Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Zarrab'ın Yatı

Resim
Haber sitelerine bakınca Reza Zerrab'ın yatı gözüme çarptı. Aklıma şu soru takıldı: Bu kadar yoğun gündem içinde bir yatın Bozburun'a gelmesi neden haber oluyordu?

Kendimce şöyle bir çıkarımda bulundum: Eğer bu yat haber oluyorsa sahibinden ötürüdür. Eğer sahibi haber oluyorsa bu geçmişinden ötürüdür. Eğer geçmişi haber oluyorsa bu, geçmişindeki bir sorundan ötürüdür. Eğer o sorun çözülmemiş gibi görünüyorsa bu, sorunu çözdüğünü sanandan ötürüdür.

Yani kimse adalete güvenmiyor. Eğer insanlar adalete güvense, medyamız bunu haber yapmaya cesaret edemezdi. Adam yakalandı, suçsuz bulundu, bırakıldı denirdi, geçilirdi. Eğer geçilmiyorsa, demek ki adamın suçsuz olduğuna kimse inanmıyor.

Peki gerçekten ülkemizde adalet güvenilemeyecek bir şey mi? Galiba öyle. En azından gözlemlediğim kadarıyla kararların, açıkçası bazı kararların, siyasi verildiğine şahit oluyorum. Güç sahipleri ne yapmış olurlarsa olsunlar çıkmanın bir yolunu bulurken zavallılar içerilerde çürüyor. Devletle anlaşma…

Tolga Çevik Neden Kaybediyor

Resim
Tolga Çevik son olarak "Patron Mutlu Son İstiyor" adlı filmi çekti. Film hakkında eleştiri yapmayı becerebilseydim, filmin senaryosunun aşırı klasik olduğunu söylerdim. O kadar klasik ki insan bir dakika sonrasını bile merak etmiyor. Filmin en can alıcı noktası olan kızın nikah masasına oturma sahnesi bile, ben inanmıyorum, tek bir seyirciyi üzmemiştir. Herkes bilmiştir ki bir şekilde kız kalkıp baş role bir şekilde kavuşacaktır.

Tolga Çevik Türkiye'nin en iyi komedyenlerinden biridir. Yaptığı programlardaki başarı bir yana, oyunculuğu da gayet üst seviyededir. Fakat ne hikmetse yaptığı ikinci film de alt seviye bir film olmaktan kurtulamamıştır.

Tolga Çevik neden kaybediyor? Ondan daha iyi olmayanlar neden onun 5-6 katı izleniyor? Bence bunun en önemli nedeni yaratıcılıktan uzak olması; klasik senaryolarla, tiplemelerle seyircinin karşısına çıkması.

Diğer komedyenlere ve onların başarısına bakarsak ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir: Çok tutan filmlerde, ya seyi…

Ne Olacak Linux'un Hali

Resim
Linux'tan yana umutlarım tükenmeye başlıyor. "Param olsa da Apple'den bir bilgisayar alıp kurtulsam" dediğim günlerin yanısıra, artık "acaba Windows mu kullansam" dediğim zamanlar oluyor. Yok yani mersedesten torosa inecek halim yok da, işte bazen aklıma gelmiyor da değil.

Linux'u tanımaya başladığım zaman, "dünyaya yanlışlıkla düşmüş cennet nimetlerinden biri de bu" demiştim. Çok sevdim Linux'u. Pek anlamadığım halde forumlarda, orada burada takılıp, hem öğrenmeye hem de yardımcı olmaya çalıştım. Daha sonra okul ve diğer meşgaleler yüzünden uzak kaldım, kullanmakla yetindim.

Linux kullanmaya başladığım altı yıl boyunca, elbette her daim gelişen, yenilenen bir yazılımı sevdim. Birçok dağıtım altı ayda bir yenilenirken, diğerlerinin de yılda bir yeni bir sürüm çıkardığına şahit oldum. Tabi bunun yanında Arch gibi her an yeni olanı da baya kullandım.

Sanırım son iki yıldır Mint kullanıyorum. Açıkçası artık bu sorunsuz, ve hemen hemen bana h…

Coca Cola Müslümanmış

Resim
İlluminati diye bir şeyin varlığından bahsediyorlar. Buna göre İlluminati gizli bir tarikat mı örgüt mü öyle bir şey. Bunlar, görsel yayınları kullanıp insanların bilinçaltına bir şeyler yüklüyorlar. Herhangi bir filmin herhangi bir sahnesinde, arka planda bir resim, bir yazı vb. duruyor; bu yazı seyirciye sezdirilmeden onun bilinçaltına işleniyor.

Bu konuda çok fazla belge olunca buna yok diyemiyorum elbette. Fakat bunun varlığı bizim bazı uyanıkların hayal gücüne öyle bir katkıda bulunmuş ki, çok acayip şeyler üretmişler.

Coca Cola'da "La Muhammed La Mekke" yazdığı saçmalığını duymayan yok herhalde. Basit bir marka ismini, ters tutup aynaya çevirerek farklı bir anlam çıkarmaya çalışmanın manyaklık olmadığını söyleyebilir miyiz? Hem zaten tüm zorlamalara rağmen denilen şey çıkmıyor. Ters tutup aynadan bakınca kesinlikle Arapça bir yazı görünmüyor, hadi görünüyor desek bile orada "La" değil, "le" yazıyor. Eğer yanlış bilmiyorsam "le" Arapça…

İsrail'i mi Kınasak Filistin'e mi Dua Etsek

Resim
İsrail yine Gazze'ye girmeye çalışıyor. Bunun üzerine politikacılarımız, İsrail'i kınıyor. Bazı arkadaşlarımız da kınayanları kınıyor.

Evvela kabul etmek gerekir koca bir devletin İsrail'i en üst seviyelerden kınaması az bir şey değil. Sonra konunun can alıcı noktasına gelirsek: Kınamazsak ne yapacağız?

Bazı arkadaşlarımız dua edelim geçer diyorlar. Altmış altı yıllık tecrübeyle biliyoruz ki duayla olmuyor. Ya da Yahudilerin duaları kabul oluyor; biz Müslümanlarınki olmuyor. Öyle veya böyle olmuyor işte, kızmaya gerek yok. Olsa çoktan olurdu.

Bazen bana dua et diyenlere "sen kendine dua et" derim. Çünkü dua sadece bir isteme değildir. Dua acziyetinin farkına varıp, eksiklerini tamamlama eyleminin başlangıcıdır. Bu yüzden bizim Filistin'e dua etmemizin çok fazla anlamı yoktur. Aslında yapmamız gereken, kendimiz için dua etmemizdir.

Eğer kendimize dua etseydik, cahil, güçsüz ve geri kalmış olduğumuzu görürdük. Eğer bunun farkına varsak, bu kaygıyı hissetsek, b…

Ne Kadar İşkence O Kadar Sevap

Resim
Hem ağlayarak namaz kılan, hem de saz çalan şeker mi şeker bir hocamız vardı. Günlerden bir gün, onun dersinde bir arkadaşımız, namazları üç vakitte toplamayı eleştirdi. Hocamız da "neden olmasın" tarzında bir şeyler söyledi. Arkadaşımız buna karşılık "ama bazıları da çok kolaylaştırıyor" demesin mi? Yılların profesörünün buna cevabı enfesti: "İyi ya işte!"

Hep deriz İslam kolaylık dinidir diye. Hadis söyleriz "kolaylaştırınız zorlaştırmayınız; sevdiriniz nefret ettirmeyiniz"  diye. Fakat nedense hep de zorlaştırırız; nefret ettirmeye çalışırız. Sanki İslam'a düşmanmışız da insanları ondan nasıl uzaklaştırmanın derdindeymişiz gibi.

Kolaylaştıracağım diye İslam'ın temellerinden taviz verenleri kâle almadığımı belirteyim. Benim lafım orucu zorlaştırmaya çalışanlara. Zaten on yedi saat oruç tutmak fazlasıyla zorken, bir de bunu çekilmez yapanlara.

Eskiden beri vardı; "orucu uykuya tutturmak" deyimi ama yaza gelmediğinde dokuz-on …

Kim Uğraşacak Şimdi

Resim
Her insanın hayattan beklentisi farklıdır. Zaten bunun sonucunda dünyada bir denge vardır. Kimisinin, "hayatta yapmam" dediği işi, bir diğeri severek yapmaktadır. Bazısı işinden nefret ettiği halde ondan vazgeçemezken, bazıları bir çok işi yapabileceği halde hiç çalışmamaktadır.

Tüm farklılıklara rağmen dünya herkes için döner. Asıl mesele kişinin dünyanın dönüşüne kapılıp kapılmamasında bence.

Ne mi demeye çalışıyorum? Bilindiği üzere insanda acayip bir gelecek korkusu var. Yarını için endişelenmeyi, içinde bulunduğu anı yaşamaya tercih eden insan, bu yüzden çok şey kaybedebiliyor. Herhangi bir kişi, iyi-kötü bir iş tutturdu mu, onu kaybetmeme korkusuyla yaşamaya devam ediyor. Hayallerini bir kenara bırakarak, boğazı için yaşamını huzurluca sürdürüyor.

Kimseye laf atmıyorum elbette. Taşımı en önce kendi kafama atıyorum. Fakat nasıl bir şeyse ağrısını hissetmiyorum. Ya da "ne yapabilirim ki" deyip öylece geçiyorum. Kısacık bir hayat yaşayacağımı, hayal ettiğim bir…

Şeftali

Resim
Meyvelere bakınca kendi kendime şu soruyu sormadan edemiyorum: Acaba meyveler bizim için mi yoksa kendileri için mi varlar? Tabi ki buna en klasik cevap, bizim için var olmaları. Peki ya çekirdekleri? Üzümü ele alalım, almışken yiyelim, yemişken harika tadını hissedelim; ama o da ne? Çekirdekler her şeyi mahvediyor.

Şeftali mesela. Harika bir şey. Bilirsiniz kavunların en güzeline "şeftali gibi maşallah" derler. Demek ki şeftali o derece güzel. Ama o kadar kocaman çekirdeği var ki (çıkarmaya çalışınca elimi kestim) insan ister istemez şüpheleniyor. Ya şeftali, biz yiyelim diye değil de kendisi için yaşıyorsa?

Şeftalinin nasıl bir hayatı var? Çekirdekten ağaç, ağaçtan meyve. Sonra ya bir canlı onu yer ya da çürüyüp gider. Şimdi bu şeftali yaşamış mı oluyor?

Şimdi biri kalkıp dese ki insan da kısa süre yaşıyor. Doğuyor, büyüyor, ölüyor. O zaman ben de derim ki insan yaşıyor, şeftali yaşıyor mu? İnsan konuşuyor, düşünüyor, küreyi ısındırıyor, mevsimleri değiştirttiriyor, sevi…

Alternatif Gencin Klasik Bilgisayarı

Resim
Uzun zaman önce yayına başlamasının heyecanını yaşadığım derginin ete kemiğe bürünmüş halini görünce, aynı heyecanı tekrar yaşadım. Hemen aldım ve sayfalarını karıştırmaya başladım. İlk sayfalardaki başlıklar iyi gidiyordu fakat sona gelince yaşamayı beklemediğim hayal kırıklığımı yaşadım: Teknoloji sayfası Windows 8'e ayrılmıştı.
Böyle bir dergide, kapitalist bir şirketin, parayla satılan bir sisteminin tanıtımı olmamalıydı bence. Çevrelerindeki tüm gençlerden farklı olan alternatif gençlerin, alternatif dergilerinin de alternatif çözümler sunması gerekiyordu.
Bilindiği üzere Microsoft, 1975'ten günümüze kadar yazılım geliştiren, dünyanın en büyük şirketlerinden biridir. Bu şirket, temel olarak paralı yazılımlar üzerinde durmuş ve yazdığı programları, kaynak kodları kapalı bir şekilde piyasaya sürmüştür. Bunun sonuncunda, bu yazılımları kullanmak isteyen herkes, Microsoft'a para ödemek zorunda kalmanın yanısıra, kullandığı şeyin içinde ne barındırdığının farkında bile o…

Ales Kafayı Yakınca

Resim
(Bu paragraf giriştir, okunmasına gerek yok.)
Blog yazmak çok tatlı bir iş. Bir zamanlar sanal dünyada sesim olsun diye çıktığım yolda, yorumlardan etkilenerek açtığım blog çok işime yaradı. Bazen sesim oldu, bazen arkadaşım. Bazen de her şeyden öte çevrem.

(Bu paragrafta nereye vardığını bilmediğim, çok uzun ve saçma bir cümle var, en iyisi atlamak.)
Fakat son zamanlarda yazamaz oldum. Yazmak için kendimi zorlasam da her yazının baya zaman alması, yazmak için kendimi hazır hissetmek zorunda olmamın gerekmesi, sadece içimden geldiğinde yazmamın doğru olduğunu bilmem ve yazmak istediğimde beni meşgul eden başka bir şeyin olması yüzünden yazamıyorum. Bu şartların tamamının uygun olduğu zamanlar çok az oluyor maalesef.

(Bu paragrafta edebi kaygı taşıyan laflar var, muhtemelen saçma olmuştur.)
Blog yazanlar bilir. Blog dediğin namaz gibi, yemek gibi programla yazılmaz. Bloga yazılanlar, içten bir şeyler geldiğinde parmakların klavyeyi sevmesinin sonucudur. Parmakların, içten gelenleri k…

Reklamın İyisi De Mi Var

Resim
Reklam izlemeyi seviyorum. Yayınlanan birçok diziden, belki de hepsinden, daha çok ilgimi çekiyorlar. Bazıları komik, bazıları acıklı olabiliyor. İçlerinden, çok az da olsa göz yaşartıcı olanlar çıkabiliyor. Her ne kadar bazılarının saçmalıklarına bir kere bile tahammül edilemiyorsam da çoğu tekrar tekrar izlenebiliyor.

Reklam deyip geçmemek gerek. Televizyonda görülenler, insanların tüketim alışkanlığında çok etkili. Bir markete girdiğinizde, tecrübe ettiğiniz bir ürünü almayacaksanız, tercihiniz televizyonda gördüğünüz olur genellikle. İddia edilene inanmaya meyilli olduğumuz için, afili sözlerle bize tanıtılanlara bir hayranlık duyarız.

Böyle anlatınca, reklamın iyi bir şey olduğunu söylemeye çalıştığım sanılmasın. Aksine genel itibariyle kötü bir şey olduğunu anlatmaya çalışacağım. Tamam kabul ediyorum, herkes kendi ürününü satmaya çalışıyor. Bu uğurda da çok uğraşıyor. Fakat asla bu çaba, kişiyi yalana, hileye ve sahtekarlığa götürmemeli. Ticaret ahlakı, karşıdakini kendi yerine…

