller. Kast ettiklerim: Bir yerde bir olay olduğunda, sanki onun dışında bir şey konuşulmamalıymış gibi bir duyguya kapılanlar.

Müslümanın namaz vaktini ayarlaması farklı, Bağdat'ta, Mısır'da, Suriye'de ölene cenaze namazı kılması farklı bir şeydir. Kendi ülkende savaş varken, alimin camide oturup insanlara "tuvalete giderken önce sol ayağı atın" diye vaaz veriyorsa buna kızarsın. Fakat sen internet başında, bir elinde kremalı sandviç bisküvi, öbür elinde kola ile mücahitlik yaparken aliminin sadece savaştan, savaşta olan Müslümanlardan bahsetmesini bekleyemezsin.

Kendi gerçeklerinle yüzleşmek zorundasın. Dünyanın her tarafında Müslümanların kanı akıyor, Müslüman kılıklılar bu kanın akmasına yardımcı oluyor olsalar da sen burada rahatından ödün vermiyorsun. Bakma öyle Twitter'da, Facebook'ta yazdıklarına, sen sadece şov yapıyorsun. Gece gündüz Arakan'la, Mısır'la, Suriye'yle ilgili resimler paylaşıyorsun ama bir gün elini cebine atıp onlara yardım götüren İHH gibi kuruluşların adını hatırlamıyorsun.

Sen baya baya keyif sürüyorsun be kardeşim. Yemeni içmeni ihmal etmiyorsun. İftarda sadece senin için kurulan sofrayı Suriye'ye göndersen, belki bir aile onunla hem iftar hem sahur yapar fakat bunu düşünmüyorsun. Haberlere bakıyor, birkaç tanesini paylaşıyor, ardından içeceğini, çerezini alıp film izleyip, kahkahalar atıyorsun. Ya da arkadaşlarınla sahura kadar felsefik sohbetler yapıyorsun, çaylar eşliğinde.

Sen ülkende rahat içinde yaşarken aliminin sana gidip gelip Suriye'yi, Mısır'ı, Irak'ı, Arakan'ı anlatmasını bekliyorsan, hatayı sen yapıyorsun. Sen ne yaşıyorsan, ülkendeki alim onu anlatmalı. En iyi alim, senin gerçekliklerini yansıtandır unutma bunu.

Her ne kadar duyguların kabardığında fıkıh, tefsir, hadis gibi ilimler sana anlamsız gelse de senin yaşadığın şartlara uygun olarak senin alimin namazının vaktini de, orucunun şartlarını da, düştüğün hataları da anlatmalı. Sen bu konularda bilgin değilsin, ayrıca ülken de bu konuların konuşulmayacağı bir yer değil; bunları görmezden gelemezsin.

Yorumlar

  1. Bu öğlen kendime bir soru sordum, cevabını yazmışsın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorunuzdan haberim yoktu valla :))

      Sil
  2. Bir şey yapamadığım gibi herhangi bir şey de paylaşmıyorum. Ne gereği var her şeyi Hz. Allah biliyor.

    Elinden bir şey geliyorsa yap!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …