Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dil Öğrenmek Önemli

Resim
Bizim hocalardan biri hacca gitmiş. Hacılardan biri ona:
- Arapça var mı diye sormuş, bizim hoca
- Yok demiş;
- İngilizce?
- Yok.
- Farsça?
- Yok.
- Urduca?
- Yok.
- Türk müsün?
- Evet. Şeklinde bir konuşma geçmiş aralarında.

Biz dil çalışmayı, öğrenmeyi sevmiyoruz. Cem Yılmaz'ın da dediği gibi, hepimiz İngilizce biliyoruz ama aslında hiçbirimiz bilmiyoruz. Dile başlayacağım diye kapıyı pencereyi öğreniyoruz, ardından zor diye bırakıp boş işlerle vakit harcıyoruz.

Halbuki yabancı dil dediğin hem yeni kültürlerle tanışmanın, ufkun açılmasının yolu hem de geleceğin maddi yönden garanti altına alınması. Dünyanın merkezi sayılabilecek bir yerde bulunduğumuz düşünüldüğünde, farklı dil bilenlere ne kadar ihtiyaç olduğunu anlayabiliriz.

Dediğim gibi farklı dil bilmek önemli. Herkes İngilizce bilmek ister ama bence artık İngilizce yabancı dil bile değil. İşe yarayacak bir dil öğrenmek istiyorsanız farklı dillere yönelmelisiniz. Örneğin Rusça; olmadı Çince, İtalyanca, İspanyolca... İran&#…

Kart43 Neden Değiştiriliyor

Resim
Geçenlerde otobüs kartıma para yüklemeye gittiğimde bakkal arkadaş "artık sizin kartlara yükleme yapamıyoruz, kartlarınız değişecek" dedi. Şaşırdım. Belediyenin yükleme noktasına gittim, onlar da yükleyemedi, sadece belli birkaç yer yükleyebiliyor dediler. Uzatmayayım, sonuçta bir şekilde yüklüyoruz; çünkü bizim kartlar sadece otobüs kartı değil, aynı zamanda turnikeler ve yemek için de kullanılıyor. Lazım yani. 
Günler böyle geçerken, bu olayın sebebini de düşünüyordum. Konuyu arkadaşlara açınca klasik bir tepki aldım: "Bu nedir ya, saçma sapan işler, nereden baksan 30-40 bin kart, boşa masraf" tarzında sözler işittim. Ne yalan söyleyeyim, ben de biraz öyle düşündüm.
Geçenlerde durakta beklerken birkaç gencin de aynı serzenişlerde bulunduğuna şahit oldum. Onlar da milli servetimizin böyle şeylerle yok olduğundan falan bahsediyorlardı. Şaka yapıyorum tabi, gençler ne bilsin milli serveti, anca sızlanırız biz, bilip bilmeden...
Bilmediğimiz halde birçok konu hakkın…

Kütahya'dan Zafer Hava Limanına Nasıl Gidilir

Resim
Zafer Hava Limanı Kütahya sınırları içinde ama Kütahya, Afyon ve Uşak için ortak kullanılmak üzere tasarlanmış bölgesel bir hava limanı. Kütahya'nın Altıntaş ilçesine yakın, Kütahya merkeze yaklaşık 45 km uzaklıkta.

Bildiğim kadarıyla bu hava alanından sabah 7:00 civarında bir uçak kalkıyor ve gece 23:55'te bir uçak iniyor. Türkiye'nin herhangi bir bölgesine yapılan uçuşlar, bu uçaklarla İstanbul üzerinden aktarmalı olarak yapılıyor.

Kütahya'dan ayrılmak istediğinizde, sabah erken saatte servis ile merkezden hava alanına ulaşabiliyorsunuz. Kütahya'ya geldiğinizde de servis sizi Kütahya merkeze bırakıyor. Otogara uğrayıp Hilton Otelinin önüne kadar geziyor. (Kişi başı 8 TL)

Buraya kadar her şey normal. Fakat diyelim ki Kütahya'ya bir misafiriniz gelecek ve onu hava alanında karşılamak istiyorsunuz, bunu nasıl yapacaksınız? Gece gelecek uçak için şehirden servis kalktığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Servis sadece sabah gidiyor, gece uçak inince de geliyor. (Bu…

Para İçin Okumak

Resim
Para insanı mutlu etmez. Çok paradan bahsetmiyorum, sadece geçinecek kadar kazanılan para da mutlu etmiyor. Sırf para kazanmak için okuduğumuz okullar, girdiğimiz işler, bize bir ömür boyu köle hissettirmekten fazla pek bir işe yaramıyor.