Senin Gözlüğün Ne Renk

Resim
İki-üç yıl önceki Ramazanda, internetten tanıştığım bir ateis,t oruç tuttuğunu söylemişti. Çok şaşırmıştım o zaman? Nasıl olabilirdi ki? Ama oluyordu. Öylesine de olsa, bazen de olsa tutuyordu işte. 
Hayatta nadir de olsa akıl dışı bazı olaylar oluyor. Bunların bir türüyle daha bu aralar karşılaşıyorum. Yine internetten tanıştığım birinden bahsediyorum. Kendisi inanç olarak benimle aynı. Muhtemelen takva olarak benden çok daha üstün, fakat ilginçtir ki siyasi görüşü çok sakat. 
Benim şahsen aklım almıyor. Nasıl bir dindar Müslüman, sosyalist bir yapının, eşcinsellere kucak açan partisine gönül verebiliyor? Bakın, bilmeyenleri demiyorum. Tanıdığım, bu durumun farkında olmayan çok kişi var. Fakat ne acayiptir ki durumu çok iyi bilip, dini açıdan da önemli oranda bilgili insanlar da çıkabiliyor. 
Böyle durumlarla karşı karşıya kalınca kendimden şüphe ediyorum. Acaba diyorum, yanlış olan ben miyim? Bulunduğum yolu doğru olarak görüyorum da acaba gerçekten öyle mi? Ben bu kadar net gördüğ…

Kimden Yanasın

Resim
Yapmak zordur, yıkmak kolay. Islah etmek zordur, bozmak kolay. Zaten dünya bu ikisini yapmaya çalışanlar arasında geçiyor.

Tarih boyunca Allah'ın elçileri ıslah etmeye çalıştı, düşmanları bozmaya. Onlar gönderildikleri kavimlerin insanlarına hep aynı şeyi söylediler: Rabbiniz tektir, başkasına tapmayın. Zayıfları ezmeyin. Ölçüye tartıya dikkat edin. Fuhşiyattan uzak durun." ve benzeri... Kavimlerinin kötüleri ne yaptı? "Ölçüye dikkat edin" diyen Hz. Şuayb'a "bunu sana namazın mı emrediyor" diye dalga geçtiler. "Erkeklerden uzak durun, kadınlar neyinize yetmiyor" diyen Hz. Lut'a, "sen bizim ne istediğimizi biliyorsun" dediler. Asla düzeltmekten ve düzelmekten yana olmadılar. Ta ki Allah onları helak etti.

Her zaman olduğu gibi bugün de, yaşadığımız topraklarda da hak ile batılın savaşı var. Yine bazıları hiç durmadan, dinlenmeden bozmaya, yıkmaya çalışıyor. Bunun karşısında ise tarihte eşi az görünür olan bir kesim, gecesini gün…

Binlerce Yıldır Yobazız

Resim
Bundan binlerce yıl öncesinde Allah'ın salih kullarından biri olan Hz. Nuh, insanları Allah'ın dinine davet ediyordu. İnsanlara en yalın haliyle "doğru olana uymayı" teklif ediyordu. Fakat ne ilginçtir ki ta o zamanın insanları bile onunla dalga geçip kendilerini üstün görüyorlardı.

Hud suresinin 27. ayetinde geçtiği üzere Hz. Nuh'un kavminin büyükleri, Hz. Nuh'a ona uyanlar üzerinden saldırıyorlardı. Bu insanlar, Hz. Nuh'a inananların sığ görüşlü ve düşük kimseler olduğunu iddia ediyorlardı. Hz. Nuh'a bu yönden yükleniyorlar ve dininin de bu yüzden basit olduğunu söylüyorlardı. Sonuçta onlar kendileriyle övünüp dururken Allah o birkaç inananı kurtarıp kibirlileri dehşetli bir azapla boğdu.

Aradan binlerce yıl geçti. Birçok peygamber geldi, Hz. Nuh'un anlattıklarını anlattılar ve genel olarak aynı cevabı aldılar. En son gelen peygamber Hz. Muhammed kesin bir zafer kazanıp tüm dünyaya İslam'ı yayınca bile bu dinin müntesipleri bu ithamlardan k…

İdamları Durdurabiliriz

Resim
İslam aleminin herhangi bir yerinde kötü bir şey olduğunda, şer güçlerden biri Müslüman kardeşlerimize zarar verdiğinde, hep aynı şey olur. Müslüman kardeşlerimiz, yüreklerinin yangınından twit atarlar, sokaklara çıkarlar, toplanıp küfrü kınarlar ve sonra otururlar.

