Ana içeriğe atla

Binali Abi ve Obama

Ulaştırmada bir eşi daha olmayan ama teknolojiden anlamadığı her halinden belli olan Binali abinin bir konuşmasına şahit olmuştum. "Bu teknolojik işleri çok kurcalamamak lazım" diyordu. Bunun üstüne onu ve Obama'yı karşılaştıran bir video hazırlanmıştı. Binali abi kurcalamayın derken Obama aksine, kurcalayın diyordu. "İnternetten uygulama indirmeyin demiyorum, indirin ama bir tane de siz yapın" diyordu.

Adamlar hiç durmuyor, hep yapıyorlar zaten. Bugün ellerimizden düşürmediğimiz aletleri onlar yaptı, sürekli açık tuttuğumuz web siteleri onlar yaptı. Buna rağmen hala "yapın, üretin" diyorlar. Çünkü büyük düşünüyorlar.

Biz ne yapıyoruz? Sadece kullanıyoruz. Kötü mü kullanıyoruz, hayır bu işte baya iyiyiz. Adamların satmak için bin bir yolla kilitlediği programlarını bedava kullanmakta üstümüze yok. Ne yapar ederiz, o programı çalmanın bir yolunu buluruz.

Lise yıllarımda tarih hocamız "Rönesans neden İtalya'dan çıktı" diye sormuştu. "Çünkü toktular" dedim. Aç ayı oynamazdı çünkü. Peki bugün neden oynamıyoruz? Hala aç mıyız? Hiç sanmıyorum. Evet çok zor zamanlar geçirdik ama baya bir zamandır ekonomik olarak baya iyi durumdayız.

Peki bu durgunluk neden? Bence kendine inanmamaktan. Orijinal olmaya çalışmamaktan. Öyle sanıyorum ki toplumlarda yönelimler birbirini takip üzere gidiyor. Bir toplumda bir kere bir şeyler adet olmuşsa baya bir zaman o adet üzere devam ediyor. Sanırım biz de taklidi adet edindiğimizden üretemiyor, orijinal olamıyoruz.

Bence boş tartışmaları (Twitter'da tartışılan hemen hemen her şeyi) bir kenara bırakıp, üretmeye yönelmeliyiz. Kendimizi ıspatlamak, dünyaya öncülük etmek ve bizim bir eksiğimiz yok diyebilmek adına ortaya bir şeyler koymalıyız.

İnanırsak olur bence.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.