Gençlerimiz sevdikleri alanlara yoğunlaşmak yerine, para kazanabilecekleri garanti işler arıyorlar. Bu işlerin onları mutsuz edeceğini görmek istemiyorlar. Halbuki herhangi bir kamu kurumuna, özel şirkete gitseler; işlerinden nefret eden insanların çok fazla olduğunu görecekler. O insanların da sırf iş sahibi olmak için o işe girdiklerini ama çalıştıkları her gün için kaderlerine lanet okuduklarını ve sevdikleri işlerin hayaliyle yandıklarını onlardan dinleyebilecekler.

"Dövüş Kulübü"nde bir sahne vardı: Baş roldeki kişi bir markete giriyor, market sahibini arkaya götürüp kafasına silah dayıyor ve ona "hayalin bu muydu" diye soruyor. O an adamın hayalinin okumak olduğu ama geçim korkusuyla bu işe girdiği ortaya çıkıyor. Filmin ba…

General Mobile 4G

Resim
Tam adı General Mobile Android One 4G olan bu telefonu duyunca çok sevinmiştim. General Mobile Discovery'i yaklaşık iki yıl kullandım ve çok memnundum. Bu telefon ondan iyi görünüyordu ve üstelik arkasında Google vardı. Böyle bir telefon, böyle bir fiyata kaçmazdı.

Aldım tabi, bir buçuk aydır kullanıyorum ve memnum değilim.

Telefon güzel görünüyor, hızlı, ekranı net ama dokunmatik çok fena. Hassasiyeti o kadar kötü ki kesinlikle rahat yazamıyorum.

Kamera için 13 mega piksel yazmışlar ama "sadece yüksek ışıkta çeker" notunu eklemeyi unutmuşlar. Çünkü ışık çok iyi olmadı mı ilk çıkan telefonlardan bile beter çekiyor. Açıkçası almadan önce bunu kullanıcı yorumlarından okumuştum ama abarttıklarını sanıp yine de almıştım. Fakat şimdi anlıyorum ki hiç de öyle abartılan bir durum yok ve bu çok önemli bir sorun. Yani nasıl diyeyim; resmen çekemiyor.

Telefon yaklaşık bir ay Youtube sorunu çıkardı. Her seferinde hata veriyordu. Neyse ki geçenlerde bir güncelleme yayınlandı ve sor…

Yasaklamayın Anlatın

Resim
Anlamaya başladıktan itibaren insanlara "yapmayın, etmeyin" tarzında yasaklar başlar. Meraklı olan çocuklar, anlamak istedikleri şeylere hevesle abanırken belki de hayatlarının en yoğun yasaklarıyla tanışırlar. Sürekli engellerle karşılaşan bireyler, bir zamandan sonra kabullenmeye başlarlar.

Yasaklar, toplumun birlikte yaşaması için zorunludur. Fakat bu yasakların yasaklanış biçimleri bence sorunludur. Kişiye, çok yapmak istediği şey konusunda engel konulduğunda, o kişi o hareketi yapmak istemeye devam eder. Fakat onu engelleyenler, onun o davranışta bulunmaması için gerekli hiçbir masraftan kaçınmazlar. Kişiyi denetlemeye devam ederler, böylece işler tıkır tıkır işler.

Peki kişi denetlenemeyeceği bir yerde olursa ne olur? İşte o zaman sorunlar başlar.

Çocuğa falan şeyi boşa harcama dediğinizde çocuk onunla oynama isteğinden vazgeçmez. Fakat sizin baskınız onu durdurur. Eğer bir gün evde olmazsanız, o çocuk o yasakladığınız şeyi, suyunu çıkarma derecesinde yapar.

Eğer bir …

Suda Yüzen Bisiklet

Resim
Bir grup üniversite öğrencisi, evet yanlış duymadınız üniversite öğrencileri, bitirme ödevi olarak suda yüzen bisiklet yapmışlar. Bisikletin iki tarafına damacana bağlamışlar, sonra suya indirip pedal çevirmişler. Kendilerinin proje diye adlandırdıkları bu çocuk oyununu da tutup medyaya tanıtmışlar.

Tecrübe, öğrenmede çok önemli bir konumda. Öğrendiğimiz birçok şeyi (belki de her şeyi) tecrübe ederek öğreniyoruz. Yaş ilerledikçe daha çok şey deniyoruz, böylece daha çok şey öğreniyoruz. Fakat kısacık hayatımız çabuk sona erdiğinden, öğrendiklerimizle kalıyoruz.