Aslında Müslümanlar bundan fazlasının yapmak isterler. Hatta birçok kardeşimiz internet ortamında yazdıklarıyla bunu dile getirirler. "Böyle oturup twit atmakla olmaz, haydi bir şeyler yapalım" derler. Fakat duadan başka ne yapabilirler ki?

Sahi ne yapabiliriz? Biliyorum dua edebiliriz; ediyoruz da. Fakat nedense bir şey olmuyor. Mutlaka dua fayda veriyor ama olan kötü olaylar olmaya devam ediyor. Peki ne yapacağız?

Şimdi dilerseniz yüzeysel bakmayı bırakıp derinlere inelim. Olayın sebebini bulmaya çalışalım ki bir çözüm arayabilelim.

Küfrün Müslümanlara zulmetmesinin nedeni ne? Elbetti ki asıl mesele inanç. Demek ki şer güçlerinin rahatsız oldukları şey İslam. Buraya kadar doğru mu? Eğer doğruysa o zaman şunu s…

Berkin Öldü

Resim
Ben küçükken, bizim burada çok çalışan bir kuyumcu vardı. Güvenilir olduğu için insanlar para ve altınlarını ona emanet olarak bırakıyorlardı. O da bu paraları işletiyordu. Bu şekilde hızla büyüdü. Bir iki tane de bina dikti. Ecevit ülkeyi batırınca bazıları gidip bu adamdan paralarını istediler. Kuyumcu o an parayı denkleştiremeyince ona emanet bırakanların arasında bir panik başladı. Kuyumcuda emaneti olan herkes kapıya dayanınca kuyumcu elindekilerini de satıp buralardan kaçmak zorunda kaldı. 
Bazı olaylar çok ses getirir. Örneğin birçok insan ölür ama bazılarının ölümü farklı olur. Farklı olur derken ölüm şeklini kast etmiyorum; toplum içindeki yansımasından bahsediyorum. 
Ben şahsen bunun doğal bir şey olduğuna inanmıyorum. Bütün bunlar, bazılarının bilinçli çalışmalarının sonuçlarından başka bir şey değil. Çünkü gelişen bazı olayların bu kadar yankı yapmasının doğal koşullara aykırı olduğunu düşünüyorum. 
Bu konuya en kolay örnek Münevver Karabulut cinayetidir. Bu kız, Türkiye&…

Bir Bilene Sorsak

Resim
Bir hocamız söylemişti: Batı toplumlarında, bilgiye ulaşmak isteyen insanlar kütüphanelere giderlerken bizim toplumumuzda bir bilene sorulur. Kütüphaneye gitme alışkanlığı gelişmenin, bilene sormak ise geri kalmanın sebebidir.

Kendisine bir bilgi lazım olan kişinin önünde iki seçenek vardır: Ya kendi çabasıyla o bilgiye ulaşacak ya da o bilgiye sahip birinden o bilgiyi hazır olarak edinecek.

Eğer uğraşmak yerine hazır bilgiye sahip olmak isterse, yani gidip bir bilenden sorarsa, birkaç açıdan zararlı çıkacak: Öncelikle o bilginin doğruluk veya yanlışlığından asla emin olamayacak. Çünkü bilgiyi aktaran kişinin o bilgiye ne derecede sahip olduğunu bilemeyecek. İkinci olarak bilgiyi, anlatan kişinin bakış açısından öğrendiği için saf bilgiye ulaşamayacak. Üçüncüsü bir uğraş göstermediği için gelişme göstermeyecek, koyunlukta bir adım daha öne çıkacak ve son olarak da bilgiye ulaşmak için kaynakları karıştırırken karşısına çıkabilecek onca başka bilgiden mahrum kalacak.

