Kayıtlar

Temmuz, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Zarrab'ın Yatı

Resim
Haber sitelerine bakınca Reza Zerrab'ın yatı gözüme çarptı. Aklıma şu soru takıldı: Bu kadar yoğun gündem içinde bir yatın Bozburun'a gelmesi neden haber oluyordu?

Kendimce şöyle bir çıkarımda bulundum: Eğer bu yat haber oluyorsa sahibinden ötürüdür. Eğer sahibi haber oluyorsa bu geçmişinden ötürüdür. Eğer geçmişi haber oluyorsa bu, geçmişindeki bir sorundan ötürüdür. Eğer o sorun çözülmemiş gibi görünüyorsa bu, sorunu çözdüğünü sanandan ötürüdür.

Yani kimse adalete güvenmiyor. Eğer insanlar adalete güvense, medyamız bunu haber yapmaya cesaret edemezdi. Adam yakalandı, suçsuz bulundu, bırakıldı denirdi, geçilirdi. Eğer geçilmiyorsa, demek ki adamın suçsuz olduğuna kimse inanmıyor.

Peki gerçekten ülkemizde adalet güvenilemeyecek bir şey mi? Galiba öyle. En azından gözlemlediğim kadarıyla kararların, açıkçası bazı kararların, siyasi verildiğine şahit oluyorum. Güç sahipleri ne yapmış olurlarsa olsunlar çıkmanın bir yolunu bulurken zavallılar içerilerde çürüyor. Devletle anlaşma…

Tolga Çevik Neden Kaybediyor

Resim
Tolga Çevik son olarak "Patron Mutlu Son İstiyor" adlı filmi çekti. Film hakkında eleştiri yapmayı becerebilseydim, filmin senaryosunun aşırı klasik olduğunu söylerdim. O kadar klasik ki insan bir dakika sonrasını bile merak etmiyor. Filmin en can alıcı noktası olan kızın nikah masasına oturma sahnesi bile, ben inanmıyorum, tek bir seyirciyi üzmemiştir. Herkes bilmiştir ki bir şekilde kız kalkıp baş role bir şekilde kavuşacaktır.

Tolga Çevik Türkiye'nin en iyi komedyenlerinden biridir. Yaptığı programlardaki başarı bir yana, oyunculuğu da gayet üst seviyededir. Fakat ne hikmetse yaptığı ikinci film de alt seviye bir film olmaktan kurtulamamıştır.

Tolga Çevik neden kaybediyor? Ondan daha iyi olmayanlar neden onun 5-6 katı izleniyor? Bence bunun en önemli nedeni yaratıcılıktan uzak olması; klasik senaryolarla, tiplemelerle seyircinin karşısına çıkması.

Diğer komedyenlere ve onların başarısına bakarsak ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir: Çok tutan filmlerde, ya seyi…

Ne Olacak Linux'un Hali

Resim
Linux'tan yana umutlarım tükenmeye başlıyor. "Param olsa da Apple'den bir bilgisayar alıp kurtulsam" dediğim günlerin yanısıra, artık "acaba Windows mu kullansam" dediğim zamanlar oluyor. Yok yani mersedesten torosa inecek halim yok da, işte bazen aklıma gelmiyor da değil.

Linux'u tanımaya başladığım zaman, "dünyaya yanlışlıkla düşmüş cennet nimetlerinden biri de bu" demiştim. Çok sevdim Linux'u. Pek anlamadığım halde forumlarda, orada burada takılıp, hem öğrenmeye hem de yardımcı olmaya çalıştım. Daha sonra okul ve diğer meşgaleler yüzünden uzak kaldım, kullanmakla yetindim.

Linux kullanmaya başladığım altı yıl boyunca, elbette her daim gelişen, yenilenen bir yazılımı sevdim. Birçok dağıtım altı ayda bir yenilenirken, diğerlerinin de yılda bir yeni bir sürüm çıkardığına şahit oldum. Tabi bunun yanında Arch gibi her an yeni olanı da baya kullandım.

Sanırım son iki yıldır Mint kullanıyorum. Açıkçası artık bu sorunsuz, ve hemen hemen bana h…

Coca Cola Müslümanmış

Resim
İlluminati diye bir şeyin varlığından bahsediyorlar. Buna göre İlluminati gizli bir tarikat mı örgüt mü öyle bir şey. Bunlar, görsel yayınları kullanıp insanların bilinçaltına bir şeyler yüklüyorlar. Herhangi bir filmin herhangi bir sahnesinde, arka planda bir resim, bir yazı vb. duruyor; bu yazı seyirciye sezdirilmeden onun bilinçaltına işleniyor.

Bu konuda çok fazla belge olunca buna yok diyemiyorum elbette. Fakat bunun varlığı bizim bazı uyanıkların hayal gücüne öyle bir katkıda bulunmuş ki, çok acayip şeyler üretmişler.

Coca Cola'da "La Muhammed La Mekke" yazdığı saçmalığını duymayan yok herhalde. Basit bir marka ismini, ters tutup aynaya çevirerek farklı bir anlam çıkarmaya çalışmanın manyaklık olmadığını söyleyebilir miyiz? Hem zaten tüm zorlamalara rağmen denilen şey çıkmıyor. Ters tutup aynadan bakınca kesinlikle Arapça bir yazı görünmüyor, hadi görünüyor desek bile orada "La" değil, "le" yazıyor. Eğer yanlış bilmiyorsam "le" Arapça…

İsrail'i mi Kınasak Filistin'e mi Dua Etsek

Resim
İsrail yine Gazze'ye girmeye çalışıyor. Bunun üzerine politikacılarımız, İsrail'i kınıyor. Bazı arkadaşlarımız da kınayanları kınıyor.

Evvela kabul etmek gerekir koca bir devletin İsrail'i en üst seviyelerden kınaması az bir şey değil. Sonra konunun can alıcı noktasına gelirsek: Kınamazsak ne yapacağız?

Bazı arkadaşlarımız dua edelim geçer diyorlar. Altmış altı yıllık tecrübeyle biliyoruz ki duayla olmuyor. Ya da Yahudilerin duaları kabul oluyor; biz Müslümanlarınki olmuyor. Öyle veya böyle olmuyor işte, kızmaya gerek yok. Olsa çoktan olurdu.

Bazen bana dua et diyenlere "sen kendine dua et" derim. Çünkü dua sadece bir isteme değildir. Dua acziyetinin farkına varıp, eksiklerini tamamlama eyleminin başlangıcıdır. Bu yüzden bizim Filistin'e dua etmemizin çok fazla anlamı yoktur. Aslında yapmamız gereken, kendimiz için dua etmemizdir.

Eğer kendimize dua etseydik, cahil, güçsüz ve geri kalmış olduğumuzu görürdük. Eğer bunun farkına varsak, bu kaygıyı hissetsek, b…

Ne Kadar İşkence O Kadar Sevap

Resim
Hem ağlayarak namaz kılan, hem de saz çalan şeker mi şeker bir hocamız vardı. Günlerden bir gün, onun dersinde bir arkadaşımız, namazları üç vakitte toplamayı eleştirdi. Hocamız da "neden olmasın" tarzında bir şeyler söyledi. Arkadaşımız buna karşılık "ama bazıları da çok kolaylaştırıyor" demesin mi? Yılların profesörünün buna cevabı enfesti: "İyi ya işte!"

Hep deriz İslam kolaylık dinidir diye. Hadis söyleriz "kolaylaştırınız zorlaştırmayınız; sevdiriniz nefret ettirmeyiniz"  diye. Fakat nedense hep de zorlaştırırız; nefret ettirmeye çalışırız. Sanki İslam'a düşmanmışız da insanları ondan nasıl uzaklaştırmanın derdindeymişiz gibi.

Kolaylaştıracağım diye İslam'ın temellerinden taviz verenleri kâle almadığımı belirteyim. Benim lafım orucu zorlaştırmaya çalışanlara. Zaten on yedi saat oruç tutmak fazlasıyla zorken, bir de bunu çekilmez yapanlara.

Eskiden beri vardı; "orucu uykuya tutturmak" deyimi ama yaza gelmediğinde dokuz-on …

Kim Uğraşacak Şimdi

Resim
Her insanın hayattan beklentisi farklıdır. Zaten bunun sonucunda dünyada bir denge vardır. Kimisinin, "hayatta yapmam" dediği işi, bir diğeri severek yapmaktadır. Bazısı işinden nefret ettiği halde ondan vazgeçemezken, bazıları bir çok işi yapabileceği halde hiç çalışmamaktadır.

Tüm farklılıklara rağmen dünya herkes için döner. Asıl mesele kişinin dünyanın dönüşüne kapılıp kapılmamasında bence.

Ne mi demeye çalışıyorum? Bilindiği üzere insanda acayip bir gelecek korkusu var. Yarını için endişelenmeyi, içinde bulunduğu anı yaşamaya tercih eden insan, bu yüzden çok şey kaybedebiliyor. Herhangi bir kişi, iyi-kötü bir iş tutturdu mu, onu kaybetmeme korkusuyla yaşamaya devam ediyor. Hayallerini bir kenara bırakarak, boğazı için yaşamını huzurluca sürdürüyor.

Kimseye laf atmıyorum elbette. Taşımı en önce kendi kafama atıyorum. Fakat nasıl bir şeyse ağrısını hissetmiyorum. Ya da "ne yapabilirim ki" deyip öylece geçiyorum. Kısacık bir hayat yaşayacağımı, hayal ettiğim bir…