İnsanın ilerleme kaydetmesi için, kendisinden öncekilerin tecrübe ettiklerini, tekrarlamaması lazım. Zaten durum böyle değil. Eğer herkes baştan her şeyi tecrübe etseydi muhtemelen şimdi hala avcı-toplayıcı toplum olarak yaşardık. Yapmamız gereken, kendimizden öncekilerin getirdiği noktadan bayrağı devralıp, sonrakiler için götürebildiğimiz en uzak noktaya ulaştırabilmektir. Ancak böyle başarılı olabiliriz.

Bizim üniversite öğr…

Anlayacaksınız Gençler

Resim
Bir kere aldığınız şeyi ikinci defa aynı fiyata alamadığınızda anlayacaksınız ne yaptığınızı gençler.

Enflasyon diye size masallarda anlatılan canavarın gerçek olduğunu gördüğünüzde anlayacaksınız ne yaptığınızı.

Giydikleriniz yüzünden bazı yerlere giremediğinizde anlayacaksınız ne yaptığınızı.

"Teğet geçti" diye alay konusu yaptığınız krizi iliklerinize kadar yaşadığınızda anlayacaksınız ne yaptığınızı.

Yol, okul, hastane ve köprülerin vs. yapımlarının bir insan ömrünü geçtiğini gördüğünüzde anlayacaksınız ne yaptığınızı.

Başbakanlarımız başka ülke başkanlarının önünde el pençe divan durduklarında anlayacaksınız ne yaptığınızı.

Asgari ücret 1500 lira olup 5 litre ayçiçek yağı 50 lira olduğunda, anlayacaksınız ne yaptığınızı.

GM Discovery Eduroam Bağlantısı

Resim
General Mobile Discovery Kitkat sürümüne geçtikten sonra eduroam bağlantısını kuramadım. İnternette aradım ve donanımhaber forumda konuyla ilgili bir mesaj buldum. Çok kısa yazılan mesajı burada resimli bir şekilde açıklamak istiyorum.

Öncelikle Sistem Ayarları'ndan Kablosuz'a giriyoruz. Orada altta duran +'ya basıyoruz. Bu yeni ağ oluştur demek.





Ağ SSID yazan yere "eduroam" yazıyoruz. Hemen altında Güvenlik seçeneğini 802.1xEAP diye değiştiriyoruz. Kullanıcı adı ve şifremizi giriyoruz.



Ardından Gelişmiş Seçenekleri Göster kutucuğunu işaretliyoruz. Altındaki EAP metod seçeneğini TTLS onun altındaki Faz 2 doğrulaması'nı da PAP diye değiştiriyoruz.



Hepsi bu kadar. Kaydet dedikten sonra eduroam'a rahatlıkla bağlanabilirsiniz.


Binali Abi ve Obama

Resim
Ulaştırmada bir eşi daha olmayan ama teknolojiden anlamadığı her halinden belli olan Binali abinin bir konuşmasına şahit olmuştum. "Bu teknolojik işleri çok kurcalamamak lazım" diyordu. Bunun üstüne onu ve Obama'yı karşılaştıran bir video hazırlanmıştı. Binali abi kurcalamayın derken Obama aksine, kurcalayın diyordu. "İnternetten uygulama indirmeyin demiyorum, indirin ama bir tane de siz yapın" diyordu.

Adamlar hiç durmuyor, hep yapıyorlar zaten. Bugün ellerimizden düşürmediğimiz aletleri onlar yaptı, sürekli açık tuttuğumuz web siteleri onlar yaptı. Buna rağmen hala "yapın, üretin" diyorlar. Çünkü büyük düşünüyorlar.

Biz ne yapıyoruz? Sadece kullanıyoruz. Kötü mü kullanıyoruz, hayır bu işte baya iyiyiz. Adamların satmak için bin bir yolla kilitlediği programlarını bedava kullanmakta üstümüze yok. Ne yapar ederiz, o programı çalmanın bir yolunu buluruz.

Lise yıllarımda tarih hocamız "Rönesans neden İtalya'dan çıktı" diye sormuştu. "…

4. TLÇK

Resim
Türkiye'de her yıl meğerse lisansüstü çalışmalar kongresi yapılıyormuş da bizim haberimiz yokmuş. Bu sene ev sahipliğini bizim üniversite hatta bizim fakülte yapınca konuyu tam anlamış oldum.

TLÇK, yani Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresinin dördüncüsü bu sene Dumlupınar Üniversitesinde yapıldı. 
Bana düşen görev diğer illerden gelen misafirlerin karşılanmasına yardım etmekti. Bu vesileyle birçok araştırmacıyla tanıştım, bazılarıyla sohbet etme imkanı buldum. Üç gün süren konferans boyunca kısa da olsa sohbetlerle araştırmacı arkadaşlardan bir şeyler kapmaya çalıştım. Yapılan oturumların bazılarına katılarak (hepsine katılmak imkansız) birbirinden değerli çalışmaların özetini birinci ağızdan dinledim.