Buna karşılık eğe…

Hayvanlara Özgürlük

Resim
Haberlerde gördüm, memleketin bir yerinde bazı vatandaşlar gösteri yapıyorlardı. Baya kızgındılar. Anlattıklarına göre yeni bir yasa çıkmış, bu yasaya göre sokak hayvanları toplatılacakmış. Tabi vatandaşlarımız buna çok kızmış. Hayvanlar parklara götürülmemeliymiş.

Bilinçli olmak ne güzel değil mi? Herkes evinde otursa, kimse etrafında olanlara ses çıkarmasa kötü olmaz mıydı?

Aklıma bir soru geldi: Bilinç nedir? Bilinç itiraz etmek midir? Ya da ne bileyim sosyal medyadan aldığı gazla sokağa mı dökülmektir? Aslında bilinç, eşcinselliği savunmak adına kendine küfretmek de olabilir.

İtiraz edebilmek çok güzel şey. Otoritelerin her dediğine eyvallah dememek iyi şeylerin göstergesi. Fakat düşünmek de gerekmez mi? Yani bir otoriteye karşı çıkarken başka bir otoritenin dediklerine eyvallah demiş olmamak önemli değil mi?

Düşünen insan çıkıp da sokak hayvanları için gösteri yapmaz. Aslında gerekirse yapılır da düşünen bir insan böyle bir zamanda buna vakit bulamaz. Hayvanın barınakta veya sok…

Vazifemiz İmanımızı Kurtarmak Değildir

Resim
Birçok Müslüman gibi ben de zamanında Risale-i Nur okudum. Risale-i Nur'un temel savlarından biri "imanımızı kurtarmak"tır. İçtihat kapısının kapalı olduğunu savunan bu görüşe göre insan bu karışık devirde fazla bir şey yapamaz. Zaman o kadar kötüdür ki kendi imanın kurtarmak en büyük başarıdır.

Risale-i Nur'un ilk yazıldığı yıllardan günümüze uzun yıllar geçti. Dün İslami haber sitelerine bir haber düştü. Risale-i Nur talebelerinden biri, Diyarbakır'da konuşma yapmış ve yine "vazifemiz imanımızı kurtarmaktır" demiş. İnsan sormadan edemiyor, bu nasıl bir akıl yürütmedir?

Şöyle biraz derin düşündüğümüzde şu soruyu sormamız gerekir: İslam'ın amacı nedir? Mesela İslam'ın amacı namaz kıldırmak olabilir mi? Ya da ne bileyim namaz kılan, zikreden, oruç tutan vs. bireyler yetiştirmek? Ya da konumuza dönersek imanı kurtarmak? Diyelim ki sorumuza evet cevabını verdik, o zaman ortaya bir soru daha çıkmaz mı: İmanın amacı nedir?

Şöyle bir tarihe bakalım; …

O Suyu Arayacaksın

Resim
Dünyanın ömrünü uzatmak ya da yaşanılabilir bir yer olarak kalmasını sağlamak için çalışanlar var. Her yolu deneyerek, insanların ilgisini çekmeye, onları bilinçlendirmeye çalışıyorlar. Çevrenin korunmasını, insanların ona zarar vermeden yaşamayı öğrenmesini sağlamaya çalışıyorlar.

Çevreyi yerle bir eden etkenlerin başında "israf" gelir. İnsanın ihtiyacından fazlasını kullanmaya çalışması, birçok şeye zarar vermesine neden olur. Dünya kirleniyorsa, yaşamak için elverişsiz bir duruma geliyorsa bunun en büyük nedeni insanların har vurup harman savurmasıdır. 
Allah insanın düşmanı değildir, bilakis en büyük dostudur. İnsanın iyiliğini isteyen Allah "yiyin, için ama israf etmeyin"(1) diyerek, doğruyu açıkça belirtmiştir. Eğer Allah'ın israf edenleri sevmemesi size yetmiyorsa o zaman size başka ayetler sunabilirim: 
Allah, Yasin suresinde, inkarcılarla nebiler arasında geçen bir diyaloğu aktarmaktadır. İnkar edenler nebilere, siz bize uğursuzluk getirdiniz dedikler…

Ne Amaçla Öldürüyorsun

Resim
Yıllar önce küçük bir elbise dükkanımız vardı. Babam, bulunduğumuz ilçede takke satan 2-3 kişiden biriydi. O yüzden kendisine takke lazım olan çoğu kişi bize gelirdi.

