Vazifemiz İmanımızı Kurtarmak Değildir

Birçok Müslüman gibi ben de zamanında Risale-i Nur okudum. Risale-i Nur'un temel savlarından biri "imanımızı kurtarmak"tır. İçtihat kapısının kapalı olduğunu savunan bu görüşe göre insan bu karışık devirde fazla bir şey yapamaz. Zaman o kadar kötüdür ki kendi imanın kurtarmak en büyük başarıdır.

Risale-i Nur'un ilk yazıldığı yıllardan günümüze uzun yıllar geçti. Dün İslami haber sitelerine bir haber düştü. Risale-i Nur talebelerinden biri, Diyarbakır'da konuşma yapmış ve yine "vazifemiz imanımızı kurtarmaktır" demiş. İnsan sormadan edemiyor, bu nasıl bir akıl yürütmedir?

Şöyle biraz derin düşündüğümüzde şu soruyu sormamız gerekir: İslam'ın amacı nedir? Mesela İslam'ın amacı namaz kıldırmak olabilir mi? Ya da ne bileyim namaz kılan, zikreden, oruç tutan vs. bireyler yetiştirmek? Ya da konumuza dönersek imanı kurtarmak? Diyelim ki sorumuza evet cevabını verdik, o zaman ortaya bir soru daha çıkmaz mı: İmanın amacı nedir?

Şöyle bir tarihe bakalım; peygamberler neyin davasını yapmışlar? Nuh, Hud, Salih, İsa, Musa ve Muhammed... (Allah'ın selamı hepsinin üzerine olsun) Bu güzel insanlar, imanlarını kurtarmanın peşinde mi olmuşlar? Tabi ki hayır! Eğer peygamberler kendilerinin ve onlara uyanların imanlarını kurtarmak için çalışsalardı, hiçbirinin kavimleriyle aralarında bir sorun çıkmazdı. Peygamberler kavimlerini doğruya çağırıyorlardı. Evet iman da bu doğrulardan biriydi ama tek değildi. Mesela Şuayb (as) kavmine alışverişte hile yapmamalarını söylüyordu. Lut (as) kavminin içinden eş cinsellik hastalığını çıkarmaya çalışıyordu. İbrahim (as) kavminin putlarını kırarak onları düşünmeye sevk etmeye çalışıyordu.

Hiçbiri kendi imanımı kurtarayım da zaten zaman karışık demedi. Kavimlerinin alaylarına, hor görmelerine, işkencelerine aldırış etmeden onları iyiye, doğruya, adalete çağırıyorlardı. Önderimiz Hz. Muhammed, istese hem imanını kurtarırdı hem de Mekkelilere efendi olurdu; ama o adalet istiyordu. Diri diri gömülen kız çocuklarının hakkını arıyordu. Zenginin fakiri ezemediği bir toplum istiyordu ve gerektiğinde bu uğurda savaşmaktan kaçınmıyordu.

Boğazına kadar sorunlara batmış dünyanın tek umudu olan İslam'ın fertlerinin vazifesi imanını kurtarmak falan değildir. Müslümanın görevi, canla başla çalışıp dünyayı iyiliğin, adaletin, kardeşliğin, refahın, huzurun mekanı yapmaktır. Müslüman, imanını göğsüne saklayıp bir köşede oturan değil, imanını kılıç yapıp onunla zulmün canını alandır.

Yorumlar

  1. Hiçbiri kendi imanımı kurtarayım da zaten zaman karışık demedi. Kavimlerinin alaylarına, hor görmelerine, işkencelerine aldırış etmeden onları iyiye, doğruya, adalete çağırıyorlardı. Önderimiz Hz. Muhammed, istese hem imanını kurtarırdı hem de Mekkelilere efendi olurdu; ama o adalet istiyordu.
    BUNU YAZAN ELLERDEN ÖPÜYORUM:KARDEŞİM:

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estğ. Teşekkür ederim.

      Sil
    2. Cok haklisiniz. O zaman " Imani kurtarma zamaniydi" o , o yolda hizmet etti. Allah razi olsun. Artik yeni seyler yazma ve okuma zamanidir.

      Gokce

      Sil
    3. Bediüzzaman Kur’an’ın dört maksadı var olduğunu ifade ederken ”Tevhid, Nübüvvet, Haşir ve Adaleti” diye sayar.

      Kur'an-ı Kerîm, insanlara îtikad, ibâdet, ahlâk, içtimaiyat, iktisad, siyaset, tarih, hukuk, insan, kâinat ve kâinat ötesi gibi birçok hakikatlerden bahsetmiştir. Kur'an'ın bahsettiği bu hakikatlarîn en önemlilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

      1. Kur'an bütün insanları Allah'ın varlığına, birliğine îmana, yani tevhid inancına dâvet eder. Zihinlerde Allah'ın kudret ve azametini tespit edip yerleştirir...

      2. İnsanları putperestlik ve şirkten şiddetle men'eder. Yalnız ve yalnız, tek olan Allah'a ibâdet etmeye ve O'na hiçbir şey'i şerik koşmamaya dâvet eder...

      3. Kur'an insanları ilme, irfana, tefekküre çağırır. İnsanları gaflet içinde şuursuzca yaşamaktan men'eder. Allah'ın kudret ve hikmetine dikkat etmelerini, kâinata ve hâdiselere ibret gözüyle bakmalarını ister.

      4. İnsanlara gönderilmiş bâzı peygamberler ve onların ümmetlerini irşad ve tebliğ tarzları hakkında bilgi verir. Geçmiş ümmetlerin hallerinden ders almamızı söyler.

      5. İnsanların nefislerine esir olmamalarını, dünyayı âhirete tercih etmemelerini, dünyada her an imtihan içinde olduklarını unutmamalarını bildirir.

      6. Müslümanların dinlerinde sebat etmelerini, daima hakka tâbi olup hakkı savunmalarını, düşmanları karşısında kuvvetli olmalarını tavsiye eder.

      7. İçtimaî, iktisadî ve siyasî hayatta tâkip edilmesi gereken temel esasları ve saadet düsturlarını haber verir.

      8. İnsanlar arasında adalet, istikamet, tevâzu, sevgi ve şefkat, ihsan, afv, edeb ve eşitlik gibi ahlâkî değerleri tavsiye eder. İnsanları zulümden, hıyânetten, kibirden, cimrilikten, intikam duygularından, katı yüreklilikten, fuhşiyattan, haramdan men'eder.

      9. Allah'ın kâinata koymuş olduğu kanunların değişmeyeceğini, muvaffakıyet için bu kanunlara riayet etmenin lüzumunu anlatır. İnsana kendi gayret ve çalışmasından başka hiçbir şey'in fayda vermiyeceğini bildirir.

      10. İslâm'a uyanların cennete, uymayanların ise cehenneme gireceğini bildirir. Bu dünyanın, âhiretteki ebedî cenneti ve saadeti kazandıracak bir imtihan meydanı olduğunu haber verir...

      Sil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeşil Göz Kırmızı Tokat

Grub Kurtarma

Üzüntü Giderme Aracı

GM Discovery Eduroam Bağlantısı

Çay mı Şerbet mi

Bakış Açısı

Öğretme(n)