Kongrenin detaylarına girmeyeceğim, merak eden TLÇK yazıp bakabilir. Ben daha çok şaşırdığım iki konudan bahsedeceğim. Birincisi gelen araştırmacılardan bazılarının söylediği, İlahiyatçıların hayatın gerçeklerinden uzak durdukları meselesi. Bu arkadaşların iddiasına göre biz hep …

Tüm İneklere

Resim
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Arapça dil eğitim aldık. Altı ay boyunca haftada altı saat ders gördük. Bizden istenen bu eğitim sonunda YDS'den 65 ve üzeri bir puan almaktı. Bunun için 80 sorudan en az 52 doğru yapmalıydık.

Hayatımda ilk defa ders boş geçiyor diye üzülen, kızan insanlar gördüm. Toplamda sekiz kişiydik ve bu sekizin altısı da inekti diyebilirim. Özellikle temsilci olarak seçtiğimiz arkadaş nefes almadan çalışıyordu. Tamam kabul ediyorum, sınav zordu, altı ay dil öğrenmek için kısa bir zamandı ama hayat bu kadar çalışmaya değmezdi.

Çalıştık, çabaladık, uğraştık. Son iki ayda, samimiyetimiz biraz artınca İstanbul'u biraz gezmek istedik. Gezdik de. Baya güzel vakit geçirdik ama temsilci arkadaşımız yüzümüze bile bakmadı. Teneffüs aralarında bile çalıştı.

Sonuç ne mi oldu. Sekiz kişiden beşi barajı geçti, üçü geçemedi. İşin ilginç yanı, ilk baştan beri temeli sağlam olan, hepimizden çok çok daha iyi grameri bilen (hatta bazı hocalardan da iyi biliyordu…

Dünyanın En Güzel Duygusu

Resim
Doktorlar ultrason cihazından fotoğraf yazdırıp "al babası" diye elime uzattıklarında hiçbir şey hissetmiyordum. Alışveriş yapıp minicik minicik elbiseler aldığımızda da hiçbir şey hissetmiyordum. Bende bir sorun mu vardı yoksa içime bir şeylerin ineceğini bekleyerek yanlış mı yapıyordum?
Bu yaşıma gelmiştim hemen hemen hiçbir çocuğu öpmemiştim. Pek sevmezdim de. En çok gıdıklardım falan yeğenlerimi. Acaba kendi çocuğumu sevecek miydim? 
Zorlu, çok zorlu bir doğum sürecinden sonra hemşire gelip "bebek doğdu, elbiselerini verin" deyince sevinçten ne yapacağımı bilemedim. Çocuğun doğmasına değil, daha çok eşimin kurtulmasına sevinmiştim. Hemşireden durumunun iyi olduğunu öğrenince de omzumdan büyük bir yükün kalktığını hissetmiştim. 
Sonra beni odaya çağırdılar. Bak bu senin çocuğun dediler. Baktım, hala hiçbir şey hissetmiyordum. O kadar küçüktü ki ağlayamıyordu bile. Fakat bence sadece bir çocuktu ve orada öylece yatıyordu. İçime gökten inmesini beklediğim sevgide…

Bana Gelen Çiçek

Resim
Telefonum çaldı, arayan memurumuzdu. "Hocam size bir hediye geldi." dedi. "Ben kendime sandım ama hüsrana uğradım, bugün doğum gününüz mü?" diye ekledi. Çok şaşırdım. Ne hediyesi olabilirdi ki? Alışveriş yaptığım sitelerden biri bana kıytırık bir şey göndermiş olmalıydı. Ya da bir yanlış anlaşılmaydı.

Az sonra odanın kapısı çalındı. Kapıda bir adam, elinde bir çiçek!... Çiçek mi? Çiçek mi dedim ben? Bana gelen bir çiçek!...

Ağzım açık kalmıştı. Ne yapacağımı bilemedim. Adam çiçeği elime tutuşturdu ve gitti. Ben hala yanlış anlaşılmadır diye çiçeğin kimden geldiğini anlamaya çalışıyordum. Açıkçası o an, yaşadığım anların gerçek olup olmadığını ayırt etmeye çalışmakla meşguldüm.

Küçük bir saksının içinde, uzun, iri pembe yapraklı, çok güzel kokan bir çiçek gelmişti bana. Saksının etrafı mor bir kağıtla kaplanmıştı. Sanırım güzel kokan o kağıttı.

Çiçeği sehpaya koydum. Üzerindeki kağıdı aldım, tekrar tekrar okudum.

Çiçek karşımda durduğu halde bilgisayarın başına otu…

Göz Neylesin

Resim
Göz inciye bakar, güzel sanır
Aşık yürek, taşı neylesin
İnci tozlanırsa yerinde kalır
Senin cemaline toz neylesin

Seni gören gafil, insan sanır
Melek görünmezse göz neylesin
Gözüyle bakan surette kalır
Nurun önümdeyken ışık neylesin

Benden Bana Selamlar

Resim
Blog yazmak harika bir şeymiş. Yıllar önce internetten para kazanmak için arayışlarda bulunurken blog yazmanın önemine değinen bir yazıya rastladığım için ne kadar şükretsem az. Aslında o yazıyı yazanı bulup ona teşekkür etsem daha iyi olurdu ama neyse işte...

Blogu ilk yazdığım zamanlarda sadece bir şeyler yazabilmek için yazıyordum. Sonradan, okuyanlar ve yorum yapanlar ortaya çıkınca durum daha da güzelleşti. Fakat şimdi fark ediyorum ki ne yazmış olmak ne de okunup yorumlanmakmış mesele; mesele kendi değişimine şahit olabilmekmiş.

Yıllar önceki yazılarıma baktığım zaman ne gibi değişiklikler geçirdiğimi görebiliyorum. O zamanki bazı düşüncelerime gülüyor, bazılarına "vay be" diyor, bazılarını okuyunca da kendime küfrediyorum. Fakat her şeye rağmen geçirdiğim evrelerin farkına varabiliyorum.

Keşke imkanım olsaydı da daha çok yazabilseydim. Keşke her gün en az bir yazı karalayabilseydim. Böylece günlük hayatımı sonraki günlerime saklayabilirdim.

Bugünden sonra daha az vak…

İnanmıyorum; Biliyorum

Resim
Beraber yemek yediğimiz arkadaşlardan biri, burada yazmamın doğru olmayacağı bir konu hakkında, "falankesin bunu yaptığına inanmıyorsun değil mi" diye sordu bana. "Tabi ki inanmıyorum, biliyorum, çünkü gözlerimle gördüm" diye cevap verdim. 
İnanmak ve bilmek, birbirlerine zıt kavramlardır. İnsan bildiği şeye inanamaz, inandığı şeyi de bilemez. Eğer biliyorsa inanmasına gerek kalmaz çünkü zaten biliyordur. Eğer bir şeye inanıyorsa, o konudan emin değildir ki inanma ihtiyaca hissediyordur. 
Bakkala uğrayıp evine ekmek alan bir insan "poşetimde ekmek olduğuna inanıyorum" demez. Derse saçma olur. Çünkü ekmek gözlerinin önünde poşete konulup eline verilmiştir. O andan itibaren elindeki poşette ekmek olduğunu biliyordur. Bu kişi bu durumu şu sözlerle ifade eder: "Poşetimde ekmek var." Görüldüğü üzere ortada inanmakla ilgili bir durum yoktur çünkü kesin bir yargı söz konusudur. 
Bakkaldan ekmek alıp evine dönen insanın "poşetimde tereyağı olduğun…

İstanbul'da Otobüse Binmek

Resim
Çevremde daha önce İstanbul'da yaşamış birçok kişi vardı. Yani İstanbul hakkında çok şey duymuştum. Kendim gelip tecrübe edince, herkesin sadece kendi gözünden anlattığını anladım. Çünkü benim gözümden görünün kısım, biraz daha farklıydı. 
Beni en çok şaşırtan, sabahın köründe durakların dolu olması ve hiç kimsenin yüzünde uykulu bir halin görünmemesiydi. Otobüste herkesin önüne bakması, kimsenin kimseyle muhatap olmamak için özel bir çaba harcamasıydı. 
İlk birkaç günün şokunu atlatınca, ben böyle olmayacağım demiştim. Otobüse binince şoföre selam verecek ve herkesin yüzüne gülümseyecektim. Kimseyle muhatap olmamak için kendimi kasmayacak, rahat olacaktım. Bir şeyleri değiştiremeyeceğimi biliyordum ama en azından içim rahat olacaktı. 
İşin rahat olma kısmı kolaydı. Zaten öyleydim ve isteseydim de kendimi değiştiremezdim. Fakat mesele şoförlere selam vermeye gelince bu o kadar da kolay olmayacaktı. 
Uzun uzun gözlemlerim sonucunda gördüm ki şoförler çok sinirli oluyorlar. Bırakın…