Günlerden bir gün yine bir adam geldi. Takkeleri kafasına takıp deniyordu. İçlerinden renkli, nakışlı, bizim buralarda görmeye alışık olmadığımız türden bir takkeyi kafasına takınca ona "çok yakıştı, çeçen gibi oldun" dedim. Adam, takke kafasını yakmış gibi takkeyi kafasından çıkardı ve hışımla kutuya attı. Ben şaşkın şaşkın bakarken şöyle deyip gitti: "Ben neden çeçenlere benzeyeyim ki, çeçenler çok ahmak bir milletler."

Çok etkilenmiştim. Küçüktüm. Tek bir muhalif ses duymamıştım. Ailem dindardı. Mücahitlerin kahramanlık öyküleriyle büyüyordum. Şeyh Şamil Kafkas Kartalımdı. O adamın neden çeçenlere düşmanlık yaptığını anlayamazdım.

Aradan yıllar geçti. Çeçenler mücadelelerinden hiç vazgeçmediler. Sürekli şehit haberleri geliyordu. Her yeni haberde biraz daha yüreğimiz yanıyordu ama dua etmekten vaz…

Linux Dağıtımlarını Usb ile Kurma

Her seferinde orada burada aradığım bir komutu buraya yazayım hem ben aramayayım hem de ihtiyacı olan baksın.

Herhangi bir Linux dağıtımının iso kalıbını cdye yazdırmadan usb bellekten kurmak çok kolay bir iştir. Hem böyle daha hızlı da kuruluyor.

İşte bu komutla iso kalıbı usb belleğe yazılır ve bilgisayar usb bellekten başlatılır.

dd if=indirdiğiniz iso kalıbı of=/dev/sdb1

Buradaki sdb1 usb belleğe karşılık geliyor. Sizinki ne ise oraya onu yazmalısınız

fdisk -l komutu ile bilgisayarınızdaki disk bölümlerini görebilirsiniz.

Bu arada bu komutları root yetkisiyle vermelisiniz.


Müslümanın Seçimi

Resim
Sıradan bir insan kendine güvenebilir, babasına güvenebilir, annesine güvenebilir; oğlu mal veya makam sahibiyse oğluna da güvenebilir ama bilinçli bir Müslüman bunu yapamaz. Fatiha'da okuduğu üzere o sadece Allah'tan yardım ister ve iş dayanmaya geldiğinde sadece Allah'a dayanır, sadece ona güvenir.

Söz konusu seçim olduğunda, halktan oy isteyen bir Müslümanın durumu nedir peki? Orada da durumun değişmemesi gerekir. Tüm işlerinde Allah'tan isteyen, ona dayanan, ona güvenen Mümin, bu işte de Allah'a güvenmelidir. Çünkü Allah dilemezse Müslümana sadece boş avuçlar kalır.

Huneyn, bu konuyu anlamak için unutmamamız gereken bir başlıktır. Müslümanların tarihlerinde ilk defa çokluklarına güvendikleri bu savaş, Müslümanlar için yeryüzünün kendilerine dar geldiği belki de tek savaştır. Mute savaşında Müslümanlar üç bin kişiyle yüz bin kişiye karşı savaşmışlar, buna rağmen Huneyn savaşındaki gibi sarsılmamışlardır. Çünkü bu savaşta Müslümanlar Allah'a değil, kendileri…