Ana içeriğe atla

4. TLÇK


Türkiye'de her yıl meğerse lisansüstü çalışmalar kongresi yapılıyormuş da bizim haberimiz yokmuş. Bu sene ev sahipliğini bizim üniversite hatta bizim fakülte yapınca konuyu tam anlamış oldum.

TLÇK, yani Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresinin dördüncüsü bu sene Dumlupınar Üniversitesinde yapıldı. 

Bana düşen görev diğer illerden gelen misafirlerin karşılanmasına yardım etmekti. Bu vesileyle birçok araştırmacıyla tanıştım, bazılarıyla sohbet etme imkanı buldum. Üç gün süren konferans boyunca kısa da olsa sohbetlerle araştırmacı arkadaşlardan bir şeyler kapmaya çalıştım. Yapılan oturumların bazılarına katılarak (hepsine katılmak imkansız) birbirinden değerli çalışmaların özetini birinci ağızdan dinledim.

Kongrenin detaylarına girmeyeceğim, merak eden TLÇK yazıp bakabilir. Ben daha çok şaşırdığım iki konudan bahsedeceğim. Birincisi gelen araştırmacılardan bazılarının söylediği, İlahiyatçıların hayatın gerçeklerinden uzak durdukları meselesi. Bu arkadaşların iddiasına göre biz hep tarihle ilgileniyormuşuz, hayata dokunmuyormuşuz. İlginçtir ki ben hak verdim. Sanki gerçekten de biz hayatın içine karışmıyoruz. (Üzerinde düşünmek lazım)

Bir diğer konu ise bir arkadaşın, "Osmanlı payitaht (başkent) dışındaki yerlere bir şey yapmamış." iddiasıydı. Kütahya'da Germiyanoğulları'nın eserleri var. Bu arkadaş da Osmanlı'nın buralarda bir şey inşa etmediğini,  buranın beyliklerden kalmak eserlerle ünlü olduğunu söyledi. Ona göre Osmanlı sadece başkent olarak kullandığı ve şehzade şehri olan şehirler dışında bir yere yapılar inşa etmemişti.

Bu ve buna benzer güzel anılarla kongremiz sona erdi. Bir sonraki kongrede buluşmak dileğiyle...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …