Ana içeriğe atla

Dünyanın En Güzel Duygusu

Doktorlar ultrason cihazından fotoğraf yazdırıp "al babası" diye elime uzattıklarında hiçbir şey hissetmiyordum. Alışveriş yapıp minicik minicik elbiseler aldığımızda da hiçbir şey hissetmiyordum. Bende bir sorun mu vardı yoksa içime bir şeylerin ineceğini bekleyerek yanlış mı yapıyordum?

Bu yaşıma gelmiştim hemen hemen hiçbir çocuğu öpmemiştim. Pek sevmezdim de. En çok gıdıklardım falan yeğenlerimi. Acaba kendi çocuğumu sevecek miydim? 

Zorlu, çok zorlu bir doğum sürecinden sonra hemşire gelip "bebek doğdu, elbiselerini verin" deyince sevinçten ne yapacağımı bilemedim. Çocuğun doğmasına değil, daha çok eşimin kurtulmasına sevinmiştim. Hemşireden durumunun iyi olduğunu öğrenince de omzumdan büyük bir yükün kalktığını hissetmiştim. 

Sonra beni odaya çağırdılar. Bak bu senin çocuğun dediler. Baktım, hala hiçbir şey hissetmiyordum. O kadar küçüktü ki ağlayamıyordu bile. Fakat bence sadece bir çocuktu ve orada öylece yatıyordu. İçime gökten inmesini beklediğim sevgiden ses seda yoktu. 

Sabah onu kucağıma aldım. Küçük, mor, çirkin, buruşuk bir şeydi. Tatlı falan da değildi. Yaşlılıktan küçülmüşe benziyordu. Sana benziyor dediler ama ben yine de bir şey hissetmedim. 

Eve gittik iki gün sonra. Artık sakinlik yerini telaşa bırakmıştı. İstanbul kar altındaydı, yürünmüyordu bile ve biz bebek üşümesin diye uğraşıp duruyorduk. Geceleri uyuyamadım birkaç gün. Bebek kıpırdasa uyanıyordum. Arada bir kontrol ediyor, acaba nefes alıyor mu, acaba kusmuş mu, acaba iyi mi diye endişeleniyordum. 

Kendimden çok daha fazla onu düşünüyordum. O zamanlar anlamamıştım ama galiba onu kendimden çok seviyordum. Küçüktü, oynanacak gibi değildi; belki bu yüzden hissedemiyordum. 

Fakat ne zaman ki güldü, işte o zaman hayatımın yeni başladığını anladım. Artık acı onun ağlaması, tatlı gülüşüydü; kış uyuması, bahar uyanıklığıydı, cehennem hastalığı, cennet onun  kokusuydu. 

Onu bağrıma basmak, dünyanın en güzel duygusuydu. 

Yorumlar

  1. Rabbim hayırlı güzel bir ömür versin Yusuf hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin, Allah razı olsun Emrullah hocam, Allah sana da nasip etsin. :)

      Sil
    2. Amin hocam inşallah. Allah razı olsun :)

      Sil
  2. Ne guzel de baba olur senden. Allah bagislasin insallah Rabbim hayirli evlat eylesin kardesim. Kiz mi erkek mi adi ne yegenimin?
    Cok sevindimm artik sivrisinekler yerine evladinla konusursun ;) ;) ;)
    Peki tamam sustum Allah a emanet olun selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah razı olsun, amin, inşallah abla.

      Konuşuyoruz, ben uzun uzun anlatıyorum, o sade "agu agu" diyor. Yuvarlanıp gidiyoruz işte. :)

      Sil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.